1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

TÜRK’ün Başını Eğdirmeyen Kahraman

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve wien06 tarafından 26 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL

    “Ben de herkes gibi doğdum ve büyüdüm.Doğuşumda bir ayrılık varsa Türk oluşumdan ibarettir.” Bu sözler mahallede birdir oynayan çocukların kendisini de çağırması üzerine kabul edip, eğilmeyen; “Ben eğilmem. Üstümden böyle atlayabilirseniz atlayın.” Diyen tüm hayatı boyunca da Türk’ün başını eğdirtmeyen ulu önder Atatürk’e aittir.

    Evet o hiçbir zaman Türk’ün başını eğdirmemiştir. Bunu da güçlü karakteri, üstlerine bile sözünü geçirmesi, azimli ve kararlı olması, her işini sağlama almaya çalışmasıyla başarmıştır.

    Aşağıdaki yazı da Ata’sının doğumunun 125. yıl dönümünde , aynı Ata’sı gibi kalbinde vatanına, milletine, bayrağına ve devletine derin bir sevgi besleyen; Ata’sının yolundan gidip Türk ülküsünün gerçekleşmesi için canla, başla çalışacak gerekirse zamanında bütün atalarının yaptığı gibi canını feda edecek olan bir Türk kızının Ata’sına mektubudur.

    “Ata’m;

    Yaklaşık bir asır önce, İstanbul işgal altındayken , bazı İstanbullular Türklüklerinden utanıp uyruklarını değiştirirken , işgalci subayların yakın dostu olmak ayrıcalık sayılırken, Türkler Beyoğlu’nda yapılan Yunan’ın İzmir’i işgali kutlamalarından dolayı utançlarından ve öfkelerinden Beyoğlu’ndan geçemezken, herkesin eli kolu bağlıyken, azınlıklar bizi arkamızdan vururken, önüne gelen devlet kurmaya çalışırken, en milliyetçi aydınlar bile çaresizlikten Amerikan mandasını kurtuluş olarak görmeye başlamışken, Anadolu’da halk perişan, aç-susuzken, halk düşmana karşı kazma kürekle mücadele etmekten yorulmuşken, İngiliz ajanları halkı kışkırtmaya, kandırmaya çalışırlarken sen çıktın tüm dünyanın karşısına.
    Tüm dünya asırlardan beri Türk yurdu olan Anadolu’yu paylaşmaya çalışırken, sen “Dava yıkılmak üzere olan bir imparatorluktan, önce bir Türk devleti çıkarmaktır.” diyerek yeni bir Türk devleti kurdun bu topraklarda.
    İstanbul’un işgali başlamadan önce, İngiliz gemilerinin İstanbul’u ateşe tutmak üzere toplarını havaya diktiklerini gören Cafer elini yumruk yapıp filoya doğru sıkmıştı. “Biz size gösteririz.” Demişti. Kuvay-ı Milliye’nin temeliydi bu yumruk. Sen böyle kararlı bir milletin başına geçmiştin işte.
    Mili Mücadele sırasında, yaklaşan İngiliz ve Yunan birliklerine karşı, askerlerine emir veren komutan: “Topları ateşe hazırlayın, sahte topları da çıkarıp yerleştirin.” diyordu. Sahte toplar ise zifte boyanmış üç uzun soba borusu ve bir çam gövdesinden ibaretti. Sen böyle fakir bir milletin başına geçmiştin işte.

    “Ordunun yiyeceğini, giyeceğini, silahını, cephanesini sonuna kadar sağlamak için hepimiz günlük nafakamıza varıncaya kadar bütün varlığımızı fedaya hazırız.”
    Duydum ki Kemal’in askeri çıplakmış. Allah şahidimdir üzerimdekinden başka çamaşırım yok. Çoraplarımı getirdim. Şimdi yıkadım temizdir. Aha bunlar da çarıklarım.” Diyerek varını, yoğunu vatanının kurtuluşu için feda edecek, böyle fedakar bir milletin başına gelmiştin işte.

    “15. Tümen’in 38. Alayı’na doğru Yunan birliği harekete geçtiği sırada ağır makineli tüfeklerden biri arıza yapmıştı. İğne mahfazasına bakıldığında iğnenin kırıldığı anlaşılmıştı. Ama bir türlü iğine çıkaracağı bulunamamıştı. Bir yandan da Yunan Birlikleri hızla yaklaşıyordu. Mahfazayı yakalayan Abdurrahman Çavuş; dişleri, dudakları, dili cayır cayır yanarak iğneyi çıkardı, kızgın iğne kovanını dişlerinin arasında çevirerek yeni iğneyi taktı. Çevreye yanık kemik ve et kokusu yayılmıştı. Abdurrahman Çavuş, can acısından ve heyacandan bütün ciğerleriyle bağıra bağıra yakına gelmiş olan Yunan askerlerini biçmeye başlamıştı.” Sen böyle kahraman bir milletin başına geçmiştin işte.

    Ali Fuat Paşa Çiçerin’e söylemiş:

    “ ... Ankara-İstanbul arasında ki gizli telgraf haberleşmesini sağlayan telgrafçıların parolası “zafer” dir. Askeri gereçler İstanbul’dan İnebolu’daki askeri birime, gizlice ticari eşya ile sevk edilir. Bu araçların teslim edileceği kapalı adres şöyledir. “Zafer Ticarethanesi-İnebolu”.
    Kağnıcı kadınlar yolda doğum yaparlarsa, çocuklarına “Zafer” adını koyarlar. Zafere böylesine inanmış ve bağlanmış bir halkı yenmek mümkün müdür?” Sen böylesine inanmış bir milletin başına geldin işte.
    Bu millet önce Allah’a sonra inanmıştı. Ne zamandan beri bir kurtarıcı arıyordu bu millet. O kurtarıcı ise; yüreği vatan, millet aşkıyla yanan sendin.
    Önce Allah’a sonra sana inanan; kararlı,fedakar, kahraman millet kurtuldu sonunda. Kendi devletini kurdu bu millet sayende. Devletini kurduktan sonra da sana inandı; sana güvendi. Senin millet aşkına , senin dehana, senin ilkelerine inandı.
    Ama o günlerden bu günlere çok şey değişti Ata’m.

    Senin milliyetçilik ilken vardı. “Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ırkın evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır.” Diyordun. Ya şimdi ... Senin Milliyetçiliğine işlerine gelmeyenler ırkçılık diyorlar Ata’m.

    Senin halkçılık ilken vardı. Hiçbir sınıfa, zümreye, ya da kesime ayrıcalık tanınamazdı. Ya şimdi ... Parası olan, arkası kuvvetli olan, dış güçlere yakın olan, kendi milli benliğini inkar eden ayrıcalıklı sayılıyor.
    Senin devletçilik ilken vardı. Devletin gelişmesi için, devlet güçlü ekonomik temeller üzerine kurulmalıydı. Ya şimdi ... Satıla satıla devletin elinde bir şey kalmadı Ata’m. Devletin malı deniz oldu.
    Senin laiklik, cumhuriyetçilik ve inkılapçılık ilkelerin vardı. Herkes kendine göre yorumladı bu ilkeleri. Birbirinden farklı bir çok tanım dolayısıyla da anlaşmazlıklar çıktı ortaya.
    Atatürkçülük vardı. Senin fikirlerini, düşüncelerini tam olarak anlamayan kişiler Atatürkçülüğün arkasına sığınmaya başladı. Atatürkçülüğün içi boşaltıldı. Kurunun yanında yaş da yandı.
    Kültürümüz, dilimiz yavaş yavaş bozulmaya başladı. Aydınlarımızın bazıları Türk ve Atatürk düşmanlığını bir beceri saydı. Aynı Osmanlı’nın son zamanındaki Ali Kemaller gibi.
    Bütün bunlar yetmedi İstiklal Marşı’mızda ki “kahraman ırkıma” kelimelerinin marşımızdan çıkarılması istendi, Türklüğe hakeret edildi. Kurtuluş Savaşı’nda bile yaralı düşman askerleriyle kendi ekmeğini paylaşan bir millete “soykırım” iftirası atıldı.


    Ama senin kemiklerin sızlamasın Ata’m. Merak etme. Arkanda milyonlarca “Biz doğrudan doğruya milletperveriz ve Türk Milliyetçisiyiz.” Sözüne inanan genç var. Arkanda biz varız Ata’m. Senin ve bütün şehitlerinizin emaneti olan bu eşsiz vatanı kimseye kaptırmayacağız, senin başını asla eğdirtmediğin bu kahraman ve yüce Türk Milletinin başını biz de eğdirtmeyeceğiz. Bayrağımız kıyamete kadar en yükseklerde dalgalanacak inşallah. Müspet tüm alanlarda milletimizin ve devletimizin adı duyulacak. Ahlaklı, faziletli, üstün karakterli nesiller yetiştireceğiz.

    Allah ruhunu şad eylesin Ata’m.
     

Sayfayı Paylaş