1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Türk’ün mertliği Türk’ün zaafıdır.Düşman en çok bu zaaftan faydalanır.

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [​IMG]
    Genel olarak Eski Türk Devletlerinin kuruluşunu bir tesbihe benzetebiliriz.Bilindiği gibi eski Türkler boylar halinde yaşarlardı.Zaman içerisinde boylardan birisi güçlenir , diğerlerini hakimiyetine alır ve tesbihin en büyük boncuğu olan imame gibi baş olurdu.Diğer boylarda tesbihin diğer taneleri olan boncuklar gibi imame nin çevresine dizilirlerdi.Türk Kültürü ve töresi ise boyları bir arada tutan bağ yani tesbihin ipi gibidir.

    Devletlerin kuruluşu gibi yıkılışlarıda işte bağın zayıflaması ve sonunda kopması ile olur.Türk kültür ve töresinin zayıflaması tesbihin ipinin çürümesi gibidir.Özellikle dış tesirler nedeniyle boylar arasında düşmanlık girmesi,nifak sokulması ,Çin’in lüks yaşantı ve kültürünün benimsenmesi gibi nedenler boyları birleştiren bağı koparır ve neticede Türk birliği dağılır,aynı tesbih kopunca boncukların ortaya saçılması gibi başsız kalan Türk boyları dört bir yana dağılırlardı.

    Bu yüzden Göktürk yazıtlarında Türk büyükleri Türkleri bir arada tutan bağa dikkat çekerek ‘’ Ey Türk Milleti üstte gök çökmedikçe ,altta yer delinmedikçe senin il’ini (devlet) ve töreni kim bozabilir ‘’demişlerdir.

    Türklerin Talas Savaşından sonra (751) İslam’ı kabul etmeleriyle başlayan süreçte ise Töre nin birleştirici özelliğini ,onun temel değerlerini ve daha fazlasını bünyesinde barındıran İslam dini üstlenmiştir.Bir görüşe göre eski Türk dini olarak kabul edilen töre misyonunu tamamlayarak Allah’ın son peygamberinin getirdiği İslam Dinine Türkleri hazırlayıcı görevinide başarıyla tamamlamıştır.

    Bizde bu görüşe katılıyoruz ve bir Tengri ye iman eden eski Türkleri Hanif olarak kabul ediyoruz.

    Bu kısa girişten sonra gelelim Türk Tarihinin beklide en mühim ve çok uzun bir dönemini kapsayan Osmanlı Devletine.

    Osmanlı Devletinin genelde Oğuzların Bozok kolunun ,Günhan soyunun ,Kayı boyundan geldikleri ,bize göre daha evvel olması muhtemel olsada 1299 tarihinde Söğüt merkez olarak kurulduğu kabul edilir.

    Osmanlı Devleti denilebilir ki Türk devletleri içerisinde en zor ,en kozmopolit ve en değişken coğrafyada kurulan devlettir.Buna rağmen Osmanlılar bu küçücük kasabada bir avuç inanmış insan ile öylesine sağlam öylesine hoş görü ve adalete dayalı öylesine emsalsiz bir toplumun mayasını çalmışlardır ki ,bu mayadan müteşekkil toplum ve medeniyet 622 yıl nefasetini muhafaza etmiş ,mayası gözyaşı ve kan olan kısa sürede kokuşmuş bulunan Batı medeniyetine karşı her türlü güzelliğin temsilcisi olmuştur.

    Osmanlı mayası önce Anadolu Türk Beyliklerini,sonra Anadolu ,Rumeli ve Balkanlardaki gayrımüslimleri ,Doğu da kardeş Kürtleri ,Orta doğu da Arap ve Acem (İran)leri bu hoş görü deryasına katmıştır.Bu birleşimden muazzam bir güç vucut bulmuş ,Türk gövde Kürt sağ kol diğer unsurlarda vucudun diğer azaları olmuşlardır.

    Yıldırım Bayezid’in geçici bir dönem kurduğu Anadolu Türk Siyasi Birliği Ankara Savaşıyla dağılmışsa da bu eşsiz insan hamuru maya nın etrafında yeniden Yavuz Sultan Selim tarafından Turnadağ Savaşı ile kesin şekilde sağlanmıştır.

    Fakat zaman çok acımasızdır.Osmanlı nın sabır ve hoş görü kılıcıyla fethettiği topraklara zamanla çok büyük acılar çöker.17.yy dan itibaren Avrupa da aç gözlü bir canavar yavaş yavaş güçlenmektedir.Canavar önce Amerikanın üzerine ,pisliğe üşüşen sinekler gibi saldırır.Bu müthiş bir kıyımdır.İnsanlığın 200 küsür yıldır Moğol İstilasından beri görmediği bir kıyımdır bu.Kısa sürede Yeni kıta da Maya ,İnka ,Aztek Uygarlıkları yokedilir. Kızıldereliler ise ölmekle bitmeyen cesur savaşçılardır.Ancak onlarında her gün yeni ölüm silahlarıyla gelen beyaz adama karşı şansları yoktur.Sonunda kıta paylaşılır ve sıra Afrika ya gelir.

    Beyaz adamın kara yüreği, siyah bedenli beyaz yürekli insanları da ezer.Artık beyaz adam efendi siyah adam köledir.O günün siyah adamları bu gün ,beyaz adamın anlattığı insan hakları masallarını dinleseler sanırım kahrolurlardı.Bu gün aynı düzen modern kölelik anlamında devam etmekte…

    Böylece kıtalar paylaşılır sıra ülkelere gelir.Hedefler seçilir.İlk hedeflerden biri haşmetli günlerini çoktan geride bırakmış olan sanayileşememiş,sömürgeleşmemiş Osmanlı dır.

    İki güç karşılaşır.Kan,Barut,Çelik Medeniyetine karşı ,At ,Silah,Avrat Medeniyeti …

    Kan beyaz adamın gıdası,barut öldürmenin ve köleleştirmenin vasıtası ,çelik ise sömürmenin yoludur.At ise Türk’ün en büyük dostu,silah namusu korumanın yolu, avratsa namusun ta kendisidir.

    Avrupa diğer bir yandan birbirinide yemeye başlamıştır.Osmanlı’ya ise ya benimsin ya toprağın gözü ile bakmaktadır ve hiç biri onu bir başkasına yar etmeyi göze alamamaktadır.Osmanlı Devlet adamları bu gerçeği fark ettikleri andan itibaren bunu ustaca Avrupa ya karşı kullandılar.Bu siyasetin adı ‘’Denge Siyaseti ‘’dir.En ustaca 2. Abdülhamid’in güttüğü bu siyaset sayesinde Osmanlı bir süre daha ayakta kalmayı başarır.Buna karşın bu kötü dönemlerde dahi her daim mazluma kucak açmak bir Osmanlı geleneğidir.Bunda zarar görse dahi hiçbir zaman beis görmez.Kendine sığınanı düşmana teslim etmekte Osmanlı nın lugatında yazmaz.

    Yıldırım Bayezid kendisine sığınan Karakoyunlu Kara Yusuf ve Celayiroğlu Ahmed’i Timur’a teslim etmemekle şimşekleri üzerine çekmiş ve kendi sonunu hazırlamıştır.2.Bayezid Endülüs te Müslümanlarla birlikte Yahudileride Hıristiyan kıyımından kurtarmış hatta ileride ne tür zararlar vereceklerini bile düşünmeden Osmanlının Rumeli topraklarına hatta İstanbul’a yerleştirmiştir.Hint Denizi çevresinde bulunan mazlum Müslümanlara da yardıma koşmuş hatta sırf bu sebeple Osmanlı maliyesi ilk defa açık vermiştir.

    Osmanlı ,sonunu hazırlayan Viyana Kuşatmasına da sırf Avusturya nın ezdiği Macarlara yardım için gitmiş, fakat ne ummuş ne bulmuştur?Başı sıkışan İsveç Kralı Demirbaş Şarl ,Leh ve Macar mültecilerde daha sonra Osmanlı ya sığınmıştır.

    Dolayısıyla Türk’ün mertliği onun zaafıdır.Düşman en çok bu zaaftan faydalanır.Ama mert’e namertlik yakışır mı?Yakışmaz ,Türk böyle güzeldir.



    Tarkan Suçıkar
     

Sayfayı Paylaş