1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Uluslararası Hukuk (Devletler Hukuku)

Konusu 'Hukuk Köşesi' forumundadır ve Suskun tarafından 1 Haziran 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    Uluslararası Hukuk (Devletler Hukuku)


    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    Uluslararası hukuk, uluslararası ilişkiler altında bir disiplindir. Uluslararası ilişkilerin hukuksal boyutunu bilimsel bir disiplin içinde inceler. Devletler ararası hukuk da denir. Ancak uluslararası ilişkilere yeni aktörlerin girişi bu dalı sadece devletler arası olmaktan çıkarmıştır.
    Bazı üniversitelerde hukuk fakültesi altında yer alır, ama genel uygulama uluslararası ilişkiler bölümleri içinde olmasıdır.

    Alt Dalları

    * Uluslararası Hukuk, Devletler Hukuku (Genel)
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    * Deniz ve Su Hukuku (Okyanus Hukuku)
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    * Uluslararası Ticaret Hukuku
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    * Uluslararası Özel Hukuk
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    * Uluslararası Örgütler
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    * Savaş-Barış Hukuku
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    * Uluslararası Akarsular Hukuku
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
    * Uzay Hukuku


    20. yüzyılda uluslararası hukuğun en önemli konularının başında Birleşmiş Milletler Hukuku gelmiştir.
    Uluslararası hukuk disiplini Türkiye'de henüz gelişme aşamasındadır. Ankara Üniversitesi SBF, Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi [uluslararası ilişkiler bölümlerindeki çalışmalar son dönemde dikkat çekicidir.
    Sadece bu konuya odaklanmış az sayıda kurumdan biri de Ankara'da faaliyetlerini sürdüren UHAM'dır (Uluslararası Hukuk Araştırmaları Merkezi). Ayrıca yine Ankara merkezli DESHAM da (Deniz ve Su Hukuku Araştırmaları Merkezi) uluslararası hukuğun dar bir alanında çalışmalarını sürdürmektedir.
    Türkiye'de sadece bu alanda faaliyet gösteren tek dergi UHP'dir (Uluslararası Hukuk ve Politika). Ayrıca SBF, İİBF ve hukuk fakültelerinin dergilerinde de bu konuda yayınlara rastlanmaktadır.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Deniz ve su hukuku (Okyanus Hukuku)


    Uluslararası deniz hukuku, ülke devletlerinin karasuyu, kıta sahanlığı ve münhasır egemenlik hakkına sahip olduğu su alanlarının tanımlanmasında ve belirlenmesindeki kuralları belirten ve devletlerin bu kurallar dahilinde uluslararası statü kazanmış denizlerden yararlanmalarını belirli bir çerçeveye oturtan bir disiplindir. Uluslararası deniz hukukunun uygulanması diğer uluslararası belgelerde olduğu gibi taraf devletleri kapsar. Fakat günümüz dünya konjonktüründe hemen hemen bütün devletlerin bu kurallara riayet ettiği görülmektedir.


     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU
    HAKKINDA KANUN
    Kanun Numurası :2675
    Kabul Tarihi :20/5/1982
    Yayımlandığı R.Gazete:Tarih :22/5/1982 Sayı : 17701
    Yayımlandığı Düstur : Tertip: 5 Cilt: 21 Sayfa: 339
    I. KISIM
    Milletlerarası Özel Hukuk
    I. BÖLÜM
    Genel Hükümler
    Kapsam

    Madde 1 -
    Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde
    uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararla-
    rın tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir.
    Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklı-
    dır.

    Yabancı hukukun uygulanması

    Madde 2 -
    Hakim, Türk Kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre
    yetkili olan yabancı hukuku resen uygulanır. Hakim yetkili yabancı hukukun muh-
    tevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir.
    Yabancı hukukun olaya ilişkin hükümlerinin tüm araştırmalara rağmen tespit
    edilmemesi halinde, Türk hukuku uygulanır.
    Uygulanacak yabancı hukukun kanunlar ihtilafı kurallarının bir başka hukuku
    yetkili kılması halinde bu hukukun maddi hükümleri uygulanır.

    Değişken ihtilaflar

    Madde 3 -
    Yetkili hukukun vatandaşlık, ikametgah veya mutad mesken esasları-
    na göre tayin edildiği hallerde, aksine hüküm olmadıkça, dava tarihindeki vatan-
    daşlık, ikametgah veya mutad mesken esas alınır.

    Vatandaşlık esasına göre yetkili hukuk

    Madde 4 - Bu Kanun hükümleri uyarınca yetkili olan hukukun vatandaşlık esa-
    sına göre tayin edildiği hallerde, bu Kanunda aksi öngörülmedikçe:
    a) Vatansızlar hakkında ikametgah, bulunmadığı hallerde mutad mesken, o da
    yoksa dava tarihinde bulunduğu devlet hukuku,
    b) Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı
    zamanda Türk Vatandaşı olmaları halinde Türk hukuku,
    c) Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olup, aynı zamanda Türk Vatanda-
    şı olmayanlar hakkında, daha sıkı ilişki halinde bulundukları devlet hukuku,
    Uygulanır.

    Kamu düzenine aykırılık

    Madde 5 -
    Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk
    kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen
    hallerde, Türk hukuku uygulanır.

    Hukuki işlemlerde şekil

    Madde 6 -
    Hukuki işlemler, yapıldıkları yer hukukunun veya o hukuki işlemin
    esası hakkında yetkili olan hukukun öngördüğü şekle uygun olarak yapılabilir.

    Zamanaşımı

    Madde 7 -
    zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka
    tabidir.
    II. BÖLÜM
    Kanunlar İhtilafı Kuralları
    Ehliyet

    Madde 8 -
    Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin milli hukukuna tabidir.
    Milli hukukuna göre ehliyetsiz olan bir yabancı Türk hukukuna göre ehil ise,
    Türkiye`de yaptığı hukuki işlemle bağlıdır. Aile ve miras hukuku ile yabancı ül-
    kedeki taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklara ilişkin işlemler bu hükmün dışın-
    dadır.
    Kişinin milli kanunu ile kazandığı rüşt hali vatandaşlığının değişmesi ile
    sona ermez.
    Tüzelkişilerin veya kişi veya mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri,
    statülerindeki idare merkezi hukukuna tabidir. Ancak fiili idare merkezinin
    Türkiye`de olması halinde Türk hukuku uygulanabilir.

    Vesayet, hacir ve kayyımlık

    Madde 9 -
    Vesayet veya hacir kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebeple-
    ri, hakkında vesayet veya hacir kararının verilmesi veya sona erdirilmesi iste-
    nen kişinin milli hukukuna tabidir.
    Yabancının milli hukukuna göre vesayet veya hacir kararı alınması mümkün ol-
    mayan hallerde bu kişinin mutad meskeni Türkiye`de ise Türk hukukuna göre vesa-
    yet veya hacir kararı verilebilir veya kaldırılabilir.
    Vesayet veya hacir kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışında
    kalan bütün hacir veya vesayete ilişkin hususlar ve kayyımlık Türk hukukuna
    tabidir.

    Gaiplik veya ölmüş sayılma

    Madde 10 -
    Gaiplik veya ölmüş sayılma kararı, hakkında karar verilecek kişi-
    nin milli hukukuna tabidir. Milli hukukuna göre hakkında gaiplik veya ölmüş sa-
    yılma kararı verilemeyen kişinin mallarının Türkiye`de bulunması veya eşinin
    veya mirasçılardan birinin Türk vatandaşı olması halinde Türk hukukuna göre
    gaiplik veya ölmüş sayılma kararı verilir.

    Nişanlanma

    Madde 11 -
    Nişanlanma ehliyeti ve şartları taraflardan herbirinin kendi
    milli hukukuna tabidir.
    Nişanlanmanın hükümlerine ve sonuçlarına müşterek milli hukuk, taraflar
    ayrı vatandaşlıkta iseler Türk hukuku uygulanır.

    Evlenme

    Madde 12 -
    Evlenme ehliyetine ve şartlarına taraflardan her birinin evlenme
    anındaki Milli hukuku uygulanır. Evlenmenin şekli yapıldığı yer hukukuna tabi-
    dir. Milletlerarası sözleşmeler hükümlerine göre konsolosluklarda yapılan evlen-
    meler geçerlidir.
    Evlenmenin genel hükümleri, eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir. Taraf-
    ların ayrı vatandaşlıkta olmaları halinde müşterek ikametgah hukuku, bulunmadığı
    takdirde müşterek mutad meskenleri hukuku, bunun da bulunmaması halinde Türk Hu-
    kuku uygulanır.

    Boşanma ve ayrılık

    Madde 13 -
    Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri eşlerin müşterek milli
    hukukuna tabidir.
    Eşler ayrı vatandaşlıkta iseler müşterek ikametgah hukuku, bulunmadığı tak-
    dirde müşterek mutad meskenleri hukuku, bunun da bulunmaması halinde Türk hukuku
    uygulanır.
    Geçici tedbir niteliğinde olmayan boşanma ve ayrılıkla ilgili nafaka talep-
    leri boşanma ve ayrılık hakkında yetkili olan hukuka tabidir.

    Evlilik malları

    Madde 14 -
    Evlilik malları hakkında eşler ikametgah veya evlenme anındaki
    milli hukuklarından birini seçebilirler; böyle bir seçim yapılmamış olan hal-
    lerde evlilik malları hakkında evlenme anındaki müşterek milli hukuk, müşterek
    bir milli hukukun bulunmadığı hallerde, evlenme anındaki müşterek ikametgah hu-
    kuku, bu da bulunmadığı takdirde, malların bulunduğu yer hukuku uygulanır.
    Evlenmeden sonra yeni bir müşterek hukuka sahip olan eşler, üçüncü kişilerin
    hakları saklı kalmak üzere, bu yeni hukuka tabi olabilirler.

    Evlilik içi nesep

    Madde 15 -
    Evlilik içi nesep ilişkileri, doğum anındaki evlenmenin genel
    hükümlerini düzenleyen hukuka tabidir.

    Nesebin düzeltilmesi

    Madde 16 -
    Nesebin düzeltilmesi, babanın düzeltme anındaki milli hukukuna,
    nesebin bu hukuka göre düzeltilememesi halinde ananın milli hukukuna, buna göre
    dahi düzeltmenin mümkün olmaması halinde, çocuğun milli hukukuna tabidir.

    Evlilik dışı nesep

    Madde 17 -
    Evlilik dışı çocuk ile ana arasındaki kişisel ve mali ilişkilere
    ananın milli hukuku, çocuk ile baba arasındaki kişisel ve mali ilişkilere ise
    babanın milli hukuku uygulanır.

    Evlat edinme

    Madde 18 -
    Evlat edinme ehliyeti ve şartları hakkında, taraflardan her biri-
    nin evlat edinme anındaki milli hukuku uygulanır.
    Evlat edinmenin hükümleri evlat edinenin milli hukukuna, birlikte evlat
    edinme halinde ise evlenmenin genel hükümlerini düzenleyen hukuka tabidir.
    Evlat edinmeye diğer eşin rızası konusunda eşlerin milli hukukları birlik-
    te uygulanır.

    Velayet

    Madde 19 -
    Velayet, nesebi düzenleyen hukuka tabidir.

    Boşanmada velayet

    Madde 20 -
    Boşanmada velayet ve velayete ilişkin sorunlar hakkında boşanma-
    nın tabi olduğu hukuk uygulanır.

    Yardım nafakası

    Madde 21 -
    Yardım nafakası borçlunun milli hukukuna tabidir.

    Miras

    Madde 22 -
    Miras ölenin milli hukukuna tabidir. Türkiye`de bulunan taşınmaz
    mallar hakkında Türk hukuku uygulanır.
    Mirasın açılmasına, iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bu-
    lunduğu yer hukukuna tabidir.
    Türkiye`de bulunan mirasçısız tereke Devlete kalır.
    Ölüme bağlı tasarrufun şekli 6 ncı madde hükmüne bağlıdır. Ölenin milli
    hukukuna uygun şekilde yapılan ölüme bağlı tasarruflar da geçerlidir.
    Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı
    andaki milli hukukuna tabidir.

    Ayni haklar

    Madde 23 -
    Taşınır ve taşınmaz mallar üzerindeki mülkiyet hakkı ve diğer
    ayni haklar malların bulunduğu yer hukukuna tabidir.
    Taşınmakta olan mallar üzerindeki ayni haklara varma yeri hukuku uygulanır.
    Yer değişikliği halinde henüz kazanılmamış ayni haklar malın son bulunduğu
    yer hukukuna tabidir.
    Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklara ilişkin hukuki işlemler şekil yönün-
    den bu malların bulundukları yer hukukuna tabidir.

    Sözleşmeden doğan borç ilişkileri

    Madde 24 -
    Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtik-
    leri kanuna tabidir.
    Tarafların açık olarak bir kanun seçmemiş olmaları halinde borcun ifa yeri
    hukuku, borcun ifa yerinin birden fazla olması halinde borç ilişkisinin ağırlı-
    ğını teşkil eden edimin ifa yeri hukuku, bu yerin de tespit edilemediği hallerde
    ise, sözleşmenin en yakın irtibat halinde bulunduğu yer hukuku uygulanır.

    Haksız fiiller

    Madde 25 -
    Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği yer hukukuna
    tabidir.
    Haksız fiilin işlendiği yer ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülke-
    lerde olması halinde, zararın meydana geldiği yer hukuku uygulanır.
    Haksız fiilden doğan borç ilişkisinin başka bir ülke ile daha yakın irtibat-
    lı olması halinde bu ülke hukuku uygulanabilir.

    Sebepsiz iktisap

    Madde 26 -
    Sebepsiz iktisap hukuki bir ilişkiye dayanıyorsa bu ilişkinin
    tabi olduğu hukuk, diğer hallerde sebepsiz iktisabın gerçekleştiği yer hukuku
    uygulanır.
    II. KISIM
    Milletlerarası Usul Hukuku
    I. BÖLÜM
    Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi
    Milletlerarası yetki

    Madde 27 -
    Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer iti-
    bariyle yetki kuralları tayin eder.

    Türklerin kişi hallerine ilişkin davalar

    Madde 28 -
    Türkiye`de ikametgahı bulunmayan Türk vatandaşlarının, kişi hal-
    lerine ilişkin davaları, ikamet ettikleri ülke mahkemesinde açılmadığı veya açı-
    lamadığı takdirde Türkiye`de yer itibariyle yetkili mahkemede, bulunmaması ha-
    linde ilgilinin sakin olduğu yer, Türkiye`de sakin değilse Türkiye`deki son ika-
    metgahı mahkemesinde, o da bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul veya İzmir Mah-
    kemelerinden birinde görülür.

    Yabancıların kişi hallerine ilişkin bazı davalar

    Madde 29 -
    Türkiye`de ikametgahı bulunmayan yabancı hakkında vesayet, kay-
    yımlık, hacir, gaiplik ve ölmüş sayılma kararları ilgilinin Türkiye`de sakin ol-
    duğu yer, sakin değilse mallarının bulunduğu yer mahkemesince verilir.

    Miras davaları

    Madde 30 -
    Mirasa ilişkin davalar ölenin Türkiye`deki son ikametgahı mahke-
    mesinde, son ikametgahının Türkiye`de olmaması halinde terekeye dahil malların
    bulunduğu yer mahkemesinde görülür.

    Yetki anlaşması

    Madde 31 -
    Yer itibariyle yetkinin kamu düzeni veya münhasır yetki esasına
    göre tayin edilmediği hallerde, taraflar aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan
    ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devlet mahkemesinde görül-
    mesi konusunda anlaşabilirler. Yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması ha-
    linde dava yetkili Türk mahkemesinde görülür.

    Teminat

    Madde 32 -
    Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde
    bulunan yabancı gerçek ve tüzelkişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı
    tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı
    göstermek zorundadırlar.
    Mahkeme, dava veya takibin niteliğine ve duruma göre davacıyı, davaya katı-
    lanı veya takip isteğinde bulunanı karşılıklılık esasına göre teminat göstermek-
    ten muaf tutabilir.

    Yabancı devletin yargı muafiyetinden yararlanamayacağı haller

    Madde 33 -
    Yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukuki uyuşmaz-
    lıklarda yargı muafiyeti tanınmaz.
    Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat
    yapılabilir.

    II. BÖLÜM
    Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tenfizi ve Tanınması

    Tenfiz kararı

    Madde 34 -
    Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş
    ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye`de icra olu-
    nabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.
    Yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hü-
    kümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.

    Görev ve yetki

    Madde 35
    -Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir.
    Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye`deki ikametgahı
    yoksa sakin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye`de ikametgahı veya sakin olduğu
    bir yer mevcut değilse, Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden
    istenebilir.

    Tenfiz istemi

    Madde 36 -
    Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı
    kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır.
    a) Tenfiz isteyenle, karşı tarafın ve varsa kanuni temsilci ve vekillerinin
    ad, soyad ve adresleri,
    b) Tenfiz konusu hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahke-
    menin adı ile ilamın tarih ve numarası ve hükmün özeti,
    c) Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu,

    Dilekçeye eklenecek belgeler

    Madde 37 -
    Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir:
    a) Yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onan-
    mış tercümesi,
    b) İlamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı
    veya belge ile onanmış tercümesi.

    Tenfiz şartları

    Madde 38 -
    Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde ve-
    rir.
    a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklılık
    esasına dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamla-
    rın tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması,
    b) İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda veril-
    miş olması,
    c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması,
    d) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü
    veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil
    edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve bu
    kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk
    Mahkemesine itiraz etmemiş olması,
    e) Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar ihtilafı
    kuralları gereğince yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan
    davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş olması.


    Tebliğ ve itiraz
    Madde 39 -
    Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı
    tarafa tebliğ edilir. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek
    karara bağlanır.
    Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının, bulunmadığı-
    nı veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut ye-
    rine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz
    edebilir.

    Karar
    Madde 40 -
    Mahkemece ilamın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin red-
    dine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilamının altına yazılır ve ha-
    kim tarafından mühürlenip imzalanır.

    Yerine getirme ve temyiz yolu

    Madde 41 -
    Tenfizine karar verilen yabancı ilamlar Türk Mahkemelerinden ve-
    rilmiş ilamlar gibi icra olunur.
    Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi ge-
    nel hükümlere tabidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur.

    Tanıma

    Madde 42 -
    Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak ka-
    bul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespiti-
    ne bağlıdır. Tanımada 38 nci maddenin (a) ve (d) bentleri uygulanmaz.
    İhtilafsız kaza kararlarının tanınması da aynı hükme tabidir.
    Yabancı mahkeme ilamına dayanılarak Türkiye`de idari bir işlemin yapılmasın-
    da da aynı usul uygulanır.

    Yabancı hakem kararlarının tenfizi

    Madde 43 -
    Kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış yabancı hakem kararları
    tenfiz edilebilir.
    Yabancı hakem kararlarının tenfizi, tarafların yazılı olarak kararlaştırdık-
    ları yer asliye mahkemesinden dilekçeyle istenir. Taraflar arasında böyle bir
    anlaşma olmadığı takdirde, aleyhine karar verilen tarafın Türkiye`deki ikametga-
    hı, yoksa sakin olduğu, bu da yoksa icraya konu teşkil edebilecek malların bu-
    lunduğu yer mahkemesi yetkili, sayılır.

    Dilekçe ve inceleme usulü

    Madde 44 -
    Yabancı bir hakem kararının tenfizini isteyen taraf, dilekçesine
    aşağıda yazılı belgeleri karşı tarafın sayısı kadar örnekleriyle birlikte ekler.
    a) Tahkim sözleşmesi veya şartının, aslı yahut usulüne göre onanmış örneği,
    b) Hakem kararının usulen kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış aslı ve
    onanmış örneği,
    c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan belgelerin tercüme edilmiş ve usulen onan-
    mış örnekleri,
    Mahkemece hakem kararlarının tenfizinde 38/a, 39,40 ve 41 nci madde hükümle-
    ri kıyas yoluyla uygulanır.
    Ret sebepleri

    Madde 45 - Mahkeme:

    a) Tahkim sözleşmesi yapılmamış veya esas sözleşmeye tahkim şartı konulmamış
    ise,
    b) Hakem kararı genel ahlaka veya kamu düzenine aykırı ise,
    c) Hakem kararına konu olan uyuşmazlığın Türk kanunlarına göre tahkim yoluy-
    la çözümü mümkün değilse,
    d) Taraflardan biri hakemler önünde usulüne göre temsil edilmemiş ve yapılan
    işlemleri sonradan açıkça kabul etmemiş ise,
    e) Hakkında hakem kararının tenfizi istenen taraf hakem seçiminde usulen ha-
    berdar edilmemiş yahut iddia ve savunma imkanından yoksun bırakılmış ise,
    f) Tahkim sözleşmesi veya şartı taraflarca tabi kılındığı kanuna, bu konuda
    bir anlaşma yoksa hakem hükmünün verildiği yer hukukuna göre hükümsüz ise,
    g) Hakemlerin seçimi veya hakemlerin uyguladıkları usul, tarafların anlaşma-
    sına, böyle bir anlaşma yok ise hakem hükmünün verildiği yer hukukuna aykırı
    ise,
    h) Hakem kararı, hakem sözleşmesinde veya şartında yer almayan bir hususa
    ilişkin ise veya sözleşme veya şartın sınırlarını aşıyor ise, (bu kısım hakkın-
    da)
    i) Hakem kararı tabi olduğu veya verildiği yer hukuku hükümlerine göre ke-
    sinleşmemiş yahut icra kabiliyeti kazanmış veya verildiği yerin yetkili mercii
    tarafından iptal edilmiş ise,
    Yabancı hakem kararının tenfizi istemini reddeder.
    Yukarıdaki (d), (e), (f), (g), (h) ve (i) bentlerinde yazılı hususların is-
    pat yükü, hakkında tenfiz istenen tarafa aittir.

    III. KISIM
    Son Hükümler
    Kaldırılan hükümler


    Madde 46 - 23 Şubat 1330 tarihli "Memaliki Osmaniyede Bulunan Ecnebilerin
    Hukuk ve Vezaifi Hakkında Kanunu Muvakkat" ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakeme-
    leri Kanununun 18 nci maddesi ve aynı Kanunun yabancı ilamların tanınması ve
    tenfizine ilişkin Dokuzuncu Babının Birinci Fasıl hükümleri yürürlükten kaldı-
    rılmıştır.
    Yürürlük

    Madde 47 - Bu Kanun hükümleri yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe
    girer.
    Yürütme

    Madde 48 - Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Uluslararası Örgütler

    Uluslararası örgüt, uluslararası düzeyde faaliyet gösteren, devletler tarafından kurulmuş olan veya sivil toplum örgütleri tarafından oluşturulmuş Örgütlere verilen addır. İki tip uluslararası örgüt vardır:

    * Uluslararası devletlerarası kuruluşlar, üyeleri Egemen devletler ve diğer uluslararası devletlerarası kuruluşlar olan resmi kuruluşlardır. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, İslam Konferansı Örgütü, Dünya Ticaret Örgütü, ASEAN bunlara örnek olarak gösterilebilir.

    * Sivil Toplum Kuruluşları, uluslararası düzeyde faaliyet gösteren özel kuruluşlardır.




    Örnek kuruluşlar

    Küresel kuruluşlar


    * Birleşmiş Milletler ve bağlı kuruluşlar
    * Interpol
    * Dünya Ticaret Örgütü

    Bölgesel kuruluşlar

    * Avrupa Konseyi
    * Avrupa Birliği
    * ASEAN
    * Şanghay İşbirliği Örgütü
    * NAFTA
    * NATO

    Finansal kuruluşlar

    * Uluslararası para fonu (IMF)
    * Dünya Bankası
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Uluslararası Akarsular ve Hukuk

    * Kavramsal Çerçeve Hukuk kuralları toplumda düzeni sağlamak amacıyla oluşturulurlar. Bu nedenle, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü hukuk kurallarından beklenir. Ancak hukuk kuralı uyuşmazlığı adalete (hakkaniyete) uygun olarak çözmek durumundadır


    * Kavramsal Çerçeve

    Hukuk kuralları toplumda düzeni sağlamak amacıyla oluşturulurlar. Bu nedenle, ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü hukuk kurallarından beklenir. Ancak hukuk kuralı uyuşmazlığı adalete (hakkaniyete) uygun olarak çözmek durumundadır. Toplum vicdanında adil (hakça) olmayan çözümler sunan hukuk kuralları değişmeye mahkumdur. Çünkü hukuku yapan toplum ve onun adalet anlayışıdır. Bir ülkede geçerli olan kurallar hukuk literatüründe iç hukuk yada ulusal hukuk olarak adlandırılırlar. Türkiye"nin, Yunanistan"ın, Almanya"nın kendi ülkelerinde geçerli olan iç hukuk kuralları vardır ve bu ülkelerin yasama organları tarafından oluşturulmaktadır. Bir de, dünyada bulunan devletlerarası ilişkileri düzenleyen, bunlar arasında ortaya çıkabilecek sorunları çözmeye yarayan hukuk kuralları vardır ki, bunlar da uluslararası hukuk olarak adlandırılır. Türkiye"nin Yunanistan"la olan ilişkilerinde uluslararası hukuk kuralları geçerlidir. İç hukuklardan farklı olarak uluslararası hukuk kurallarını koyacak, gerektiğinde bunları değiştirecek, bir yasama organı bulunmamaktadır. Birleşmiş Milletler(BM)"in bu alandaki yetkisi sadece bazı uyuşmazlıkların çözümü için tavsiye kararları almak ve istisnai olarak da, eğer uyuşmazlık uluslar arası barış ve güvenliği bozuyorsa veya tehdit ediyorsa ve eğer Güvenlik Konseyi"ndeki beş daimi üyeden hiçbiri veto etmezse, uygulanması zorunlu kararları almakla sınırlıdır. Uluslararası hukuk kuralları en önemli bir şekilde devletlerin kendi aralarında yaptıkları sözleşmeler ile ve eskiden beri hukuk kuralı olduğu inancıyla yerine getirdikleri uygulamalarla ortaya çıkar. Bu ikincisine teamül (yapılageliş) hukuku denir. İç hukukta taraflar anlaşamadığı zaman yargı organına başvururlar ve yargı organının verdiği karar devlet yaptırımı sonucu uygulanır. Uluslararası hukukta ise bu bakımından da iç hukuklarla bir farklılık söz konusudur. Devletlerin kendi rızaları dışında yargılanabilecekleri bir yargı organı bulunmadığı gibi verilebilecek yargı kararını zorla uygulayacak bir mercii de bulunmamaktadır. Uluslararası akarsulara ilişkin hukuk kuralları ve bunların değerlendirilmesi ancak uluslararası hukukun bu nitelikleri akılda tutularak bir anlam kazanır.[1]

    Uluslararası akarsular bağlamında nehir, ırmak, sınıraşan su, suyolu, gibi birçok tabir kullanılmışsa da, bugün bunlar birden fazla devletin topraklarında bulunan nehir, göl veya yer altı sularını ifade ettikleri müddetçe hukuksal olarak anlam kazanmaktadırlar. Bunlar ya iki devlet arasında sınır çizgisini oluşturmakta veya bir devletten doğarak diğer devletin topraklarına akmaktadır. Bazen de her ikisini birlikte gerçekleştirmektedir. Uluslararası akarsu kavramı her ikisini de içermektedir. Kendi topraklarında bir uluslararası akarsuyun doğduğu devlete üst kıyıdaş, başka bir devlette doğan akarsuyun kendi ülkesine geçtiği devlete ise alt kıyıdaş devlet denilmektedir. Buradan bir üçüncü ülkeye daha akarsuyun geçmesi halinde üçüncü ülke alt kıyıdaş olurken, ortada bulunan devlet hem üst kıyıdaş hem de alt kıyıdaş konumundadır. Uluslararası akarsu en alt kıyıdaş devletin topraklarından denize dökülmektedir.

    Uluslararası akarsuların yolcu ve yük taşınması amacıyla kullanılması ilgili devletlerin birbirleriyle yapacağı anlaşmalara bağlı olduğundan, uluslararası akarsularla ilgili en önemli sorunlar bunların sulama, endüstriyel kullanım ve hidro enerji üretimi gibi ulaşım-dışı amaçlarla kullanılmasından doğmaktadır. Bu kullanımlar bazen akmakta olan suyun, kirlenme örneğinde olduğu gibi, niteliğini değiştirmekte ve, sulama örneğinde olduğu gibi, bazen de diğer ülkelere akacak olan suyun miktarını azaltmaktadır. Şu halde uluslararası akarsuların ulaşım-dışı amaçlarla kullanılmaları hukuku bir devletten doğan ve orada bir süre aktıktan sonra gerek sınır oluşturan gerekse doğrudan diğer bir devletin topraklarına geçen akarsulara ilişkin olarak, bunların topraklarında aktıkları devletlerin bu suların miktarları ve niteliklerindeki değişiklik yapma haklarına yönelik kuralları ortaya koymaktadır.

    Bir genelleme yapmak gerekirse tarih içerisinde alt kıyıdaş devletler uluslararası akarsuları ilk kullanan devletler olmuşlardır. Çünkü üst kıyıdaş devletlerin ülkeleri daha dağlık ve engebelidir. Oysa suların denize aktığı alt kıyıdaş devletlerin ülkeleri ise daha düz ve tarıma daha elverişlidir. Rio Grande Nehri"nin alt kıyıdaşı Meksika, Columbia Nehri"nin alt kıyıdaşı ABD ve Fırat-Dicle Nehirleri"nin alt kıyıdaşı Irak bu şekilde akarsuları ilk önce kullanan ülkeler olmuşlardır. İlk kullanımlar tarımsal amaçlıdır. Zaman içerisinde teknolojideki ilerlemelere bağlı olarak üst kıyıdaş devletler de suları kullanmaya başlamışlardır. Teknoloji, engebeli arazide barajların yapılarak suların tutulmasına ve tutulan suların başka yerlere aktarılarak tarımda kullanılmasına imkan vermiş, sular ayrıca sanayide ve enerji üretiminde de kullanılmış ve artan nüfusla birlikte suya olan ihtiyaç daha da artmıştır. Böylece bir zamanlar aşağı kıyıdaşa akan sular, artık hem daha az hem de daha düşük kalitede (daha kirli) akar hale gelmiştir. Sorunun ortaya çıktığı nokta burasıdır: Artık hee devlete yetecek kadar miktar ve kalitede su yoktur. Alt kıyıdaş devletler kendi sularına yukarıda müdahale edildiğini ve bunun hukuka aykırı olduğunu savunurken, üst kıyıdaş devletler ise suların kendi topraklarından doğduğunu ve bunu diledikleri gibi kullanabileceklerini belirtmişlerdir.

    Uluslararası akarsular hukukunun geçmişi iki aşırı kuramın çatışması şeklinde özetlenebilir.[2] Bununla birlikte son otuz yıl içerisinde bir genel kabule ulaşıldığı gözlemlenmektedir. Daha önceleri birbiriyle çelişen iki ayrı kuram savunulmaktaydı. Mutlak ülke bütünlüğü kuramı, aşağı kıyıdaş devletlere bir akarsuyun "doğal" mecrasında akmasını yukarı kıyıdaş devletlerden talep etme hakkını vermektedir. Bu doğrultuda yukarı kıyıdaşların su kullanım hakkı son derece sınırlıdır. Çünkü onların gereçekleştireceği her kullanım doğal duruma müdahaledir. Buna bir karşılık olarak, mutlak ülke egemenliği kuramına göre ise ülke topraklarının egemen gücü olarak devlet ülkesi sınırları içerisindeki suları, diğer devletleri dikkate almaksızın, istediği şekilde kullanabilir. Bu görüşe uygun olarak kendi ülkesi içindeki su kaynaklarını istediği gibi akış mecrasından ayırarak başka yerlere kanalize edebilir veya kirletebilir. Mutlak ülke egemenliği kuramı çoğunlukla yukarı kıyıdaş devletlerce savunulmuştur. Açıkça görülmektedir ki, her iki kuram da son derece aşırıdır ve kendilerini savunanların dışında kalanlara hiçbir hak tanımamaktadır. Bu yüzden devlet uygulamalarında, uluslararası mahkeme kararlarında ve hukuk yazınında sadece çok sınırlı bir destek bulmuşlardır.

    * Uluslararası Akarsular Hukuku

    Batı"da ancak sanayi devrimiyle birlikte ulaşım-dışı kullanılma önem kazanmış ve giderek ulaşım amacıyla kullanımın önemi azalmıştır. Avrupa ve Kuzey Amerika dışında ise uluslararası akarsuların ulaşım-dışı kullanımlarına ilişkin sorunların ortaya çıkması çok daha yeni olmuştur. Dolayısıyla teamül uzun süreden beri uygulama gerektirdiğinden bu alanda teamül hukukunun yetersiz olacağı ilk bakışta göze çarpmaktadır. Var olan teamül kurallarının derlenerek yazılı hale getirilmesine kodifikasyon adı verilmektedir. Akarsularla ilgili uluslararası hukuk kurallarının kodifikasyon çabaları yirminci yüzyılın başlarına dek uzanmakla birlikte, en önemli gelişmeler daha sonraları olmuştur. Bunlar, 1961 Uluslararası Hukuk Enstitüsü (UHE) Salzburg Kararları, 1966 Uluslararası Hukuk Derneği(UHD) Helsinki Kuralları ve 2004 Kuralları ile Uluslararası Hukuk Komisyonu"nun (UHK) 1991 ve 1994 Hazırlık Maddeleridir. UHE ve UHD bilimsel sivil toplum kuruluşlarıdır. 1970"de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu UHK"nun uluslararası akarsuların ulaşım-dışı araçlarla kullanımı hukuku konusunda çalışmalara başlamasını 8 Aralık 1970 tarih ve 2669(XXV) sayılı tavsiye kararıyla istemiştir. 1974"de Komisyon, çalışmalarını ne surette yürüteceğine ilişkin tavsiyelerde bulunmak üzere bir alt-komisyon kurdu. Hazırlık çalışmaları içine, BM üye devletlerine uluslararası akarsular konularına ilişkin sorular yöneltilmesi, bunlara verilen yanıtlar, yanıtların tartışılması ve konuyla ilgili özel rapörterlerin raporlarının değerlendirilmesi girmektedir. UHK"nun çalışmaları 1997 yılında imzaya açılan bir BM Akarsular Anlaşması olarak sonuçlanmıştır. Bu anlaşma temel ilke ve yöntemleri belirtmektedir. [3]

    UHE ve UHD"nin kararları genel kabul görmüş olmasına rağmen bu kuruluşların hukuk koyucu gücü olmamasından dolayı bağlayıcı değildir. Benzer olarak BM şemsiyesi altında oluşturulmuş bulunan UHK da hukuk kuralı koyma gücünden yoksundur. Bununla birlikte Akarsular Anlaşması"nın teamül hukukunu yansıtan maddeleri taraf olsun veya olmasın tüm ülkeler için bağlayıcıdır.

    * Hakça ve Makul Kullanım İlkesi

    Hakça ve makul kullanım ilkesinin (equitable and reasonable utilization) temelleri sınırlı ülke egemenliği ve sınırlı ülke bütünlüğü kuramlarında bulunabilir. Bu ilke uyarınca her devlet kendi ülkesinin kıyıdaş olduğu akarsuları kullanmaya yönelik olarak egemen haklara sahiptir. Diğer yanda ise her devletin su kullanımına ilişkin egemen hakları diğer kıyıdaş devletlerin karşılıklı haklarıyla sınırlıdır. Her kıyıdaş devletinin kullanım hakkı diğer devletlerin hakça kullanımlarını olumsuz etkilemeyecek biçimde gerçekleşecektir. Hakça kullanımın ne olduğu uluslararası hukuka göre belirlenecektir.

    Hakça ve makul kullanım ilkesinin uluslararası teamül hukukunu yansıttığı görüşü genel kabul görmektedir ve kullanım hakkı bunun üzerine tesis edilmelidir.[4] Bu yüzden uygulamada uluslararası akarsu sorunlarına taraf ülkeler iddialarını bu ilke bünyesinde şekillendirmektedirler. Helsinki Kuralları gibi BM Akarsular Anlaşması da uluslararası akarsuların hakça ve makul kullanımı ilkesini öngörmektedir. Her iki kurallar topluluğu da neyin hakça ve makul olduğunun saptanmasında yararlanacak bir faktörler listesi sunmaktadırlar. İlgili faktörler coğrafi, hidrolojik ve iklimsel özellikler, geçmiş ve halihazırdaki kullanımlar, kıyıdaş devletlerin ekonomik ve sosyal gereksinmeleri, nüfusları, alternatif önlemler ve kaynaklar, anlaşmazlık durumunda tazminat ödenip ödenmeyeceğinin saptanması ve bir kıyıdaş ülkenin gereksinimlerinin diğerlerine önemli zarar vermeden nasıl gerçekleştirilebileceği konuları üzerinde durmaktadırlar. Liste sadece bu faktörlerle sınırlı olarak düşünülmemeli durumun gereklerine göre diğer etmenler de dikkate alınmalıdır. Uygulamada devletler iddialarını ileri sürerken en çok halihazırdaki kullanımlarına dayalı olarak ekonomik ve sosyal faktörleri ve kendi ülke topraklarında akarsuya yapılan katkı miktarı ile akarsuyun uzunluğu gibi hususları içeren coğrafi ve hidrolojik faktörleri ön plana çıkartmaktadırlar.

    1966 gibi oldukça erken bir tarihte UHD Helsinki Kuralları"nın 6. Maddesiyle hiçbir kullanımın sürekli üstünlük taşımayacağını açıkça ortaya koymuştur. 6. Madde"nin gerekçeli açıklaması şöylece özetlenebilir: Son yirmibeş yıl içindeki teknolojik gelişmeler ve toplumsal gereksinimler geçmişte ulaşım amacıyla kullanıma tanınmış bulunan üstünlük savını geçersiz kılmıştır. Günümüzde ulaşım amacıyla kullanım böyle bir üstünlük taşımamaktadır. Her havza teker teker incelenmeli ve hangi kullanım türlerinin önemli olduğu böylece saptanmalıdır.

    Bu bağlamda 1997 Akarsular Anlaşması"nın 10. Maddesi"yle uluslararası akarsuların hiçbir kullanım türünün diğerleri üzerinde üstünlük taşımadığını vurgulamaktadır. Bu ilkenin teamül hukukunu yansıttığını ifade etmekte hiçbir sakınca yoktur.

    * Zarar Vermeme Yükümlülüğü

    Zarar vermeme (no harm) ilkesi de uluslararası akarsuların kullanılmasında çok önemli bir yere sahiptir. Buna göre kıyıdaş devletler akarsuları kullanırken diğer kıyıdaş devletlere zarar vermemekle yükümlüdürler. Bu amaçla ellerinden gelen tüm önlemleri alacaklardır. Aldıkları önlemlere rağmen zarar meydana gelirse, örneğin bir sel baskını nedeniyle, kıyıdaş devleti sorumlu tutmak mümkün olmayacaktır. Ayrıca komşuluk hukukunun bir gereği olarak zarar vermeme yükümlülüğü sadece önemli zararlar için geçerlidir. Birtakım küçük ve ihmal edilebilir zararların meydana gelmesi bu yükümlülüğün ihlal edilmesi olarak anlaşılmamalıdır.

    Zarar vermeme yükümlülüğü BM Akarsular Anlaşması"nın 7. Maddesi"nde düzenlenmiştir. Buna göre kıyıdaş devletler kendi ülkelerinde bulunan bir akarsuyu kullanırken diğer kıyıdaş devletlere önemli zarar vermemek için gereken tüm önlemleri alacaklardır. Zarar vermeme yükümlülüğü mutlak bir yükümlülük değildir. Doğaldır ki, sonradan uluslararası bir akarsuyun kendi ülkesinde bulunan kesimini kullanmaya başlayan devletin su kullanımları gerek suyun miktarını azaltarak gerekse niteliğini değiştirerek alt kıyıdaş kullanımları üzerinde olumsuz etkiler doğurabilir. Alt kıyıdaş, artık sulamada kullanmak için yeterince su bulamayabilir yada artık uluslararası akarsuyun suları kirlendiklerinden dolayı alt kıyıdaş ülkede içme suyu olarak kullanılamayabilir. Böylece alt kıyıdaş için bir zarar söz konusu olacaktır. 7. Madde"ye göre, zarar ortaya çıkmış ise ve zarara uğrayan devletin buna rızası söz konusu değilse, uğranılan zararın hakça ve makul kullanım ilkesine uygun olup olmadığı araştırılır. Gerekirse bunun ortadan kaldırılması veya azaltılması, bazı durumlarda da tazminatın söz konusu olup olmayacağı araştırılır. Uluslararası akarsuyu önceden kullanmış olmak bu akarsu üzerinde belli ve sabit bir miktarda ve kalitede suya hak sağlamaz. Böyle olmuş olsa idi mutlak ülke bütünlüğü yaklaşımı kabul edilmiş olurdu ve üst kıyıdaşın hakları ihlal edilirdi. Zarar ortaya çıktığında yapılması gereken bunun hakça ve makul kullanımla uyuşup uyuşmadığının saptanmasıdır. Yani zarara uğrayan mevcut kullanımların Anlaşmada sayılan diğer faktörlere göre değerlendirilmesi yapıldığında bunların alt kıyıdaş devletin hakkaniyete uygun kullanım alanına girip girmediğidir. Eğer mevcut kullanımlar hakça değilse, alt kıyıdaşın bunların zarar uğraması halinde herhangi bir hak talep etmesi mümkün olmayacaktır. Eğer uluslararası hukuk alt kıyıdaşa böyle bir hak verse idi, bu sefer üst kıyıdaş kendi hakça kullanım alanına giren potansiyel kullanımları gerçekleştiremediğinden dolayı zarara uğrayacaktı. Tüm faktörleri dikkate alarak uluslararası hukuk optimal bir kullanım sağlamaya çalışmaktadır. Burada hukukun yasakladığı zarar, hukukun koruduğu hakka, hakça kullanım içindeki kullanıma, verilen zarardır. Yoksa hukuka aykırı, hakça kullanımı aşan, kullanımlara verilen zarar korunmamaktadır.

    Anlaşmanın belki de optimal kullanım bakımından en çok eleştirilebilecek maddesi kirlenme ile ilgili maddesidir. Tüm faktörlere eşit ağırlık tanıyan Anlaşma kirlenme söz konusu olduğunda mutlak bir zarar vermeme yükümlülüğünü taraflara yüklemektedir. Sözleşmenin 21. maddesine göre uluslararası bir akarsuyun sularının bileşiminde veya niteliğinde her zarar verici değişiklik kirlenme olarak tanımlanmıştır. Taraf devletler birbirlerine önemli zarar verebilecek kirlenmeyi önlemekle, azaltmakla ve kontrol etmekle yükümlüdürler. Şu halde zarar vermeme yükümlülüğü kirlenme söz konusu olduğunda mutlak nitelik kazanır hale gelmektedir ve bunun hakça kullanıma üstün olduğu yönünde bir yorum söz konusudur. Kirlilik suya kirletici madde salınmasıyla sınırlı tutulmamış, suyun bileşiminin değişimi de eklenerek suyun miktarının azaltılması sonucu da ortaya çıkabilecek bir şekilde geniş kapsamlı olarak tanımlanmıştır. Ayrıca taraflar sadece yeni kirlenmeleri önlemekle değil, var olan kirlenmeleri azaltmakla da yükümlü tutulmuşlardır. Çünkü her türlü kirlenme kökenli zarardan üst kıyıdaş sorumludur. Buradan hareketle üst kıyıdaş devletler dolaylı olarak alt kıyıdaşlar lehine hakça kullanım ilkesini zedeleyici hükümler içeren Anlaşma"ya karşı çıkmışlar, Anlaşma"nın imzaya açıklamasını destekleyen birçok devlet bile onu ya onaylamayarak yada hiç imzalamayarak Sözleşmenin uluslararası hukukta bağlayıcılık kazanmasını önlemişlerdir.

    Usul Kuralları

    Hukuk kuralları yukarıda belirtildiği şekliyle ne tür hakların olduğunu ve bunların içeriklerini bildirdikleri gibi, bu hakların nasıl kullanılacağını da belirlerler. Hakların nasıl kullanılacağı usul hukuku kuralları ile ifade edilir.

    Uluslararası akarsuların kullanılmasında kıyıdaş devletler genel bir işbirliği yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük aslında hakça kulanımın ilgili akarsu devletleri arasında tespit edilmesinde, zarar söz konusu ise bunun hakça kullanımı aşıp aşmadığının saptanmasında kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. İşbirliği bağlamında kıyıdaş devletler haber verme, bilgi değişimi ve danışmalarda bulunma yükümlülükleri altındadırlar. Uluslararası akarsulardaki bir değişimin diğer kıyıdaşları etkilemesi kaçınılmaz olduğundan taraflar iyi niyetli olarak akarsuyun kendi ülkelerindeki bölümlerinde saptadıkları verileri karşı tarafa sunarlar. Buna göre karşı taraf hazırlığını yapar. Örneğin kendi ülkesinde aşırı yağışlar nedeniyle baraj kapaklarını açacak olan bir üst kıyıdaş, önlem alması amacıyla makul bir süre öncesinde alt kıyıdaş devlete haber verir. Yine benzer şekilde yeni bir baraj inşası planlayan ne kadar su tutacağını, bunu ne zaman tutacağını diğer kıyıdaş devlete haber verir ki her hangi bir zarar ortaya çıkmasın ve diğer kıyıdaş hazırlıklarını buna göre yapsın.

    Diğer devletleri önemli ölçüde etkileyebilecek bir kullanımdan önce kendisine haber verilen veya başka şekilde bundan haberdar olan ve bu planlanan kullanımdan etkilenecek olan devlet görüşmelerde bulunma isteminde bulunabilir. Görüşmeler neticesinde planlanan kulanınım hakça kullanım içinde olup olmadığı, eğer hakça kullanım dışında ise etkilenecek devletin herhangi bir tazminat talep edip etmediği belirlenir. Burada çok önemli bir husus görüşmede bulunma yükümlülüğünün diğer devletle anlaşmaya varma yükümlülüğü olarak algılanmaması gerektiğidir. Nitekim anlaşmaya varma yükümlülüğü diğer devletin planlanan kullanımı veto etme hakkını içerir ki bu uluslararası hukuk tarafından tanınmamıştır. Kısaca diğer devletlerin rızasını arama söz konusu değildir. Lanoux Gölü anlaşmazlığında uluslararası mahkeme bunu açıkça belirtmiştir. Anlaşmazlık halinde ise her türlü barışçıl yola başvurarak kıyıdaş devletler bunu çözebilirler. 1997 Anlaşması"na göre uyuşmazlık eğer taraflar başka türlü anlaşmamışlarsa hakemlik yolu ile çözülecektir.

    * Sonuç


    Akarsuların kullanımıyla ilgili olarak, uluslararası hukuku genel çerçeveyi çizmektedir. Tüm kıyıdaş devletlerin haklarını kabul eden ve suyun kullanımının hakça yapılmasını öngören ilke uluslararası hukukta ön plana çıkmaktadır.

    Suların hakça kullanılması özellikle alt kıyıdaş devletlerin daha önce gerçekleştirmiş oldukları kullanımlara zarar verilmesini gerektirebilir. Hakça kullanıma göre ortaya çıkabilecek bu zarar hukuka aykırı değildir. Çünkü önceki kullanımlar hakça kullanımın saptanmasında dikkate alınacak faktörlerden sadece bir tanesidir ve hiçbir faktörün diğerlerine üstünlüğü kabul edilmemektedir. Hakça kullanım ilkesiyle ilgili olarak en önemli sorun hangi kullanım setinin hakça kullanım olarak değerlendirileceğidir. Tüm faktörleri dikkate alan kullanım tanımı gereği görecelidir. Her devletin bunlara atfettiği önem diğerine göre farklıdır. Buradan hareketle, uluslararası akarsu anlaşmazlıklarının en iyi çözüm yolu olarak hakça kullanımı gözeten uluslararası anlaşmaların devletler arasında akdedilmesi gösterilebilir. Şunu da hatırda tutmak gerekir ki bugün için hakça gözüken bir uluslararası anlaşma zaman içerisinde faktörlerin değişmesiyle bu özelliğini kaybedebilir. Böyle bir durumda anlaşma akdederek var olan durumu dondurmak yerine, anlaşmayla birtakım ortak kurumlar kurarak anlaşma hükümlerinin hakkaniyete uygunluğunu zaman içerisinde gözetmek çok önemlidir.

    Uluslararası hukukta kabul edilen işbirliği, bilgi değişme, danışma, görüşmelerde bulunma yükümlülükleri böyle bir uluslararası kurum eliyle hayata daha kolay geçirilebilir. Devletler egemenlikleri açısından son derece kıskançtır ve bu tür kurumlar, tanımı gereği çok sınırlı da olsa ,egemenlik devri olarak anlaşılma riskini taşımaktadırlar. Özellikle çok iyi komşuluk ilişkilerinin olduğu ABD-Kanada ve AB üyesi ülkeler arasında böyle kurumlara rastlanırken, aralarında birçok anlaşmazlık bulunan ve tarafların birbirlerine hiç güvenmediği Ortadoğu gibi coğrafyalarda bu tür kurumlar oluşamamıştır.
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Uzay Hukuku
    Uzay yolculuklarını ele alan uluslararası gelenek hukuku.
     

Sayfayı Paylaş