1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türkler ve Türk Dünyası

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve wien06 tarafından 19 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Türk kelimesinin manası ; "Güçlü, kuvvetli, miğfer, türemiş, şekil kazanmış" demektir. Türk Dil Kurumu'nun hazırladığı Türkçe Sözlük'te, Türk; Asya ve Doğu Avrupa'da yaşayan, Türkçe'nin çeşitli lehçelerini konuşan soy ve bu soydan gelen kimse diye belirtilmektedir. Sözkonusu bu kimselerden oluşan topluluklara Türkler denir. Türkler; Türkçe ve bu dilin lehçelerini konuşurlar.

    Türk kelimesinin geçtiği ilk devlet, Göktürk (Kök-Türk) İmparatorluğu'dur. Orhun Kitabelerimde Türk kelimesi; bazen Türk, bazen de Türük olarak yazılmıştır. 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud; "Türk adının Türkler'e, Tanrı tarafından verildiğini belirterek, Türk adının "Gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı" demek olduğunu belirtir. Türk kelimesi, gerek İslâm, gerek Iran ve gerekse Tevrat'ta geçmektedir. Tevrat'ta Türkler'in Hazret-i. Nuh'un oğlu Yafes'in soyundan geldiği kabul edilir.

    Cengiz Han'ın soyundan gelen Ebülgazi Bahadır Han, 1660 tarihinde yazmış olduğu Şecere-i Terâkime (Türklerin Soy Kütüğü) adlı eserinde şu bilgilere yer verir:

    "... Nuh Peygamber üç oğlunun her birini bir yere gönderdi. Hâm adlı oğlunu Hindistan ülkesine gönderdi; sâm adlı oğlunu İran memleketine gönderdi ve Yâfes adlı oğlunu Kuzey Kutbu tarafına gönderdi. Ve üçüne de dedi ki; Irisanoğullarındah siz üçünüzden başka kimse kalmadı. Şimdi üçünüz üç yurtta durun. Ne zaman çoluk çocuğunuz çoğalırsa, o yerleri yurt kılıp oturun, dedi.

    Yâfes'e bazıları Peygamber idi demişlerdir ve bazıları peygamber değil demişlerdir. Yâfes, babasının emri ile Cûdi dağından gidip İdil ve Yayık suyunun yakasına vardı. İkiyüzelliyıl orada durdu, sonra vefat etti. Sekiz oğlu var idi. Çocukları pek çok olmuştu. Çocuklarının adları şunlardır: Türk, Hazar, Sak-lap, Rus, Ming, Çin, Kimeri, Tarih.

    Yâfes öleceği sırada büyük oğlu Türk'ü yerine oturtup, diğer çocuklarına dedi ki: Türk'ü kendinize padişah bilip, onun sözünden çıkmayın, dedi. Türk'e Yâfesoğlu diye lakap taktılar. Çok edepli ve akıllı insan idi. Babasıyla birçok yerleri gezdi ve gördü. Sonra bir yeri beğenip orada oturdu. Bugün o yere Isıg Köl derler. Çadır evi (otağı) o çıkardı. Türkler'in içindeki bazı âdetler var, ondan kaldı..."

    Türkler, üç beyaz ırk grubundan "Europid" grubunun "Turanid" tipinden gelir. Kafa yapıları "Brakisefal" (Yuvarlak kafalı)dır. Ortaçağ ve Iran kaynaklarında Türk sözü, "Güzel insan" karşılığı kullanılmıştır.

    Türkler'in anavatanı Orta Asya'dır. 9. yüzyıldan itibaren, Orta Asya'da yaşayan Türkler; nüfus fazlalığı, mer'a yetersizliği, su kıtlığı gibi sebeplerle göç etmeye başlamışlardır. Orta Asya'dan dört bir yana gerçekleşen bu göçlerin en önemlisi batı yönünde olmuştur. Batı yönünde gerçekleşen göçler sonucu, 11. yüzyılda Anadolu Türkleşmiş ve daha sonra Avrupa içlerine kadar yayılmışlardır. 20. yüzyılda ise dünyanın bütün kıt'alarına dağılmışlardır. Avustralya'dan Brezilya'ya kadar, dünyanın her tarafında, bugün Türk vardır.

    Türkler üzerinde geniş araştırmalar yapan Alman araştırmacı Blumenthal ise, Türkler hakkında şunları kaydeder:
    "Türkler denilince biz Almanlar, çoğu zaman bizde yaşayan ve Boğaz'dan (İstanbul Boğazı) gelen işçileri gözümüzde canlandırırız. Fakat son iki bin yıl içerisinde neredeyse Avrupa'nın ve Asya'nın bütün halkları, bu Türk halkları ile temas halinde oldu ve onları vahşi savaşçılar olarak tanıdılar. Lakin bu göçlerle birlikte neredeyse her zaman kültürel yenilikler ve kültürel ilerlemeler meydana gelmiştir. Böylece denilebilir ki; Eğer Türk halkaları olmasaydı, bugün Avrupa daha kötü durumda olurdu."

    Türkler'in İslâmiyet'le tanışmaları, Halife Hz. Ömer (r.a.) döneminden başlar. Daha sonraki yıllarda Türkler'in topluluklar halinde müslüman olduğu görülür. Hz. Muhammed (s.a.v)'in amcası Hz. Abbas (r.a.)'ın küçük oğlu Hz. Kusem'in türbesi, bugün Özbekistan'ın Semerkand şehrindedir. Türkler, müslüman olduktan sonra tarihte büyük imparatorluklar ve medeniyetler kurmuşlardır. Bunlara Müslüman Türk Medeniyetleri denmektedir.

    Türk Dünyası'nın Konumu

    Türk Dünyası, yeryüzü üzerinde, Ekvatora göre Kuzey Yarımküresinde, Başmeridyen'e göre ise Doğu Yarımküresinde yer almaktadır. Matematik konum olarak, yaklaşık 20° Doğu (Batı Trakya), 90° Doğu (Turfan Havzası) boylamları ile 35° Kuzey (KKTC), 55° Kuzey (Kazakistan) enlemleri arasında, kabaca bir dikdörtgeni oluşturur. Dikdörtgenin eni 79 boylam derecesine eşit olarak, 280 dakikalık (4 saat 40 dakika) bir zaman dilimine tekabül eder. Kuzey-Güney doğrultusundaki boy farkı ise 20 enlem derecesidir ki, 2.220 km.'lik bir mesafedir.

    Özel konumu itibariyle, Türk Dünyası; Asya kıt'asının orta ve güneybatısında, adeta Eski kara kütlelerinin tam ortasında yer almaktadır. Okyanuslara bağlantısı, batıda Türkiye üzerinden Karadeniz, Ege ve Akdeniz aracılığı ile olmakta ve Atlas Okyanusu bağlantılı denizyolu ulaşımı yapılmaktadır. Türk ülkeleri birbirleriyle kara sınırı ile bağlantılı olduğundan, kara ulaşımı kolaylığına sahiptir. Öte yandan Türk Dünyası, Asya-Avrupa-Afrika ülkeleri arasındaki havayolu bağlantısını sağladığından büyük bir önemi vardır.

    Türk Dünyası, bir bütün olarak; kuzeyden Rusya Federasyonu, doğudan Çin, güneyden Pakistan, Afganistan ve Iran, güneybatıdan Arap ülkeleri ve batıdan ise Avrupa ülkeleriyle sınırlıdır. Ancak Türkiye-Nahçıvan ile diğer Türk ülkeleri, Ermenistan topraklan ile kesintiye uğramaktadır.

    Türk Ülkeleri'nin tamamı, orta enlemlerde, yani orta kuşakta yer almaktadır. Bu itibarla tropikal ve kutup iklimleri görülmez, iklim şartları bakımından tarım ve hayvancılığa elverişli topraklara sahiptir, insan hayatı için çok iyi bir ortam oluşturan Türk Dünyası toprakları, öteden beri köklü kültür ve medeniyetlerin kurulmasına yol açmıştır.

    Türk Dünyası'nın toplam nüfusu; bugün için , yaklaşık olarak 250 milyonu aşar. Söz konusu bu toplam nüfusun % 25'i Türkiye'de yaşamaktadır. Türk Dünyası'nın dil, din, ırk, kültür ve medeniyet bakımından ortak paydaları vardır. Söz konusu bu ortak paydalar, Türk Dünyası Birliği'nin yapılanmasında önemli rol oynamaktadır.

    Tarih içinde yaşamış Türk devletlerinin yaşadıkları zaman ve mekâna bakılırsa Türkler, Batı Hunları ile 434 'den itibaren Avrupa'da yaşamaya başlamışlardır. Oysa bugünün Amerika Birleşik Devletlerinin Amerika kıtasındaki tarihî geçmişi 200 yıl öncesine ancak dayanır. Anadolu'da çeşitli Arkeolojik kazılar yaparak, Anadolu'nun Türkler'e ait olmadığını ispatlamaya çalışanlar, Amerika ve Avustralya'da da araştırma yapmalıdırlar.

    Dünya ölçeğinde, zaman ve mekân ilişkisi kurularak ve Siyasî Coğrafya'nın süzgecinden geçirilerek denilebilir ki; Japon Denizinden Adriyatik Denizi'ne kadar uzanan geniş topraklar, Türk Dünyası olarak kabul edilmelidir.

    Ve bugün Türk Dünyası, Batı Avrupa ve Rusya'yı güneyden bir hilâl şeklinde çevirmektedir.

    19. ve 20. yüzyılda aralıksız süren Türk soykırımına rağmen, bu hilâl hâlâ dimdik ayaktadır.

    Prof. Dr. Ramazan OZEY
     

Sayfayı Paylaş