1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye'de Kırsal Nüfus ve Kentsel Nüfus

Konusu 'Türkiye Coğrafyası' forumundadır ve dderya tarafından 28 Mayıs 2015 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.330
    Beğenileri:
    7.518
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    91 ÇTL
    KIRSAL ve KENTSEL NÜFUS

    Nüfus ayırımında kullanılan ölçütlerden biri de yerleşim biriminin nüfusu ile nüfusun sosyal ve ekonomik özelliğinin belirtilmesidir. Kırsal nüfus, genel olarak köy ve kasabalarda yaşayan nüfustur. Bunların nüfusu birkaç yüz ile birkaç bin arasında değişir. Köylerde, en fazla birkaç yüz haneden oluşan meskenler bulunur. Kentsel alanları nüfusu on binden başlar, birkaç milyona kadar ulaşır. Bazen küçük bir köyün nüfusu, bir kentteki bir blok apartmanın veya sitenin nüfusu kadardır.

    İki asır kadar önce dünya nüfusunun çok azı (% 3) şehirlerde yaşıyordu. Günümüzde ise bu oran % 50 dolayındadır. Kıtalar arasında şehir ve kırlarda yaşayan nüfus bakımından çok önemli farklar bulunmaktadır. Örneğin şehir nüfusu oranı; Avrupa'da % 71 'i, Güney Amerika'da % 65'i Kuzey Amerika ise % 77'dir. Bu oran, Afrika’da % 28, Asya'da % 17'dir.

    Bir ülkede veya bir bölgede nüfusun şehir veya kırlarda ağırlık kazanması, o ülke veya bölgenin sosyal ve ekonomik durumunu da yansıtmaktadır Sanayileşmiş ileri ülkelerde, nüfusun önemli bir bölümü şehirlerde yaşamaktadır. Bunun aksine, tarıma dayalı ülkelerde nüfusun büyük bir bölümü kırsal alanlardadır. Toplumsal yapı açısından da şehirle kır toplumu arasında büyük farklar vardır. Şehirlerde yaşayan insanlarda geleneksel kültür ve davranışlar önemli ölçüde kaybolmaktadır; çeşitli kültürlere sahip olan insanlar bir arada yaşamaktadır. Kırsal alanlardaki toplumlarda ise geleneksel davranışlar ve kültürler hâkim durumdadır.

    KIRSAL NÜFUS

    ülkemizde, kırsal alanlarda, özellikle nüfusu 10 binin altındaki kasaba ve köylerde yaşayan nüfusa kırsal nüfus denir. Bu nüfusun geçim kaynağı önemli ölçüde tarıma (hayvancılık ve ormancılık dahil) dayanır. Ancak, idari ayırıma göre durum daha farklıdır. İdarî ayırımda, 10 bin nüfusun altında bulunan ilçe merkezleri de şehir kapsamına alınır.

    Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında, kırlarda bulunan nüfus, toplam nüfusun büyük bir bölümünü oluşturuyordu. Mitekim 1927'deki nüfus sayımına göre nüfusumuzun % 84'ü (11 milyon 412 bin kişi) kırsal alanlarda yaşamaktaydı.

    Kırsal nüfusun hâkimiyeti, 1980’li yılların başına kadar devam etmiş ve ilk olarak 1985 yılında şehir nüfusu, kır nüfusundan daha fazla sayıya ulaşmıştır. Özellikle, 1950'den itibaren alt yapı yatırımlarının fazlalaşması ve sanayileşme, kırsal alanların zamanla boşalmasını hızlandırmıştır. 1985 nüfus sayımına göre, ülkemiz nüfusunun yaklaşık üçte biri, 2000'in altında nüfusa sahip köylerde, 14'te biri de nüfusu 2-5 bin arasında değişen köy ve kasabalarda yaşamakta idi. 2000 nüfus sayımına göre, nüfusumuzun %35,1'i kırsal, % 64,9'u kentsel merkezlerde yaşamaktaydı. 2009'da kır nüfusu % 24.5'e düşerken keant nüfusu % 75.5'e yükselmiştir.

    Türkiye genelinde, kent nüfusu şehre oranla yükselmiş ise de. bölgelere olan durum çok farklıdır. En fazla kent nüfusu % 79 ile Marmara, % 70 ile İç Anadolu bölgelerindedir. En az kent nüfusu % 49'la Karadeniz, % 53 ile Doğu Anadolu bölgelerindedir. Bu durum, ülkemizdeki nüfus hareketliliğini ve sosyal ve ekonomik yönden değişmeyi yansıtmaktadır. Yani, şehirlerde nüfus artışı, ülkemizde kırsal yerleşmelerden şehirlere doğru göçün devam ettiğini, kırsal nüfusta büyümenin durduğunu, hatta kırsal nüfusun gerilemeye başladığını ortaya çıkarmaktadır. mİ|H

    KENTSEL NÜFUS

    Ülkemiz, 1950'den itibaren, eskiye oranla, ali yapı yatırımlarının artması, sanayileşmeye doğru beliren eğilim sonucu, kentleşme sürecine girmeye başlamıştır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde görülen en önemli özellik lerden biri, yüksek nüfus artışı ve bunun beraberinde getirmiş olduğu kentleşmedir. Dünya geneline baktığımızda, gelişmekte veya gelişme çabası içinde olan ülkelerde, 1950'li yıllardan günümüze kadar olan süreçte nüfus artış hızı, % 2-3 arasında değişmiştir. Bu artış hızı, kentlerde % 6-7 civarındadır. Günümüzde gelişmekte olan ülkelerde kentleşme ve kent nüfusundaki artış, gelişmiş ülkelerden daha hızlı olarak seyretmektedir. Nitekim, kent nüfus artışı, 1980'li yıllarda gelişmiş ülkelerde % 2'yi bulmaz iken, gelişmekte olan ülkelerde % 4'ü aşmıştır. Bu fark nedeni ile son 50 yılda kentsel nüfus, gelişmiş ülkelerde iki katına, az gelişmiş ülkelerde beş katına ulaşmıştır.

    ülkemizde idari bölünüşe göre, 1927'de % 24 dolayında olan kent nüfusu, hızlı bir şekilde artarak 2009'de, % 75.5'e ulaşmıştır.

    Kent nüfusu yönünden ülkemizin durumu, dünya ülkeleri arasında "orta” seviyededir. Yani ülkemiz kent nüfusu, dünya kent nüfusu ortalaması olan % 40’ın üstündedir. Ancak ülkemizdeki kentleşme sağlıksız olmakta ve köylü kentler gibi bir olgu göstermektedir.

    Kentlilik, aslında bir ülkenin gelişme göstergesidir. Türkiye'de kentleşmede I görülen artış, sanayileşmenin doğrudan bir sonucu değildir. Yani şehrin Elciliğinden değil, kırın itici gücünden doğan göç olgusudur. Bugün şehirlerimize gelenlerin önemli sayılacak bir bölümü, üretken olmayan apartman hizmetleri, işportacılık, seyyar satıcılık, pazarcılık gibi işlerde çalışmaktadır. Oysa gelişmiş ülkelerde kentleşme süreci, sanayileşme ile birlikte başlamış ve kırsal alanlardan gelenlerin büyük bir bölümü, fabrikalarda çalışmaya başlamışlardır.


    kaynak:

    İbrahim Atalay'ın Türkiye Coğrafyası ve Jeopolitiği kitabı
     
    ZeyNoO bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş