1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkiye'nin Kadın Karnesi

Konusu 'Kadın' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 15 Şubat 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    İşte Türkiyenin Kadın Karnesi


    Türkiye 20 Ocak 2005’te Birleşmiş Milletler’de kadın haklarıyla ilgili bir sınava girmişti biliyorsunuz. Ta 1985 yılında altına imza attığı BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin (CEDAW), taraf olduğu maddelerini ne kadar yerine getirdiğine dair, oldukça ince elenip sık dokunan sorulara muhatap olmuştu

    PEKİYİLER


    Medeni yasa değişti Türkiye BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni 1985’te imzalarken, o zamanki Medeni Yasa’sının kadına ilişkin (Ailenin reisi erkektir, kadının çalışması kocasının iznine tabidir gibi...) oldukça geri hükümleri nedeniyle sözleşmenin bu konuları içeren 15 ve 16. maddelerine geçici olarak ‘rezerv’ koymuştu. Yani bir tür ‘Ben bunları şimdi yapmam’ demişti. Medeni Yasa bu tarihten çok sonra, 2002’de değişebildi. Her ne kadar boşanmada mal paylaşımını yasanın çıktığı tarihten başlatıp geriye dönük işletmeyerek yine bir eşitsizlik durumu yaratsa da Medeni Yasa reformu ve Türkiye’nin rezervleri kaldırması CEDAW’da memnuniyetle karşılandı.

    Dayakçı kocayı evden uzaklaştıran yasa çıktı

    4320 sayılı Aileyi Koruma Yasası, 1998’de yürürlüğe girdi. Koruma Emri olarak da adlandırılan ve aile içinde şiddete uğrayan kadınların, şiddet tehdidinden bir an evvel ve güvenli bir biçimde kurtarılmasını amaçlayan yasaya göre, şiddet uygulayan kişi, yargı kararıyla ortak yaşam ve çalışma alanlarından uzaklaştırılıyor. Türkçesi, karısını döven koca, kadının bulunduğu yere belli bir mesafeden fazla yaklaşamıyor. Her ne kadar uygulamasında pek çok aksaklık olsa da bu yasanın çıkması CEDAW raporunda olumlu bir gelişme olarak yer aldı.

    Evlilik içi tecavüz ve işyerinde taciz suç sayıldı
    Evlilik içi tecavüzün nihayet suç sayılması ve cezalandırılması, ayrıca işyerinde taciz kavramının da bir suç olarak yasada yer alması, olumlu karşılandı.

    Anayasa’nın 10. maddesi karmaşası Anayasa’nın kadın erkek eşitliğine ilişkin 10. maddesinde, geçen nisan ayında yapılan değişiklik de CEDAW Komitesi’nden iyi not aldı. Ancak Türkiye’deki kadın örgütlerine göre bu değişiklik söz konusu eşitliğin gerçekleşmesi için yeterli değil. çünkü olumlu ayrımcılık anlayışı yok. Hatta muğlaklığı nedeniyle, kadınlara fırsat eşitliği yaratmak üzere alınacak geçici önlemleri bile engelleyebilir. Ancak Bakan Akşit toplantıda ‘Ha geçici önlem ha devlet sorumludur demişiz, ne fark eder’ dediği için, bu da ‘pekiyi’ listesinde.

    Kadın için bireysel başvuru CEDAW’ın, kadınların herhangi bir konuda ayrımcılığa uğradığında, yaşadığı ülkede yasal yolları tüketip sonuç alamadığı durumlarda bireysel başvuru yapabilmesini sağlayan ek protokolü de Türkiye tarafından 2002’de imzalandı. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi bir yargı mercii değil ama yine de çoğu hukukçu, konunun uzmanlarından oluşan bir komite. Kararların bağlayıcılığı olmasa da komite vakanın uluslararası sözleşmelere aykırı olup olmadığına karar veriyor. Türkiye’nin ayrıca, uluslararası sözleşmeleri kendi kanunlarının üstünde görmeyi kabul etmesi de CEDAW’ın olumlu gelişmeler listesine girdi.

    SIFIRLAR

    Kadına karşı ayrımcılık nedir, tanımlayın CEDAW komitesine göre, Türkiye’de ne Anayasa’da, ne yasalarda kadına karşı ayrımcılık kavramı tanımlanıyor. CEDAW’ın 1. maddesine göre bunun yapılması gerekiyor.

    Kağıt üzerinde reform olmaz Reformlar sadece yasaların değiştirilmesiyle yapılamaz, değişimi sahada da görmek lazım. Türkiye’nin kadın-erkek eşitliği ve ayrımcılığın önlenmesi için kamuoyunu bilgilendirip bilinçlendirecek, duyarlılığını artıracak kampanyalar yapması, sadece halk için değil, milletvekillerinden emniyet ve yargı mensuplarına kadar herkes için eğitim programları düzenlemesi gerekiyor.

    TCK ve Medeni Kanun hálá endişe verici Türk Ceza Yasası’nın yeni revize edilmiş, hatta yürürlüğe bile girmemiş (nisanda girecek) olmasına rağmen, hálá kadınlar aleyhine maddeler içermesi CEDAW tarafından ‘endişe verici’ bulunuyor. Mesela bekaret kontrolü hálá net bir şekilde yasak değil. Bekaret testi ya da herhangi bir vajinal muayene için önce kadının onayının şart olması gerekiyor. 15-18 yaş arasındaki gençlerin, karşılıklı rızaya dayanan cinsel ilişkilerinde yasak devam ediyor. Türkiye’nin ataerkil bir toplum olduğu düşünülürse, bu durum genç kadınların hak ihlaline uğramasına neden olabilecek durumda... Medeni Yasa’da, boşanma durumunda mal paylaşımının 2002’den önceki vakaları kapsamaması da eşitsizlik yaratan bir durum.

    Sığınma evi sayısı yok denecek kadar Aile içi şiddete karşı mekanizmalar, destek hizmetleri çok yetersiz.

    Şiddete uğrayan kadınlar ne tür haklara sahip olduklarını, hangi kurumsal mekanizmaları nasıl kullanacaklarını bilmiyor. Kadın sığınma evlerinin sayısı yok denecek kadar az. Bu görev yerel yönetimlere devredildi ancak, devlet bu sığınma evlerinin belediyeler tarafından, bu konuda pratiği olan kadın kuruluşlarıyla birlikte, uygun bir şekilde açılması, sürekli açık tutulması ve yenilerinin açılması için gerekli fonları sağlamak ve iyi işleyip işlemediğini denetlemek zorunda.

    Kadının adı çalışma yaşamında yok Türkiye kadının işgücüne katılım oranının rekor düzeyde düşük olduğu ülkelerden; kentsel alanlarda yetişkin her 100 kadından sadece 18’i çalışıyor.

    Bunun en önemli nedeni kadının ev işleri, çocuk bakımı gibi geleneksel sorumlulukları ve kültürel kısıtlamalar. Yani, devlet bu sorunu iki üç meslek kursuyla çözemez. çocuklara kreş hizmetleri, babalara doğum izni, kadınların ev dışındaki hareket özgürlüğü gibi sosyal kültürel reformları desteklemeli.

    Ha töre, ha namus, ne fark eder demek yanlış, çok fark ediyor

    Türkiye’nin, BM’nin Aralık 2004’teki genel kurulunda ‘namus cinayetlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik tavsiye kararını sponse eden ana devletlerden biri’ olduğunu biliyor muydunuz? Türkiye’de kadınların ‘namus’ bahane edilerek çatır çatır öldürüldüğünü adı gibi bilen herkes buna ilk tepki olarak ‘Neyine güvenerek?’ der elbette. İpek İlkkaracan, şöyle açıklıyor durumu: ‘Biz bu durumun garip ve çelişkili olduğunu gölge raporda belirttik. çünkü, daha yeni revize edilmiş TCK’da tüm çabamıza rağmen, namus cinayeti yerine çok bilinçli bir şekilde töre cinayeti dedi Meclis... Üstelik verilecek cezalarla ilgili cümlelerde muğlak, hatta çelişkili ifadeler var!’

    Biraz geri gidelim: TCK tasarısının ilgili maddesi tartışılırken, Türkiye’de kadın örgütleri ‘töre’ değil, ‘namus’ cinayeti denmesi gerektiğini bas bas bağırmıştı; çünkü namus daha genel bir kavramken, töre daha doğu ve güneydoğuya
    özgü, aşiret gelenekleriyle ilişkili, sınırlı bir suçtu, tüm namus cinayetlerini kapsamıyordu. Madde meclisten ‘töre cinayeti’ olarak geçti.

    Geçti ama arkasında büyük bir boşluk bıraktı. Mesela İstanbul’da bir koca, karısını öldürüp hakim karşısına çıktığında, ‘Başkasıyla ilişkisi vardı namus için öldürdüm’ dediğinde cezası indirilebilirdi! çünkü töre cinayeti değildi. (Ki bu namus kavramı çok geniş, mini etek giymek, radyodan şarkı istemek, yolda bir erkeğe selam vermek de cinayet nedeni olabiliyor Türkiye’de.) Üstelik yeni TCK’ya eklenen ‘haksız tahrik’ maddesi, hem kendi içinde çelişiyor, hem bu suçlarda indirimin yolunu yeniden açıyordu.

    Bu tartışmada hep ‘ne fark eder canım, ha töre ha namus’ diyen Devlet Bakanı Güldal Akşit, New York’taki CEDAW toplantısında, soruları ‘Ama haksız tahrik maddesi var’ diye cevapladı. Maddenin kendi içindeki çelişki içinse ‘Döndüğümüzde bakarız’ sözü verdi. Yine de CEDAW ‘Namus yerine töre cinayeti denmesi, namus cinayetlerinin cezalandırılmasında aksaklıklara yol açabilir, indirime gidilebilir’ endişesini dile getirdi ve bu durum raporun ‘Dersinize çalışmamışsınız’ bölümüne girdi.

    BM Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) 1979’da kabul edildi. Türkiye sözleşmeyi ancak 1985’te, o da rezervli olarak imzaladı.

    Sözleşmeyi imzalayan her ülke, periyodik olarak BM’ye o alanda rapor sunuyor, raporu okuyan CEDAW da o ülkeyi çağırarak sorular yöneltiyor, hükümete sözleşmenin gereklerini yerine getirmesi için tavsiyede bulunuyor. 1990’lı yılların sonunda bu toplantılara resmi delegasyon dışında sivil toplum örgütleri de davet edilmeye başlandı. Sivil kadınlar, başlangıçta komite üyeleriyle ancak tuvalete giderken iki dakika konuşabiliyordu, şimdi bu durum iyice kurumsallaştı. Sivil örgütler ve gölge raporları, CEDAW toplantılarının vazgeçilmezi.

    Geçtiğimiz ay yapılan son CEDAW toplantısına Türkiye’den sivil kadın kuruluşları, iki gölge rapor sundu. Biri Kadının İnsan Hakları Yeni çözümler Vakfı’nın, 27 kuruluşun bir arada olduğu ve ceza yasası reformunda çok katkısı olan TCK Kadın Platformu’nun desteğinde verdiği rapordu. Diğeri ise yine pek çok kadın kuruluşunun Ankara’da bir araya geldiği CEDAW Platformu tarafından hazırlandı.
     

Sayfayı Paylaş