1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkler ve Demircilik / Demir Kültürü

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 8 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [​IMG]
    Türkler ve Demircilik / Demir Kültürü​


    Dünyanın en büyük imparatorluklarını kurmuş olan bozkırlı Türkler, yaşadıkları her dönemde çağdaşlarına göre daimi olarak yüksek bir harp sanayiine sahip olmuşlardır. Bu üstünlükte rol oynayan en büyük etken de, onların, madencilik alanında aşağı yukarı her kültürde görülen bakır bronz ve altın işlemeciliği dönemlerini yaşadıktan sonra, bu alanda son safha olarak kabul edilen demircilik aşamasını da diğer toplumlardan daha erken bir dönemde yaşamış olmaları ve bu alanda da oldukça mahir olmaları idi. Çünkü artık günümüzde, bu sanatın, yani demirciliğin ilk ortaya çıktığı coğrafyanın Altaylar olduğu ve dolayısıyla Türkler tarafından tesis edildiği ve buradan da bütün dünyaya yayılmış olduğu bilinmektedir.

    Nitekim tarihte Altay dağlarının kuzey kısımlarında yaşayan Türk boyları, demircilikle şöhret bulmuşlardı. Bunun bir göstergesi olarak da; XVII. yüzyılda Rus esaretine geçen bu bölgede yer alan dağlara Rusların Demirciler Aladağı demeleri ile, yine burada kurmuş oldukları şehre de Demircikent adını vermelerini zikredebiliriz. Yine aynı şekilde, son yıllarda bu bölgede yapılmış olan kazılarda bulunan Türk mezarlarındaki kazanlar ile demir silahları da bu cümleden olarak zikredebiliriz.

    Öte yandan, Altay, Ural ve Sayan dağlarında eski Türkler tarafından işletilmiş olan maden ocaklarında bulunan çok miktardaki demir aletleri ve silahları da Türklüğün madencilik ve özellikle demircilikle olan bağlantısını ortaya koymak için örnek gösterebiliriz. Tarih ve coğrafyaya ait eski Türk, Çin ve Arap kaynaklarının hepsinde Türklerin atalarının demirci olduğundan bahsedilmesini de az önce belirttiğimiz delillere ekleyebiliriz ki, zaten, yukarıda anlatılanların tabiî bir sonucu olarak demircilik, Türklüğün tarih boyunca özellikle uğraştığı bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunda da herhalde, bu madenin Türkler tarafından mukaddes sayılmasının ve dolayısıyla demirciliğin de Türkler için kutsal bir iş ve meşgale olmasının etkili olmuş olabileceğini düşünüyoruz.


    Bunun bir göstergesi olarak, bazı Türk topluluklarında herhangi bir konuda ant içilecek olduğunda, demire olan saygıyı ifade etme anlamında kılıç üzerine yemin edilmesini örnek olarak gösterebiliriz. Nitekim, Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve başka Türk boylarının halkı ant içtiklerinde veya bir konuda sözleştiklerinde demiri ululamak için kılıcı çıkararak önlerine koyarlar “sözünde durmazsan kılıç kanına bulansın öcünü alsın” anlamında bir söz söylerlerdi Aynı şekilde, Türk folklorunda da demircinin önemli bir yer tutmasını bu cümleden olarak belirtebiliriz. Çünkü, bugün bile hala Kazak, Kıpçak ve daha başka Türk topluluklarında loğusa kadınlar, albastıdan, bir çekiç ve demir parçası ile “demirci geldi, demirci geldi” diye bağırmak suretiyle korunmaktadırlar. Yine Orta Asya’daki Şaman törenlerinde de “demir ve demircinin ayrı bir yeri”nin olduğu bilinen bir gerçektir.

    Türklük alemi içinde kutsallığına bu şekilde işaret ettiğimiz demir ve bununla uğraşan demirci ile onun icra ettiği sanatın önemini belirtmek için onların, yani demir ve demircinin destanlara bile girmiş olduğunu belirtmemiz herhalde yeterlidir diye düşünüyoruz. Nitekim Ergenekon Destanında, dağlar arasında çoğalarak sıkışıp kalan toplulukların, buradan çıkabilmek için tek yol olarak görülen bir geçitte yer alan demir madenini eriterek dışarı çıktıkları bilinmektedir.

    Ergenekon’da yüz yıllardır kapalı kalan Türklerin, aydın dünyaya çıkmak için yol ararken bir demircinin “ben bir yer gördüm, orada demir madeni var.. eğer onu eritirsek yol buluruz” demesi üzerine söz konusu demirden dağın eritilerek yol açılması suretiyle dışarıya çıkmasından ibaret olan bu olayın geçtiği gün, Türkler tarafından bayram sayılmıştır. Türk dünyasında kurtuluş günü olarak da kabul edilen bu günün anısına o günden beri her yıl bir demir parçasının ateşte kızdırılması ve kıpkırmızı olan bu demirin önce hanlar, sonra beyler tarafından dövülmesi adet olmuştur. Böylelikle, ilkbahar bayramlarında Türk hakanları tarafından örs üzerinde demirin dövülmesi ile aynı zamanda Türklüğün millî sanatı olan demircilik tebcil edilir hale gelmiştir ki, bu tören az önce de değinildiği üzere eski Türkler tarafından dinî ve millî bir bayram sayılmıştır.

    Biz, Manas destanında da demir ve demirciye ait konuların işlenmiş olduğunu biliyoruz. Bu konuda da, Manas’ın sefere çıkmazdan önce her defasında demircisine giderek kılıçlarını ona biletmesi ve silahlarını tamir ettirmesi ile, demircinin Manas’a kılıcı ve zırhı nasıl yaptığını, bunları yaparken neler çektiğini vb. konuları örnek gösterebiliriz. Burada özet olarak vermeye çalıştığımız destanî rivayetlerde yer alan madencilik ve demircilikle ilgili motifler, bize, bu alanda çok eski devirlerden beri Türklerin arasında yer alan tarihî gerçekleri anlatmaktadır.

    Madenciliğin ve demirciliğin Orta Asya Türklüğü açısından sahip olduğu önem ve bu önemle paralel olarak bu alanda ortaya konan eserlere ait bugün elimizde çeşitli kanıtlar mevcuttur. Mesela İslam öncesi ve daha sonraki dönemlerde de Türklüğün, günlük hayatında önemli bir yere sahip olan atların koşumlarının yapımında ve yine günlük hayatında önemli bir yere sahip olan silahların demir madeninden imali konusunda oldukça usta olduğu bir gerçektir. Nitekim, başlıca meslekleri madencilik ve demircilik olan bozkır Türklüğü, bu madenden mükemmel kılıç, kalkan, temren, kargı ve mızrak imal etmekteydi. Bu kılıçların hayvan figürlü kabzaları, altın levhalar ile kaplanır ve değerli taşlar ile süslenirdi. Aynı şekilde kayış uçları, kemer tokaları, ok kutuları, zırhlar, tolgalar ve kav mahfazaları da çoğunlukla altın ve gümüş kaplamalar ile kaplanırdı. Bütün bunlardan dolayıdır ki, demircilik, bozkır Türklüğünün, yerleşik hayat yaşayan toplumlar üzerinde kolayca hakimiyet kurmasında etkili bir unsur olmuştur.

    Diğer yandan, Orta Asya Türklüğü, madenciği ve dolayısıyla demirciliği sadece askerî gerekçelerle sevmiyor veya icra etmiyordu. Bunun yanında, Orta Asya’da madencilik, Türkler tarafından sivil gerekçelerle de icra edilen ve bu alanda da ürünler verilen bir meslekti. Nitekim, sivil hayatla ilgili olarak Türklerin madeni tabakalar, maşrapalar, kazanlar, ibrikler, kovalar ve heykeller de yapmış olduğu bilinmektedir. Bütün bunlar da bize, madenciliğin Türklük alemi içersinde ne derecede gelişmiş olduğunu bir kez daha göstermektedir.

     

Sayfayı Paylaş