Tuz

aslann

Ülken İçin Yaşa Aşkın İçin Öl!
Katılım
25 Tem 2009
Mesajlar
7,623
Beğeniler
515
Şehir
MAVİ
#1
Yemeklere ayrı tat veren madde.Onsuz yemek düşünemiyorum. :)
 

Papatya

Men sebete nebete...
Süper Moderatör
Katılım
6 Ags 2012
Mesajlar
22,024
Beğeniler
6,468
Şehir
Seattle.
#2

Zamanında fazlasıyla tükettiğim şimdilerde azalttığım bir besin kaynağı.
Sodyum klorür (NaCl)

- Fazla tüketildiği takdirde vücuttaki suyu tutar.
 

-araz-

EYVALLAH...
V.I.P
Katılım
24 Arl 2011
Mesajlar
7,525
Beğeniler
1,564
#3
tuz, bır yemekte olmazsa olmasım.
tatlı olmadan bir ömrü geçiririm ama tuzsuzluğa hayıırrrrr
 

TeBeSSüm

Pamuk Prenses ツ
Süper Moderatör
Katılım
19 Eyl 2006
Mesajlar
6,218
Beğeniler
3,557
Yaş
30
Takım
BEŞİKTAŞ
#4
Tuz olmadan tat olmazki yemeklerde. Tabi fazlası zarar.
 

Papatya

Men sebete nebete...
Süper Moderatör
Katılım
6 Ags 2012
Mesajlar
22,024
Beğeniler
6,468
Şehir
Seattle.
#5

Yokluğuna dayanamadığım hatta o yemeği tuz yoksa yemediğim görülmüştür.
" Tuzsuz ye tuzsuz! Yeter be napıyorsun! " sözlerini duymuşluğum çoktur.
 

aslann

Ülken İçin Yaşa Aşkın İçin Öl!
Katılım
25 Tem 2009
Mesajlar
7,623
Beğeniler
515
Şehir
MAVİ
#6
Hikayesi olan madde.-Tuzsuz hayatın çekilmez olduğuyla ilgili-
 

ZeyNoO

٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠
V.I.P
Katılım
5 Ags 2008
Mesajlar
61,530
Beğeniler
6,246
Takım
GALATASARAY
#7
Tuz'a Dair...

Rivayet odur ki, Âdem aleyhisselâm yeryüzüne iken bir gün elindeki et parçası yere düşmüş. Alıp yemiş. Çok beğenmiş. Meğerse orası tuzlu bir zeminmiş. Biz “Tuz hakkı”nın ciddiye alındığı bir devirde yetiştik. Bir işe erinenlere “Sırtında tuz yükü mü var?” denirdi. Kız çocuk yetiştirmenin mesuliyeti hakkında “Kız yükü, tuz yükü” derlerdi. Tuz, ağır çeker malum. “Yaraya tuz basmak”, meseleyi ağırlaştırmak demekti. Çare diye tutunulan şey bozuksa, “Tuz kokmuş” denirdi. Kırılan şey “Tuzla buz olurdu”. Çabuk biten şey “tuz gibi erirdi”. Saklanacak yiyecekler “tuzlanırdı”. Karagöz oyununda konuşması tat vermeyen karaktere Tuzsuz Deli Bekir derlerdi. Bir de tuz yüklü eşek ile sünger yüklü eşeğin sudan geçme hikâyesi vardı. Biri diğeri ile dalga geçerken, yükü yavaş yavaş eriyen birincisi hafifliyor, yükü ağırlaşan diğeri suya gidiyordu. Develerle, eşeklerle tuz ticareti asırlarca kârlı bir işti.




Tuz eskiden şimdiki gibi fabrikasyon ambalajda satılan bir nesne değildi. Muayyen yerlerde etrafını besleyen tuzlalar vardı. Arabçası memlahadır. Milh, tuz demektir. Meselâ Erzincanlılar, Kemah’ın tuzunu kullanırdı. Bu tuz meşhurdu. Kemah’ın Kömür, Marik ve Tımısı köylerinde tuzla vardı. Ama Kömür tuzu daha kaliteli idi. “Kömür’ün tuzu, Marik’in buzu, Hezerik’in kızı” sözü meşhurdu. Bunu “Kemah’ın tuzu, Erzincan’ın bezi, Bayburt’un kızı” diye de söylerler. Marik’te köylülerin yazdan peynirlerini sakladıkları buz mağaraları vardı. Erzincan’ın da bez dokumaları meşhurdu.


Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Pire berber iken, deve tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken.
Tıngır elek, tıngır felek demişler, bu masalı şöyle anlatmışlar.
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zamanda bir padişah ile bunun üç kızı varmış. Bir gün bu padişah kızlarını başına toplamış, beni ne kadar seversiniz? Demiş. En büyük kız dünyalar kadar, ortanca kızı kucak kadar, küçük kızı da tuz kadar severim demiş.
Padişah küçük kızın cevabına çok sinirlenmiş, insan tuz kadar sevilir mi demiş, ardından küçük kızını cellada teslim etmiş. Cellat, kızı kesmek için dağa götürmüş. Kız cellada yalvarmış, sen de babasın, bana kıyma demiş.
Cellat, kızın yalvarmalarına dayanamamış, onun yerine bir hayvan kesmiş, kızın gömleğini kesilen hayvanın kanına bulayıp padişaha getirmiş.
Küçük kız yollara düşmüş. Az gitmiş, uz gitmiş, bir köye ulaşmış. Orada köyün zenginlerinden birine kul köle olmuş, büyümüş, çok güzel bir kız olmuş. Güzelliği ilden ile, dilden dile yayılmış, kısmet bu ya bir başka padişahın oğluyla evlenmiş.
Aradan bir hayli zaman geçmiş, başından geçenleri kocasına anlatmış, babamları yemeğe çağıralım demiş. Kocası da olur demiş. Gereken hazırlıklar yapılmış, padişah babası ziyafete çağrılmış.
Kızın padişah babası söylenen günde avanesiyle birlikte ziyafete gelmiş. Padişah ve beraberindekiler sofraya oturduğunda yemekler sırayla gelmeye başlamış. Ama kız, aşçısına bütün yemeklerin tuzsuz olmasını tembih etmiş. Padişah hangi yemeğe saldırdıysa eli geri gitmiş, yemeklerin hiçbirini yiyememiş.
O sırada küçük kızı padişahın sofrasından ayağa fırlamış. Padişahım, duyduğuma göre sen küçük kızını seni tuz kadar seviyormuş dediği için öldürtmüşsün demiş. Padişahın söz söylemesine fırsat vermeden işte o küçük kız benim demiş ve bütün yemekleri tuzsuz yaptırdım ki kıymetimi anlayasın sözlerini eklemiş.
Padişah yaptığından utanarak küçük kızının boynuna sarılmış, tuzun ne kadar kıymetli olduğunu anlamış. Ondan sonra yeni bir dönem başlamış. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
 

-araz-

EYVALLAH...
V.I.P
Katılım
24 Arl 2011
Mesajlar
7,525
Beğeniler
1,564
#9
tuzsuz yemek yiyeceğime hiç yemem bile dedirten maddedir.
türkiyedeki tuzların %30 unu kesın ben tuketıyorumdur:)
rivayete göre bol tuzlu yıyen ınsanlar asabı sınırlı ınsanlarmış.hiç kendımı bu sıfatların ıcıne yerleştiremedim ama:)
 

Benzer konular

Top