1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ümit Zeynep Kayabaş - Cesetlerin Sultanlığı..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 11 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL





    İnsan kaç türlü kin ve kirle yaşar ki
    Ar çizgisi mi alnın çiziği?

    Her kirli sayfanın ucunu kıvır – böyle başlar ilk savunma

    Yerin altına
    Ne çok merdiven yapmışlar.
    Daha inecek miyim? Aradığım bir şey mi var?
    Her insan / karanlık tepenin ardında değil ya...
    Öyleyse neden kurt düşüyor içimize
    Toprak ve ten birleştiğinde - belki de karıncalar aç kalmasın diye.

    Hangi muammanın ortasında kendini dikizliyor insan...
    Saymayalım / kinlerin bereketi kaçar.
    Yapışkan ellere alıştık mı ne? Tuhaf olur şimdi – onurun kıyamı!

    Devam edelim –duraklarda, metrolarda ve garlarda
    Yaşlı, çocuk demeden iteklemeye, çarpmaya
    Göz yumalım rüşvete / Gözümüzü kırpmadan çevirelim tüfeği kardeşimize.

    -Ne hale getirdik seni yeryüzü / diktiğimiz bu kara elbise yakışmıyor ki sana.

    Allah’ım
    Sabrınla ısıt titreyen kalbimi / çiseleyen yağmur resmi çiziyorum durmadan
    Temizleniriz belki bir gün - kirden, kinden ve kan kokusundan

    Mina’ya taş atan insan
    İyice kaldırmazsan baş ve şehadet parmağını
    Göremezsin şeytanın ağzından akan kanı /demediler mi?

    Elmaya
    Dişi değenin / bilmezseniz kırk yıllık köleliğini
    Sayarsınız işte böyle tek tek - dudağı ve ağzı...
    Aklını hangi süzgeçten geçirdiysen
    Bak bakalım gece yarısı mı / sabah mı?

    – Desem ki kadınları anlamak / doğum sancısı...
    Bilemediği acıya doğrayamaz ki insan toparlayamadığını.
    Dağınıklığın burada hükmü yok
    – O gün
    Parmağımdaki yüzük konuşacak
    Ben susacağım
    Sen susacaksın
    Bizden olmayan halimiz konuşacak...

    Ay ışığı
    Cesetlerin üzerine düştüğü gece doğdum.
    Kalbim
    Yıldızı öptü
    Ben annemi...

    –öptüğüm yer çoğaldı / rüzgâr sürükleyince.
    Yaklaş hadi / Sileyim önce gözlerine yapışmış kış uykusunu.

    Bu kervan
    Ölü taşıyor kardeşim!
    Taç yap bana papatyadan - ölülerin alnına takıp, fotoğraflarını çekeceğim
    Ya da arkana bakmadan git / Süt dişlerini iyice fırçala...

    ***

    Dün masamdaydı kalemim
    Yakınımdaydı
    Önce yakınım dediklerinde çoğalırmış – bu kin dediğimiz illet.
    Evet, İnsancıkları da kalbinden edermiş...
    Nasıl mı? Boş ver her her şeyi

    Gel birlikte arayalım mı kayıp kalemini
    Ararken kendinden geçeni yazacağım / yani seni– yetişemediğini
    Bir kaktüsü yedi yıl bekledim... O pembe çiçeği için
    Beklemenin sabır olduğunu Yunus’tan öğrendim

    Ey kapısına saat asmış bekçi / gücün varsa
    Yunus’la aç kalemimin ucunu...

    Dipsiz kuyunun mührünü saklamak boynumuzun borcu
    Boynumda çınarın tadı ve kokusu
    Konuşuyordu boyunlar iplerin ucunda / sakin ve mutlu.

    Böyle - karışık ve anlamsız bir şey işte / arzın koynu.

    Kırık iğneyle kalp işleyen insan
    Biliyorsun değil mi çürük iplerin pazarı
    Boyunu ölçtüğün yerde son buluyor...

    Dinle bir tanem!
    Arka bahçede kopan kıyameti - İstanbul anlatıyor.
    Hadi içine çek / İstanbul’u bir nefeste!
    Alnından ter damlamıyorsa - henüz doğmamış kız çocuğundan utan.
    Suyu akılda tutmaktır asıl imtihan...

    -Yeryüzünü okumadan gömülüyorsak harflere
    Yüzümüzdeki isi silemez geçmişin nefesi.

    Dervişin yamasından - yani aslından utan-ı-(yorsan)
    Asıl kırılan dişin ululuğuna...

    – O sahabe nasıl yükseldiyse omuzda
    Yükselmek idrak etmektir gözün acziyetini
    Anlamaktır insanı oracıkta! – işte ölümün başladığı nokta!

    Hani parmakları değecekti ya sanki birinci kat semaya
    Şaşkınlığı ve yudumlattığı sessizlik şerbet tadında...
    Nasılda dizilmiş nar öyle değmeden birbirine ihtişamla
    Aklın mı karıştı?
    Biraz nar ye ve gölgelen ayva ağacının dibinde
    Yanakların değil ruhun kırmızı olduğunda seslen kendine.

    ***

    Can-ımı-yakmak için pusuda bekleyen dikenleri
    Canımla beslemişim.
    Uçamayan güvercinin -başını okşayacak ellerim yok
    Kestim rüyam bittiğinde elimi

    Sevgilim, hadi bir koşu akşama git
    İyice soluklan kalabalığında.

    -Yakışmaz efendim balkonlara,
    Cesetlerin sultanlığı.
    Öyle kolay sanma insanı tanımayı!
    Tanıdım dediğin yerde başlar / insanın başkalıkları.

    Sağ avucumda paslı çivini izi
    Kanıma karışan pas dün gibi aklımda.
    Ölümü mü üflemiştim? Arsız insanlar kışkırtınca...
    Şimdi avucumdaki izi gösteriyorum
    Boğazdan nazlı ve cilveli süzülen o vapura.

    -Az kaldı, bir ölünün soğukluğunda tartılmama.
    Tahta tabutlar göz kırpıyor
    Patronların karşısında / düğmelerini ilikleyen erkeklere ve kadınlara.

    Yakışmaz efendim balkonlara
    Cesetlerin sultanlığı...



    Ümit Zeynep Kayabaş
     

Sayfayı Paylaş