1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Uçan Kedi ve Mapi

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.181
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    UÇAN KEDİ VE MAPİ

    Sonbahar hiç bu kadar güzel olmamıştı. Altın yapraklar tüm parkı kaplamıştı. Küçük çocuklar şapkalarını takıp parkta keyifle koşuyorlardı. Mapi ise onları uzaktan merakla izliyordu. Bazen o da onların arasına katılıp oynamak istiyor, ama sonra cesaret edemeyip duruyordu.

    Gözlerini bu parkta açmıştı ve yaşlı bir kadının evinde ona bir kaç hafta baktıktan sonra bir sepetin içinde buraya getirip bırakmıştı. Hayal meyal hatırlıyordu Ayrılırken yaşlı kadının çok üzgün olduğu da hatırındaydı.

    Parka geleli üç dört ay olmuştu. İlk günler hiç kolay değildi. Büyük kedilerin hırlaması, köpeklerin kovalaması derken biraz daha büyümüştü. Neyse ki tehlike anında parkta kaçıp saklanacağı pek çok yer vardı. Bazen çocuk parkındaki silindirlerin içine girerek, bazen çalılıkların arkasına saklanarak ve bazen de genç ağaçlara tırmanarak kendini koruyordu.

    Yiyecek açısından da park fena değildi. Parka gelen insanların bıraktıkları ile karnını biraz da olsa doyuruyordu. Bazen iyi insanlar çıkıp yemek bile veriyorlardı. Birazdan park kapanacaktı ve bekçi gelip son kontrollerini de yaptıktan sonra parkın yeşil demir parmaklığını kilitleyecek ve park gecenin sessizliğine hazırlanacaktı. Mapi için bu saatler artık uykuya hazırlanma saatleri idi. Kırkayakların yaprakların üzerinde çıkardığı sesler ya da çimenlerde yiyecek arayan tırtılların sesleri ona ninni gibi gelecekti.


    Tam uykuya dalacaktı. Siyah bir karga yavaşça süzülerek Mapi’nin dibinde uyumaya hazırlandığı ağacın en alt dalına kondu. Uzun uzun Mapi’ye baktı. Mapi de ona. Mapi daha uykuya dalmamıştı ki burnuna çok keskin bir koku çalındı. Bu tehlikenin kokusu idi. Yanılmamıştı.

    Büyük bir av köpeği tam ensesine hamle etmek üzereydi. Sıçradı, tısladı. Ama korkudan bacakları titriyordu. Nereye kaçacağını bilemeden ağaca doğru yanaştı. Av köpeği bir yandan havlıyor ve büyük dişleri ile ona doğru hamleler yapıyordu. Dişleri Mapi’nin kafasından bile büyüktü. Tam o sıra Mapi bir karga sesi duydu. Ağacın dallarından köpeğe doğru süzülüp gagası ile köpeğe çarptı. Köpeğin canı acımış olmalı ki geri çekildi. Karga tekrar yükselip bir kez daha köpeğe çarptı. Köpeğin şaşkınlığında karga bu kez Mapi’ye bağırdı. “Ne duruyorsun. Kaçsana.”

    Mapi sanki bu komutu bekliyormuş gibi doğruca çocuk parkındaki en dar silindirin içine girdi. Plastikten sağlam bir silindirdi. Saatler boyu çıkmadan durabilirdi. Ama korkudan tüm bedeni tir tir titiriyordu. Köpeğin havalayarak uzaklaştığını duyduysa da çıkmaya cesareti yoktu. Sonra üzerinde bir ses duydu.

    - Çıkabilirsin, artık gitti.

    Mapi, usulca kafasını dışarı çıkardı. Konuşan o karga idi. Çevreyi kolaçan etti. Gerçekten köpek gitmişti. Yavaşça dışarı çıktı.

    - Çok teşekkür ederim, Karga Bey.

    - Adım Samba dedi, karga.

    - Memnun oldum. Benimkisi de Mapi. Ama bu isimle beni çağıran hiç kimsem yok dedi.

    - Bu geceyi burada mı geçireceksin, diye sordu Samba.

    - Evet, dedi Mapi. Başka gidecek bir yerim yok.

    - O zaman beni izle, dedi Samba. Sana güzel bir yer göstereceğim.

    Samba, Mapi’nin üzerinde uçarak onu parkın göle bakan kıyısında ağaçlık bir yere götürdü. Mapi biraz yorulduysa da, yokuşları çıktı, hendeklerden atladı. Çok neşeli bir yolculuk olmuştu. Yolda hatta bir salyongazla bile karşılaştı. “Merhaba” deyip üzerinde uçan Samba’yı izleyerek devam etti.


    Samba, Mapi’yi eski bir çınar ağacının yanına getirdi. Orda küçük bir tahta kulübe vardı. Kulübe’nin pencerelerinden tatlı bir ışık sızıyordu. Samba, kulübenin kapısındaki posta kutusunun üzerine konup gagası ile kapıyı çaldı. Sonra da Mapi’ye dönüp “Çok iyi yürekli yaşlı bir adamdır. Şimdilik hoşçakal” deyip çınar ağacının dallarında kayboldu.

    Mapi, kapının önünde kalakalmıştı. Korkmasına rağmen şaşkınlığından kapı açıldığında kaçamadı bile. Yaşlı adam, kapıyı çalanı görmeye çalışıyordu. Sonra yerde paspasın üzerinde duran küçük Mapi’yi gördü. Sakallı yüzü birden tebessümle kaplandı. “Sen de nerden çıktın küçük kedi?” dedi. Sonra da iki eli ile Mapi’yi kavrayıp havaya kaldırdı. Mapi çok korkmuştu, ama yaşlı adamın ona sevgiyle yaklaştığını farkedince korkusunun yerini sevinç kapladı.

    Yaşlı adam, Mapi’ye eski bir sepeti boşaltıp güzel bir yatak yaptı. Yatağı da yanan ocağın yakına yerleştirdi, Mapi geceleri hiç üşümesin diye. Ama yerleştirirken Mapi’ye dönüp “Ateşe yaklaşma. Sadece uzağında durup ısınmaya çalış.” demeyi de unutmadı. Mapi sepette çok güzel bir uykuya daldı. Bu parkta o güne kadar uyuduğu en güzel uykuydu. Uyandığında yaşlı adamın sepetinin yanına içi çok güzel yiyeceklerle dolu bir kase koyduğunu fark etti. Yaşlı adama baktı, ocağın yakınlarında ateşten gelen ışığın altında eski ayakkabıları tamir ediyordu. Yemeğini yedi. Sonra yaşlı adamın yanına gidip bacaklarına sürünüp teşekkür etti. Yaşlı adam da onun kafasını okşadı. Sonra Mapi, eski ayakkabılardan birinin içine kurulup tatlı bir mırıltı ile yaşlı adamı seyretmeye koyuldu.
     

Sayfayı Paylaş