1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye'de Kuklacılık

Konusu 'Yaratıcı Drama ve Etkinlikler' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 5 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    Eski Türk geleneklerinde yer alan kukla, belli bir amaca yönelik anlatım için çeşitli tiplerin, şekillerin ve cisimlerin oyunlaştırılması sanatıdır. Tahta, alçı, mukavva veya bezden yapılmış elle, iple veya sopayla oynatılan bu küçük bebeklere "kukla", bebeklerle yapılan gösteriye "kukla oyunu" ve oynatan kişiye de "kuklacı" denmektedir.
    Türk Gölge Oyunu içerisinde çok eski bir tarihe sahip olan kukla sanatı, eski dönemlerdeki kadar yoğun olarak yapılmasa da halen devam etmektedir. Kuklalar; güldürmek, eğlendirmek amacıyla yapıldıkları gibi oynatılmaları sırasında gerek kişileri gerekse kurgusal hikâyeleri ile eğitici bir işleve sahip olmaları bakımından da oldukça önemlidirler.
    Türkiye’de geçmişi Orta Asya ve Mezopotamya’ya kadar uzanan ve Anadolu topraklarından Osmanlı İmparatorluğu'na geçen ve asıl gelişimini bu dönemde gösteren kuklacılık, günümüzde birkaç sanatçıyla yaşamaktadır. Ancak değişen yaşam şartları, teknolojik ilerlemeler ve ilgisizlik gibi nedenlerle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan kuklacılığın tanıtılması, geliştirilmesi ve yaşatılması gerekmektedir.
    Bu nedenle kukla yapımını gerçekleştiren kişiler tespit edilmeli, bu alanda çalışan kişilere destek verilmelidir. Bunun için üniversiteler, diğer ilgili kurum ve kuruluşlar birbiri ile koordineli çalışmalı ve hem çeşitli ulusal ve uluslararası yayınlarla desteklenmeli hem de çeşitli festival, yarışmalar düzenlenmelidir. Yapılan araştırma ve çalışmalarla, kaybolmaya yüz tutmuş ya da diğer bir ifade ile geliştirilmesi için fazla çaba gösterilmeyen bu eski Türk sanatının ülkemize tanıtım ve ekonomik açıdan yarar sağlayacağı inancındayız.

    Tarihi
    İlk kuklanın ne zaman yapıldığına ilişkin kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak yazılı kaynaklar ilk kez eklemli kafatası ve menteşeli maske formuyla ilkel toplumların büyü ve dini törenlerinde kullanılmıştır. Bu maske ve kafatasları hareket edebilen eklemlere sahip bebek ve diğer figürlerden oluşmaktadır. Bunların bazıları günümüzde dünyanın pek çok yerindeki müzelerde sergilenmektedir (Avcı, Turla 2003). Hindistan’daki Yeni Delhi Müzesi’nde bir zamanlar iple bağlanmış olduğu anlaşılan bir terracota maymunu bulunmaktadır. Bu maymun yaklaşık olarak MÖ 40.000 yıl öncesine tarihlendirilmektedir. Yaklaşık olarak aynı zamanlara ait Mısır kökenli bir figürde Fransa Paris’teki Louvre Müzesi’nde bulunmaktadır (Roth 1975). Eski Mısır'da piramitlerde, ipli kukla oynatan bir insanın varlığı, binlerce yıldır devam eden bu geleneği göstermektedir. Ayrıca kukla gösterilerinin eski Yunan ve Roma’da yapıldığı, gezgin kuklacıların Asya ve Avrupa’da köy, kent ve panayırları dolaşarak gösteri yaptıkları bilinmektedir (Oral 2003).
    Orta Asya’da varlığı bilinen kukla, İlk çağlarda Kolkarcak, Kagucak gibi adlarla oynatılmıştır. Geleneksel tarzda oynatılan kukla; el kuklası ve ipli kukla olmak üzere iki çeşittir. El kuklaları konulu bir oyun türünde, ipli kuklalar ise genellikle dans eden kuklalar türündedir (Oral 2003). Selçuklularda ve Osmanlılarda kukla oyunlarının olduğu bilinmektedir. Kuklaların nereden, nasıl ve hangi yollarla Türklere geldiği konusunda çok değişik görüşler bulunmaktadır. Bunların içinde kuklanın Orta Asya’da Türkler arasında yaygın olarak oynatıldığı, göçler sırasında Anadolu’ya getirildiği ağırlık kazanmaktadır. Türkistan, Özbekistan ve Orta Asya Türklerinde kukla oyunlarına "Çadır Hayal" ve "Kol Korçak" adı verildiğini biliyoruz. Bugün bile Anadolu’da bebek anlamına gelen "korçak, kudevcuk, kuçav, kavur, konçak, kaburcak, kavurcak, goğurcak" kelimelerinin yaşadığını bunların hepsinin öz anlamları yanında kukla ve bebek anlamına geldiğini araştırmacılar kabul etmektedir. Orta Asya Türklerinde, özellikle Özbeklerde çok zengin bir kukla geleneği bulunmaktadır. Türkistan’da "Korçak Oyunu" adı verilen kuklanın başlıca iki türü bulunmaktadır. Bunlardan biri çadır hayal ipli kukladır. "Dest Korçak" ya da "Kol Korçak" ise el kuklasıdır. Türklerde ise özellikle Osmanlılar döneminde kukla çok yaygın ve çeşitlidir. Bu örneklere eski kaynak metinlerinde de rastlanmakla birlikte, eski şenlikleri gösteren sayısız minyatürlerde görülmektedir (And 1996). Osmanlı döneminde çok çeşitli olan kuklalardan biri Çingenelerin oynattığı çok ilkel biçimdeki "iskemle kuklası"dır. El kuklası ve ipli kukla haricinde araba kuklası çok bilinen bir türdür. Araba kuklasında kuklayı oynatan kişi arabanın dibine gizlenip, büyük boy kuklaları sopa ile oynatırlardı. Ayrıca içine insan girerek oynatılan dev kuklalar da bulunmaktaydı.
    Ancak Anadolu’da yüzyıllar boyunca köylerde görülen kukla türleriyle şehirlerde görülen kuklaların birbirinden ayrı yapılarda, işlevlerde olduğu belirtilmektedir. Köylü tiyatrosu geleneğinde kukla, ritüel özelliklerini bugün bile korumuştur. Anadolu’da yağmur yağdırmak için bugün de adına "Bebek", "Çaput Adam", "Kepçe Kadın", "Bodi Bostan", "Gelin Gok", "Kepçe Başı", "Su Gelini", "Kodu Gelin” v.b. ilkel kuklalar kullanılmaktadır. Anadolu’da da kuklalar için çeşitli deyimler vardır. "Korçak", "Hemecik", "Bebek", "Karacör" gibi Anadolu’da çok ilginç bir kukla türü çok yaygındır. Bu üçlü bir kuklayı aynı kuklacının oynatmasıdır. Kuklacı iki kuklayı birer eline alır, el kuklası gibi parmakları ile oynatır. Anadolu’da köylerde çeşitli adlar altında oynatılan bir kukla da "canlı kukla"dır. Burada aslında kukla yoktur, fakat oyuncular kendilerini kukla biçimine sokmaktadırlar. Oyuncular çıplak karınları üzerine yüz resmi çizerler, sonra başlarını ve kollarını kasnak üzerinde bir örtüyle örterler karna çizilmiş yüzün omuz düzeyine gelen yere bir oklava bağlanır, buraya bir gömlek giydirilir.
    Günümüzde daha çok kırsal bölgelerde oynatılan bu kukla türleri dışında Türk tiyatrosu içerinde yer alan ipli kuklalar ve el kuklaları halen devam etmektedir (And 1977). Türkiye’de (Osmanlılarda) yüzyıllar boyunca çeşitli kukla türleri oynatılmıştır. Daha çok 17. yy.da yaygın olarak kullanılan kukla, 19. yy.ın sonunda batı tiyatrosu, yerli orta oyunu ve tuluat tiyatrosunun karışımından oluşmuş minyatür seyirlik bir oyun niteliğine kavuşmuştur (İvgin 2000). Bu çalışmada amaç, Türk kukla sanatının kısa tarihçesi, kukla çeşitleri ve ahşap malzeme ile yapılan ibiş el kuklasının yapımında kullanılan araç-gereçler ve yapım aşamalarını incelemektir. Ayrıca Türkiye’de kukla tasarımı, yapım ve oynatım tekniklerini geliştirmek ve tanıtım çalışmaları ile gelecek nesillere aktarmak çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır.
     

Sayfayı Paylaş