1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türklerde Lale Sevgisi

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]


    LALE’ nin Oykusu

    Orta Asya’daki Pamir daglari,
    bes bin metreyi asan zirveleriyle,
    dunyanin en vahsi cografyalarindan birini olusturur.

    Lale’nin Oykusu, iste bu daglarda baslar.

    Turk boylari, ayni anavatandan goc ettiklerinde,
    yanlarina vaxgecemedikleri
    lale soganlarini da alirlar.

    İlk durak İran’dir.

    Butun ulke, lalenin guzelligine meftun olur.

    Omer Hayyam,
    laleyi "kusursuz kadin guzelliginin simgesi"
    olarak gorur.

    Anadolu’da ilk lale motifi,
    Kilicarslan tarafindan yaptirilan
    Alaeddin Kosku’ndedir.

    Kimin ilk olarak fark ettigi bilinmez;
    ama lalenin de Allah ve hilal kelimeleriyle
    ayni harflerle yaziliyor olmasi,
    talihini iyiden iyiye acar.

    Bu harfler, eski Turkce’de,
    "cevahir-i hurufat" olarak adlandirilir.

    Lale, artik Allah’in da remzidir.

    Cami suslemelerinden top dokumune,
    hali desenlerinden savas migferlerine kadar,
    lale her yerdedir.

    Gun gelir;
    Yildirim Bayezid’in Kosova Savasi’nda giydigi
    tilsimli kaftanda koruyucu bir sustur.

    Gun gelir;
    buyuk din alimi Ebussuud Efendi’nin
    botanikte ilk siniflandirma calismalarini yaptigi
    bahcelerdedir.

    1500’lu yillarin ikinci yarisinda,
    Roma-Germen İmparatorlugu
    Buyukelcisi Busbecq’in gonderdigi lale soganlari,
    once Avusturya’ya oradan da Hollanda’ya ulasir.

    Bunu, Hollanda’da yasanan
    akil almaz bir lale cilginligi donemi izler.

    Tek bir lalenin degeri,
    Amsterdam’da koca bir konagi
    satin alabilecek bedellere ulasir.

    Lale, İİİ. Ahmed doneminde,
    Pamir Daglari’ndan baslayan yolculugunun
    onemli duraklarindan İstanbul’a geri doner.

    Kahramanimiz,
    Lale Devri’nin sonu olan Patrona Halil isyaninda ise,
    zevk ve sefahatin bas suclusudur.

    Bu kez,
    tek bir soganina bile yasama hakki verilmeyen
    bir nefretle hayatimizdan cikarilir.

    İste o lale,
    bugun yeniden sokaklarimizda
    baharin gelisini mujdeliyor.


    kaynak: Cengiz OZDEMİR
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    Aşkımdan pürsafâyımdır sanırsın belki bu demler...
    Aşkın neşvesi olmaz Lâle; Eğlâl Leylî; Leylâ olmadan Ey güzel...
    "Üzerimde aşkın pırıltıları olabilir belki...
    Veya âşıkların in'ikasıyla bir kıvılcım görebilirsin yüzümde...
    Bu yüzümde gördüklerin ancak bir gölge ve akisten ibarettir. Ne özüdür, ne de kendisi...
    Aynada yüzünü gördüğün vakit:"-Bu zât benim gibi biridir ancak!" diyebilir misin?
    Bir nehrin üzerine düşen yaprak için:"-Bu ne güzel, ne berrak bir sudur." diyebilmen mümkün müdür? Sana berrak su diyebilmeleri için bulutların ötesinden dökülüp gelen ve nehre karışan bir yağmur damlası olman îcâb etmez mi?
    İşte benim aşka yakınlığım onun akışıyla yönlenen bir yaprak kadar yakın, uzaklığım ise bir o kadar ondan ayrı bir cisim olup ona karışmamdaki zorluktan ve sırdandır.


    Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça "Allâh" lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de "lâle" kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresi'nde "eğlâlen" şeklinde geçmektedir. Manası ise; "boyunduruk"tur. Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hicret edecekleri vakit kapıdaki müşrikleri etkisiz hâle getirmek için Yâsin Sûresi'nin bu âyetini okuyarak onlara bir avuç toprak atmıştı. Müşrikler bunun etkisiyle sanki boyunlarına boyunduruk geçirilmişçesine başlarını aşağıya indirememiş ve Efendimiz'i görememişlerdi. Onlar Efendimiz'i göremedikleri gibi gözleri kâinatın bütün hakîkatlerine âmâ olmuştur.Bunun mukâbili olarak kalblerine Allâh lafzını yerleştiren ve istîdâdınca idrak etmiş olan Hak âşıkları da sanki boyunlarına nurdan bir halka geçirmişcesine başları yukarıda ilâhî cezbeye gark olmuş, onun neşvesiyle müstağrak bir hâldedirler. Aşağının kötülük ve pisliklerinden uzak, mâsivâdan arındırılmış bir gönülle herşeyden mahrûm olanlar için duâ ve ilticâ hâlindedirler.Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar...Lâlenin ebced hesabı 66'dır. Altmış altı "Elhamdülillâh"a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek "Elhâmdülillâh" derler.Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer.Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.Bununla beraber Kur'ân-ı Kerîm'in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de "Bizi dosdoğru yola (Sırât-ı Müstakîm'e) ilet" âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır.Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.Leyl; gece demektir. Gece sevda demektir. "Sevda"nın asıl manası "siyah"tır. Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır. Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! İşte o zaman her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır. Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup, asıl kasdedilen "Mevlâ"dır. Her yerin âyân oluşuyla kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir.Ve Cebrâil'in "Oku" emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "Mevlâ" görür hâle gelir.Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece "yâr" haberdâr olsun. Öyle ki, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için gönlü dâim hüzne gark olurken dahî, yüzü her lahzâ beşûş (mütebessim) idi...

    ALLAH,Lale,Hilal...

    Ebced hesabında bir durum var lâle ile lafzının değeri… ikisi de 66 ya tekabül ediyor bu nedenlede lale’yi Cenab-ı hakkın simgesi olarak saymışız. Bazı yörelerimizde işi 66 ya bağlamak deyimi hala kullanılır.Biz millet olarak hilâl'i islamın simgesi haç'a karşı bizim simgemiz olarak görmüşüzdür. Hilâl kelime olarakta 66 ediyor ebcedde. Yani hilâl,lâle ve Cenab-ı Hakk'ın en muazzam ismi olan aynı sayı değerinde…Lâle, hilâl ve (cc) lafızlarının ebced değerinin aynı olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde lâleye apayrı bir değer verilip sevgi beslenildiğini... Özellikle Osmanlı kültüründe, lâlenin oldukça yoğun bir alaka görüp bir lâle soğanının bin altına kadar müşteri bulabildiğini ve zamanın padişahı III. Ahmed'in bir ferman yayınlayarak bu fiyatlara bir sınırlama getirmek zorunda kaldığını. . . Bir devre adını veren bu tefekkür simgesi çiçeğin o dönemde 1108 çeşit renkte üretildiğini...Antiparantez belirtmek istiyorum...Lâle’nin Osmanlılar tarafından çok sevilmesi sadece çok güzel bir çiçek olmasından dolayı değil. Arapça harflerle yazıldığında Lâle kelimesiyle kelimesinde aynı harfler kullanılıyor. Bir de Arap harfleriyle yazılan Lâleyi tersten okursanız Hilâl kelimesi ortaya çıkıyorki bu da biliyorsunuz Osmanlı bayrağının,ambleminin sembolü...

    Lalenin anlamları:

    Boyunduruk:
    Allah:

    Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça "Allâh" lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de "lâle" kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresi'nde "eğlâlen" şeklinde geçmektedir. Manası ise; "boyunduruk"tur.

    Hilal:
    66 Sayısı:
    Elhamdülillâh:
    Lalenin için kömür gibi kapkara:
    İçi kara, dışı parlak. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici görünümde:
    Altı yapraklı. Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur:


    Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar...Lâlenin ebced hesabı 66'dır. Altmış altı "Elhamdülillâh"a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek "Elhâmdülillâh" derler.Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer.Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.

    Lale içindeki siyahı göstermeyip gizler:
    Lale dışardan güzel rengini gösterir:

    Leyl; gece demektir. Gece sevda (Siyah->Kara Sevda->Kapkara) demektir. "Sevda"nın asıl manası "siyah"tır. (Lalenin içi siyah)
    Gönüldeki yârları ve ağyârları yok edersen, her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Leyla (Gece karanlık) olur Mevla (Işık)


    Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.Leyl; gece demektir. Gece sevda demektir. "Sevda"nın asıl manası "siyah"tır. Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır. Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! İşte o zaman her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır. Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup, asıl kasdedilen "Mevlâ"dır. Her yerin âyân oluşuyla kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir.Ve Cebrâil'in "Oku" emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "Mevlâ" görür hâle gelir.

    Allah, Lale, Hilal:
    Allah, Lâle ve Hilâl'in ebced değerleri aynı olup 66 sayısını verir:


    Ebced hesabında bir durum var lâle ile lafzının değeri… ikisi de 66 ya tekabül ediyor bu nedenlede lale’yi Cenab-ı hakkın simgesi olarak saymışız. Bazı yörelerimizde işi 66 ya bağlamak deyimi hala kullanılır.Biz millet olarak hilâl'i islamın simgesi haç'a karşı bizim simgemiz olarak görmüşüzdür. Hilâl kelime olarakta 66 ediyor ebcedde. Yani hilâl,lâle ve Cenab-ı Hakk'ın en muazzam ismi olan aynı sayı değerinde…Lâle, hilâl ve (cc) lafızlarının ebced değerinin aynı olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde lâleye apayrı bir değer verilip sevgi beslenildiğini...

    Lale tersten okunduğunda Hilal olur:


    Lâle’nin Osmanlılar tarafından çok sevilmesi sadece çok güzel bir çiçek olmasından dolayı değil. Arapça harflerle yazıldığında Lâle kelimesiyle kelimesinde aynı harfler kullanılıyor. Bir de Arap harfleriyle yazılan Lâleyi tersten okursanız Hilâl kelimesi ortaya çıkıyorki bu da biliyorsunuz Osmanlı bayrağının,ambleminin sembolü...
     

Sayfayı Paylaş