1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Uğur MUMCU - Vurulduk Ey Halkım

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve gezzgin tarafından 26 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. gezzgin
    Dalgın

    gezzgin Üye

    Katılım:
    1 Aralık 2008
    Mesajlar:
    61
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    180
    Banka:
    0 ÇTL
    VURULDUK EY HALKIM

    Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık.
    Babamız sırtında yük taşıyarak,
    getirirdi aşımızı, ekmeğimizi,

    Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla
    caddelerden geçerken,
    bizler bir mumun ışığında
    bitirdik kitaplarımızı.

    Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun
    yüreğini, yüreğimizde yaşayarak
    katıldık o büyük kavgaya.

    Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, asıldık…
    Vurulduk ey halkım,
    unutma bizi…

    Yoksulluğun bükemediği
    bileklerimize, çelik kelepçeler
    takıldı.

    İşkence hücrelerinde
    sabahladık kaç kez,
    isteseydik, diplomalarımızı
    mor binlikler getiren
    birer senet gibi kullanırdık.

    Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
    Yazlık, kışlık katlarımız,
    arabalarımız olurdu.

    Yüreğimiz işçiyle birlikte attı,
    köylüyle birlikte attı.

    Yaşamımızın en güzel yıllarını,
    Birer taze çiçek gibi
    verdik topluma.
    Bizleri yok etmek istediler hep.

    Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

    Fidan gibi genç kızlardık;
    Hayat, şakırdayan bir şelale gibi
    akardı göz bebeklerimizden.

    Yirmi yaşında,
    yirmi bir yaşında,
    yirmi iki yaşında,
    işkencecilerin acımasız ellerine
    terk edildik.

    Tükürülesi suratlarına karşı
    bahar çiçekleri gibi,
    taptaze inançlarımızı fırlattık
    boş birer eldiven gibi.

    Utanmadılar insanlıklarından,
    Utanmadılar erkekliklerinden.

    Hücrelere atıldık ey halkım,
    unutma bizi.

    Ölümcül hastaydık,
    bağırsaklarımız düğümlenmişti.

    Hipokrat yemini etmiş
    doktor kimlikli
    işkencecilerin elinde
    öldürüldük acınmaksızın.

    Gelinliklerimizin ütüsü bile
    bozulmamıştı daha.
    Cezaevlerine kilitlenmiş
    kocalarımızın taptaze duygularına,
    birer mezar taşı gibi savrulduk.

    Vicdan susut,
    Hukuk sustu,
    İnsanlık sustu.

    Göz göre göre
    öldürüldük ey halkım.

    Kanserdik;

    ölüm, her gün bir sinsi yılan
    gibi dolaşıyordu derilerimizde.
    Uydurma davalarla kapattılar
    hücrelere.

    Hastaydık.
    Yurtdışına gitseydik
    kurtulurduk belki.
    Bir buçuk yalındaki kızlarımızı
    öksüz bırakmazdık.
    Önce kolumuzu, omuz başından keserek,
    yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
    fırlattık attık önlerine.

    Sonra da, otuz iki yaşında
    bırakıp gittik bu dünyayı,
    ecelsiz.

    Öldürüldük ey halkım unutma bizi.

    Giresun’daki yoksul köylüler,
    sizin için öldük.
    Ege’deki tütün işçileri
    sizin için öldük.
    Doğu’daki topraksız köylüler;
    sizin için öldük,
    İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler,
    sizin için öldük,
    Adana’da, paramparça elleriyle,
    ak pamuk toplayan işçiler,
    sizin için öldük,

    Vurulduk,
    Asıldık,
    Öldürüldük ey halkım,
    unutma bizi.

    Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den
    armağandı bize.
    Yabancı petrol şirketlerine karşı
    devletimizi savunduk,
    komünist dediler.

    Yirmi iki yaşlarındaydık
    öldürüldüğümüzde ey halkım,
    unutma bizi.

    Mezar taşlarımıza basa basa,
    Devleti yönetenler gizli emirlerle,
    başlarımızı ezmek,
    kanlarımızı emmek istediler.

    Amerikan üsleri kaldırılsın dedik,
    sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
    Emperyalizmin ahtapot kollarına
    teslim edilen ülkemizin
    bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.

    “Ülkemiz bağımsız değil” dedik,
    kelepçeyle geldiler üstümüze.
    Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme
    karşı dalgalandırdığımız
    bayrağımızı daha da dik
    tutabilmekti bütün çabamız.
    Bir kez dinlemediler bizi.
    Bir kez anlamak istemediler.

    Vurulduk ey haklım unutma bizi…

    Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
    Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
    Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.

    Bir gece sabaha karşı,
    Pranga vurulmuş ellerimiz
    ve ayaklarımızla çıkarıldık
    idam sehpalarına.
    Herkes tanıktır ki korkmadık.
    İçimiz titremedi hiç.

    Mezar toprağı gibi taptaze,
    mezar taşı gibi dimdik
    boynumuzu uzattık
    yağlı kementlere.

    Asıldık ey halkım, unutma bizi.

    Bizi öldürenler,
    bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
    ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar.
    Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı
    ya da susmuşlardı
    bütün olup bitenlere.

    Öfkelerini bir gün bile
    karşısındakilere bağırmamış
    insanların gözleri önünde
    öldürüldük.

    Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.

    Batı uygarlığı adına,
    bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
    Korkmadan öldük ey halkım,
    unutma bizi.

    Bir gün mezarlarımızda güller açacak
    ey halkım unutma bizi.
    Bir gün sesimiz,
    hepinizin kulaklarında yankılanacak
    ey halkım, unutma bizi.

    Özgürlüğe adanmış bir top
    çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz.
    ey halkım unutma bizi.
    unutma bizi
    unutma bizi
    unutma bizi
    unutma bizi…

    Uğur MUMCU
     

Sayfayı Paylaş