1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ünlü Kahinler

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve dderya tarafından 25 Temmuz 2014 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Aziz malaki

    AZİZ MALAKİ ’NİN PAPALAR KEHANETİ
    1595 Yılında Arnold de Wyon adlı bir Benediktin keşişi, Venedik’te “Lignum Vitae” ‘Hayat Ağacı’adında bir kitap yayınladı. Bu kitabında bağlı bulunduğu tarikatın kurucusu olan Nursie’li Aziz Benoitönde gelen muritlerinin yaşamlarını ve eserlerini anlatıyordu. Bu kişiler arasında Aziz Malaki adı da geçiyordu; Arnold de Wyon onun hakkında şöyle yazmıştı: “Malaki’nin bazı risaleler yazmış olduğu söylenir. Ancak benim sadece, kendisinin papalar hakkında yazmış olduğu kehanetten haberim vardır. Bu metin gayet kısa olduğu ve daha önce de, bildiğim kadarıyla hiçbir yerde yayınlanmamış olduğu için pek çok kimsenin de arzusunu yerine getirmek amacıyla yayınlamayı uygun gördüm.”
    Kitabında Malaki’nin yaşam öyküsü de yer alan Arnold de Wyon, bu ifadesinin ardından azizin 1139 yılında kaleme almış olduğu kehaneti aktarmıştı. Neydi bu? Malaki, kendisi henüz yaşarken göreve seçilen papa 2.inci Celestin’den başlayarak gelecek 800 yıl boyunca papa olacak 111 kişiyi de, üstelik sırasıyla yazıp bırakmıştı. Gelecekte görev yapacak olan bu 111 papayı çok kısa, genellikle iki sözcük Latince cümlelerle ve seçilen papanın ya ismi, ya doğduğu şehir ya arması ya da diğer başka özelliklerini vurgulamak suretiyle tanımlamıştı.


    AZİZ MALAKİ KİMDİR ?
    Asıl adı O’Morgair olan Malaki İrlandalı idi ve 1094 ya da 1095 yılında kuzeydeki Armaghkentinde doğdu. Mistik deneyim ve uygulamaların gayet yoğun olduğu o dönemin İrlanda’sında yetişen Malaki 25 yaşında rahip ve ardından da doğduğu şehrin baş papazı oldu. Malaki ’nin daha genç yaşlarındayken görücülük yeteneğinin ortaya çıktığı ifade edilir. O dönemin İrlandasında Vatis adı verilen profesyonel kahinlerin tüm ortaçağ boyunca bu faaliyetlerini yaygın biçimde resmen sürdürmüş oldukları da göz önünde bulundurulunca, bu tarz yeteneklerin o zamanda gayet normal bir şey olarak benimsendiğini anlayabiliriz. İşte böyle bir ortamda yaşayan Malaki, 1132 yılında İrlanda Başpiskoposu oldu.
    Ancak daha sakin ve ilahi konsantrasyon dolu bir yaşamı arzuladığından 3 yıl sonra görevinden istifa etti. Ve Connor’a giderek keşişlerle birlikte mistik bir yaşam sürdürmeye başladı. 1138’de Roma’ya hacca gitti. York şehrinde konakladığı bir sırada yeni kurulmuş olan Sistersien tarikatı mensupları ile tanıştı ve onlardan etkilendi.
    Bir yıl sonra Roma’ya tekrar gitmeden önce bu tarikatın kurucusu olan Aziz Bernard ile tanışmak amacıyla Clairvaux kentine uğradı. Bu iki insan arasında güçlü bir dostluk oluştu. Malaki hep Bernard’ın yayında kalmak niyetinde idi ancak Papa’nın emriyle İrlanda’ya dönmek zorunda kaldı. Geri dönüş yolculuğu sırasında İskoçya kralını da ziyaret etti. Ve kralın ölümcül hasta olan oğlunu mucizevi bir biçimde iyileştirdi. Aziz Bernard’ın gönderdiği müritlerle İrlanda’da da beş büyük manastır oluşturdu.
    1148 yılında Roma’ya gitmek arzusuyla yeniden yola çıktıysa da yoldu çok hastalandı.Ve ancak Clairvaux’a varabildi. Kendisini iyileştirmek için çırpınıp duranlara “Her şey boşuna, sizin söylediklerinize sadece sizin iyiliğiniz için razı oluyorum” demişti. Ölümünün aynı yılın 2 Kasım’ında gerçekleşeceğini de aylar öncesinden bildirdi. Nitekim de öyle oldu. 2 Kasım günü şafak sökmekte iken dostu ve üstadı Aziz Bernard’ın yanı başında bedenini bıraktı gitti.

    AZİZ MALAKİ ’NİN KEHANETİ
    Asıl adı O’Morgair olan, ancak daha sonra İsrail Peygamberlerinden Malaki ’nin adını alan bu kahin, Hıristiyanlık dünyasının göreceği son 111 papayı da tarif edip bırakmıştı. Kehanetlerdeki kesinlik göz önünde bulundurulduğunda bu 111 papanın ardından bu kurumun büyük bir değişime uğrayacağı konusu dikkat çekmektedir. Çünkü Malaki, bu 111 papalık listenin altına şu satırları da eklemişti:“Roma Kilisesinin son zulmü esnasında başında Romalı Peter bulunacak ve koyunlarını sayısız felaketlerin ortasında otlatacak. Bunlar da sona erdikten sonra yedi tepeli şehir (Roma) yıkılacak ve korkunç hakim halkı yargılayacak."
    Malaki ’nin kehanetindeki 111 Papa’dan bazıları5. Beyaz köyden4 üncü Adrien (1154-1159) Saint-Alban kentinin bir köyünde doğdu. ‘Alba’ beyaz anlamına gelir.12. Laurent kılıcı8 inci Gregoire (1187) Saint-Laurent kardinalidir. Saint-Laurent armasında kılıç bulunur.22. Mağlup Ejder4 üncü Clement (1265-1276) Bu papanın armasında pençeleri arasında bir ejderi tutan bir kartal bulunur. 29. Aslanlı Gül 4 üncü Honorius (1285-1287). Armasında iki aslanın tuttuğu bir gül bulunan Sabelliailesindendir.35. Ossa'lı kunduracı 22 inci Jean (1316-1334). Fransızdır. Ossaailesindendir ve babası da bir kunduracıdır.61. Küçük adam3 üncü Plus (1503). Siena’lıdır ve Piccolomini ailesindendir (Piccolo:Küçük; Uomini: Adamlar)64. Florent Aslanı6 ıncı Adrien (1522-1523) Armasında bir aslan bulunan Florent’in oğludur71. Orman meleği5 inci Plus (1566-1672). Asıl adı Micheil’dir. Mikael’den gelir. Melek ismidir. Bosco kentinde doğmuştur ve Bosco’orman’anlamına gelir.100. Etrürya'daki Balnes16 ıncı Gregoire (1831-1846) Aziz Romuald tarafından İtalya’nın Etrürya bölgesindeki bugünkü adıyla Toscana,Balnes’da kurulmuş olan Kamaldula tarikatına mensuptu.104. Nüfusu azalan din15 inci Benoit (1914-1922). Bilindiği gibi, 1.Dünya Savaşı sırasında çok sayıda Hıristiyan ölmüştür.107. Papaz ve gemici23 üncü Jean (1958-1963). Asıl adı kardinal Roncalli olan bu papa daha önceleri Venedik patriği idi.108. Çiçeklerin çiçeği6 ıncı Paul (1963-1978). Armasında üç tane zambak vardır. Zambak batıda ‘çiçeklerin çiçeği’ olarak da tanımlanır. Ayrıca bu papa Floransa’da doğmuştur ve bu şehrin armasında da kırmızı bir zambak vardır.109. Ay'ın yarısı1inci Jean-Paul (1978).Papalık görevini 1 ay yapabilmiş çünkü göreve seçildikten 1 ay sonra ölmüştür.Gökte yarım ay varken seçilmişti ve öldüğünde yine yarım ayvardı.110. Güneş işçisi(Labore Solis)2 inci Jean- Paul (1978-2005) Günümüzün papası. Dünya Barışının sağlanması için harcadığı olağanüstü çaba nedeniyle tam bir ‘güneş işçisi’ olarak yorumlanmaktadır.Güneş pek çok tradisyonda yapıcı güçlerin, eril ve yaşam verici kudretlerin ve Tanrı’nın sembolüdür. İnsanlığın gelişimine hizmet etmiş büyük inisiyelere de “Güneş İnisiyeleri” denildiği bilinmektedir. Ayrıca ‘Labore’ sözcüğü ‘oluşturma’, ‘meydana getirme’ anlamına da geldiğinden bazı yorumcular bunun, 2.Jean Paul’un görevi sona ermeden önce yeryüzünde güneşten kaynaklanan atmosferik karışıklıklar veya depremler görüleceği şeklinde yorumlanmaktadır.111. Zeytinin zaferi (De Gloria Olivae)2.Jean-Paul ’den sonra gelecek olan Malaki ’nin kehanetlerine göre de son papa. Zeytin ağacı her devirde barış sembolü olarak benimsendiğinden bu papanın döneminde dünya çapında bir barış atmosferi yaşanacağı yorumu yapılmaktadır. Yahut bu papanın armasında zeytin dalı olacaktır; belki de armasında zeytin dalı bulunan bir şehirde doğmuş olacaktır.
    Diğer bir yoruma göre de İspanyada Oliva denilen yerde bir Sistersiyen manastırı vardır. Seçilecek olan papa belki de bu manastır mensuplarından olacaktır. (Oliva:Zeytin) Ayrıca ‘Oluva’ İtalya’da ve Korsika’da çok yaygın bir soyadıdır. İskenderiye asıllı ilahiyat bilgini Orien’ e göre de ‘Zeytin’ (şefkat-rahmet) anlamlarına gelmektedir.

    KEHANETİN TARTIŞILMAZ KESİNLİĞİ
    Malaki ’nin 111 PAPA kehanetinde dikkat çeken özellik, hangi papa için ne tanım yapılmış olursa olsun, bunun o papa ortaya çıktıktan yani göreve başladıktan sonra yerine tam oturduğudur. Esprili bir biçimde ya ait olduğu aile, ya bağlı bulunduğu tarikat, ya doğmuş olduğu köy-kasaba, ya da armasında taşıdığı işaretler, sahip olduğu diğer özellikler kaydedilmek şekliyle gerçekleşen bu kehanet listesinin gerçekliği akıllara durgunluk verecek düzeydedir.
    Sekiz buçuk asırlık bir zaman dilimini kapsayan ve bu süre zarfında göreve seçilecek olan papaların sırasıyla ve üstelik de kimi zaman ancak sıkı bir araştırma sonucu çıkarılabilen bir takım özellikleri ile ortaya koyabilen bir kehanet, tüm tartışmaların ağzını tıkayıcı niteliktedir. Bir zaman-mekan ötesine taşışın meyvesi olan bu 111 papalık listenin şoke edici ve kimilerini bunaltıcı doğruluğu sonucunda bazı rahatsızlıkların oluşması doğaldır. Çünkü bu liste 111 papada sona ermektedir ve bundan çıkan anlam da ortadadır. Papalık içinde hızla büyük bir değişim yaklaşmaktadır.


    Haluk Özden Ruh ve Madde Der. Sayı 362- 363-364
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.
  2. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Wolf Messing ve Kehanetleri
    [​IMG]
    Wolf Messing, 10 Eylül 1899 yılında Varşova yakınlarındaki bir köyde doğdu. Esasında bir Polonyalıydı ve Yahudi Köyü'nde oturuyorlardı. Ailesi dindardı. 6 yaşında iken kutsal Talmud'u ezbere biliyordu. Komşu köyün din okuluna gitmeye başladı. 11 yaşına gelince dünyayı gezip görmek hevesiyle trene bindi. Zihinsel yeteneğini ilk olarak bu trende kullandı: Biletleri kontrol eden memura bir kağıt parçası uzattı. Konsantrasyonu sayesinde bu kağıt parçasının, memur tarafından bir bilet olarak algılanmışını sağladı. Memur kağıt parçasını aldı çevirdi ve tekrar ona uzattı. Konsantrasyonu başarıya ulaşmış ve memur kağıt parçasını bilet olarak algılamıştı. Bu onun ilk parapsişik deneyiydi... Berlin'e gitti ve orada bakkal çıraklığına başladı. Bir gün müşterilerinden birine mal götürürken yolda bayıldı. Hastahaneye kaldırıldı. Nabzı çok yavaş atıyordu. Dr. Abel bunu farketmeseydi, öldü diye mezara gömülebilirdi. Onu kurtaran Dr. Abel daha sonra kendisiyle yakından ilgilenerek, parapsişik yeteneklerinin daha gelişmesi için çalıştı. Onu tiyatroda bir işe başlattı. Orada kendi parapsişik yetenekleriyle ilgili çeşitli gösteriler yapıyordu. Daha sonraları gittikçe tanınmaya başlayan Wolf Messing, devrin ünlü bilim adamlarıyla da tanışma fırsatı buldu. Einstein, Freud ve diğer tanınmış bilim adamlarıyla önemli deneyler gerçekleştirdi. Avrupa'yı, Uzakdoğu'yu gezen Wolf Messing 1927'de Hindistan'da Gandi ile tanıştı. Gandi ile telepati deneyleri gerçekleştirdi. Messing'in inanılmaz bir telepati yeteneği vardı. Bunun yanısıra kehanetleriyle de dikkatleri üzerinde toplamıştı... 1940 yılında Rus Alman ilişkilerinin son derece olumlu olduğu günlerde: "Bir gün gelecek Sovyet tankları Berlin sokaklarını çiğneyecektir..." diyerek gelecekteki günleri çok önceden insanlara bildirmiştir. 1943 yılında yine bir başka kehanetinde: "Battık, Beyaz Rusya, Ukrayna ve Kırım; Naziler tarafından işgal edilecektir" diyordu... II. Dünya Savaşı'nın sonunu kimsenin tahmin edemediği günlerde; 1945 Mayısı'nda savaşın biteceğini kesin olarak ileri sürüyordu... 1937 yılında yaptığı bir gösteride: "Hitler Doğuya saldırırsa ölür" demiş ve bu sözünden sonra Hitler tarafından istenmeyen adam ilan edilerek, başına 200.000 Mark mükafat konulmuştu. Geleceği bilmenin tabiat üstü bir olay olmadığını söyleyerek, gelecekte bu meseleye bilimsel açıklamaların getirileceğinin ilk sinyallerini de vermiştir... Gelecek denilen şey geçmiş ile şimdinin devamıdır. Bunların arasında düzenli bağlantılar bulunmaktadır. Ancak Wolf Messing'in dediği gibi, bu bağlantıların işleyiş şekli günümüzde de henüz açıklanamamıştır.
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.
  3. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Nostradamus Kimdir? ve Kehanetleri nelerdir?

    Nostradamus kimdir?
    [​IMG]

    Nostradamus karşıtlarının başında yüzyılımızın başlarında yaşayan özellikle de Okült çalışmalarıyla tanınan araştırmacı Colin de Plancy gelir, "Cehennemin Sözlüğü" adlı kitabında Kahin´i katı biçimde eleştirir. Plancy´e göre Nostradamus, doktorluktan sıkılmış ve çok para kazanabileceği bir alan olan falcılığı seçmiştir, yaşadığı çağ bunun için çok uygundur. Aslında hiçbirşeyi önceden bilememiş ve halkı aldatmıştır. Plancy, kehanetlerin takvimsel olduğunu da iddia eder yani bin yalandan bir gerçek çıkar, o da yakıştırma veya safça bir inanç olabilir.Üstelik, kehanet yapılamaz çünkü gelecek diye birşey yoktur zira henüz yaşanmamıştır.

    Nostradamus´un kehanetleri : Yüzyıllar (Centuries)
    1555´de "Centuries"in ilk baskısı yapılmıştı, asistanı Chavigny´nin ve oğlu Cesar´ın yazdıklarından, bunu uzun yıllar çalıştıktan sonra yaptığını öğreniyoruz. Oğluna yazdığı mektuptan yayınlama kararını kolay veremediği ve çok düşündüğü anlaşılır. İlk baskının adı "Les Propheties de Me. Michel Nostradamus" yani "Michel Nostradamus´un Kehanetleri"idi. 1555 yılı Mart ayında, Lyon´da yayıncı Marc Bonhomme tarafından basıldı, üç tom Yüzlük ve 53 Dörtlüğü olan dördüncü Yüzlüğü kapsıyordu. Bir Yüzlük, yüz adet dörder satırlık Dörtlük demektir. Daha sonraki baskılarda diğer Yüzlükler yer aldı, demek ki Nostradamus ya basım anına kadar o kadar Dörtlük hazırlamıştı ya da o kadarınının basılmasını uygun gördü. Nedeni belli değil, Chavigny´de belirtmiyor.

    Önce de belirtildiği gibi, Dörtlükler de hiçbir yazın kuralı yoktur, dilbilgisi kurallarına da raslanmaz. Zaman dizeleri ve uyumu da yoktur, bir Dörtlük geçmiş zamanla başlar gelecek veya şimdiki zamanla sona erer veya tersi olur. Bir dize de sadece fiiller, ötekinde sadece zamirler vardır, çoğul ve tekil ayrımı görülmez. Bir Kraldan veya önemli birinden söz ederken bir çok farklı ad kullanır ama kasdedilen hep aynı kişimidir, anlaşılmaz. Yerler ve Astrolojik veriler belirsiz ve genellemeler olarak görülür, çok sık özellikle Provence kentleri başta olmak üzere kent ve kasaba adları verilir, sanki söz konusu felaketler hep buralar için geçerlidir. Ama ciddi bir araştırma sonucunda bunun da bir şifre olduğu anlaşılmıştır, Kahin Provence Fransası´nın kentleri kendince bir şifre olarak kullanmıştır. Zaman zaman da kentlerin coğrafi konumları, Astrolojik zamanlamaları simgeler yani gezegenlerin belli bir tarihte alacakları gök konumunun izdüşümünü gösterir. Kısacası, olabildiğince karmaşık, kaotik bir düzen gizlidir.

    Peki Nostradamus, salt Astroloji ile mi bu sonuçlara vardı? İşte asıl karanlık yön buradadır, ilerde görüleceği gibi kehanetlerini nasıl yaptığını özgün diliyle anlatırken, farklı birşeyleri vurgular. Nostradamus´un kitaplığında çok gizli ve yasak kitapların bulunduğu söylenir, bunlardan birisi "Süleyman´ın Anahtarları", bir diğeri de efsanevi Mısırlı Gizemci İamblichus´un "Sırlar" kitabıdır. "Süleyman´ın Anahtarları" çok gizli bir kitaptı, anlatılan öykülere bakılırsa 12.Yüzyıl´da Bizanslı Tarihçi Chonensis tarafından bir kopyası İmparator´a sunulmuştu, kitap doğadışı bilinmeyen güçlerle ilişki yöntemlerini ve kehanetde bulunmanın sırlarını anlatıyor ve öğretiyordu. 1350´deki Papa VI.İnnocent´in bu kitabın eline geçen bazı bölümlerini dini törenle yaktırdığı da anlatılır. Bugün Paris´deki Arsenal Müzesi´nde "Süleyman´ın Anahtarları"nın bir kopyası olduğu bilinen bir kitap vardır, eğer sözü edilen kitap bu değilse dahi, karşımızda yine de anlaşılmaz bir kitap çıkar. Müzedeki kitabın metni İbranice, Latince, Grekçe, Arapça yazılmıştır ve hatta birkaç yerinde antik Kalde dili kullanılır. Tamamen simgeseldir, tek bir kelimesi dahi anlaşılamaz, deli saçması gibi gözükür ama altında bir gizemin yattığı kesindir, kısacası kitap dev bir bilmecedir. Nostradamus kitabının 1.Yüzlüğünün 42.Dörtlüğü´nde garip bir metodu işaret eder, öyleyse onun bazı garip ve bilinmeyen bir yolla kehanetlerini oluşturduğunu da düşünebiliriz ama ne olduğu hakkında pek birşey söylememiz mümkün değildir fakat kesin olan tek şey Astroloji´yi kesin kullanmış olduğudur ama tek başına değil.

    Nostradamus´un ölümünden sonra, odasında bazı belgelerin bulunduğundan söz edilir, ayrıca bir sepetin içinde de bir tomar kağıt vardır. Herşeyi yok eden eden ve vasiyetinde kesin kurallar koyan kahin, bunları nasıl unutmuş olabilir? Bir kasıt olabilir mi? 1605 yılında Vincent Sere adlı bir araştırmacı, söz konusu belgeleri eline geçirdiğini iddia etti, gerçekten de bazıları 1568´de basılan ikinci "Centuries"de bulunan dörtlükleri içeriyorlardı. Ama diğerleri "Centuries"in hiçbir baskısında yer almıyorlardı ve bir de Altılıklar yani altışar dizelik kehanetler vardı ama tarzları Nostradamus´un alışılmış uslübunu yansıtmıyorlardı, daha hafif ve daha düzenli şiirsel bir havaları vardı. Belki de bunları bir başkası kaleme almıştı. Daha sonra başka kehanetlerin bulunduğu da iddia edildi, artık "Centuries"in orjinal baskılarının dışında kalan kehanetlere gerçek olsalar dahi inanmanın imkanı yoktu. 1555´deki ilk baskıdan sonra 1558 ve 1566´da "Centuries" Lyon´da Pierre Rigaud tarafından iki kez daha basıldı, 1558 baskısının bir nüshası bugün Bibliotheque de Paris´de bulunmaktadır, bu nüshada yedi tam Yüzlük vardır. 1566 baskısında ise "Kral Henri II´ye Mektup", sekizinci, dokuzuncu ve onuncu Yüzlükler eklenmiştir. 1568 baskısında ise yani Kahin´in ölümünden sonraki ilk baskıda 57 Altılık eklenmiştir ama gerçek Nostradamus uzmanları bunları reddetmekte ve uydurma olduklarını belirtmektedirler. Hatta bunları dönemin Fransa Başbakanı Cardinal Mazarin´in yazmış olduğu da söylenmektedir. 1643-1839 arasında "Centuries" tam onbeş kez basıldı, 1839´da Avignon´da yapılan baskıda araştırmacılar Bareste ve Le Pelletier´in yorumları da vardı. Yorum olayı ilk kez kitaba giriyordu. Hoş daha sonraları James Laver tarafından yapılan yorumların dışında bir daha bu kadar ciddi ve tarafsız yorumlar yapılmadı.

    alıntıdır
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.
  4. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Edgar Cayce Kehanetleri
    Dünyanın Nostradamus’tan sonraki en büyük kahini olarak bilinen Edgar Cayce, 1920’lerin
    ortasında yaptığı bir görüşmede, 1939 yılında borsanın çökeceğini ve bunu da büyük
    ekonomik bunalımın takip edeceğini söylemiştir. 1931 yılında ise, büyük bunalımın
    1933’de sona ereceğini ifade etmiştir. Bunalım, gerçekten de 1933’de sona ermiştir.
    Hitler’in Almanya yönetimine geleceğini ve makamından indirilene veya dışarıdan bir
    müdahale gelene kadar da yönetimde kalacağını 1934 yılında söylemiştir.
    Uluslararası dengelerin artık iyice kaybolacağını ve işlerin çığırından çıkacağını 1936’da, 2.
    Dünya Savaşı’nın ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini de 1937 yılında öngörmüştür. Ayrıca,
    1939 yılında, aktif göreve ileriki yıllarda çağırılıp çağırılmayacağını soran emekli bir
    Amerikan deniz subayına, 1941’de çağrılabileceğini söylemiştir. Nitekim A.B.D,
    1941’deki Pearl Harbor baskını ile 2. Dünya Savaşı’na girmiştir.
    Cayce ayrıca, 1939 yılında yaptığı öngörüde, Roosevelt ve Kennedy’nin başkanlık görevleri
    sırasında öleceklerini de ifade etmiştir.
    Hindistan’ın İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasının yanında, o zamanlar komünist
    bile olmayan Çin’i kastederek, A.B.D. ve Rusya’nın Kızıl Çin’e karşı birleşeceğini
    söylemiştir.
    Sovyetler Birliği’nin çökeceğini, Rusya’da dini ve spiritüel özgürlük doğacağını anlatmıştır.
    Cayce, kendi yaşadığı zamanlarda bilinmeyen Plüton’un varlığını, sistemde bir 9. gezegen
    olduğunu söyleyerek öngörmüştür. Ayrıca, okyanusun dibinde büyük oranda altın
    olduğunu da ifade etmiştir. Bu altın damarları, 1970’lerde keşfedilmiştir.
    Son olarak, kendisiyle görüşmelerde bulunan danışanlarına, sürekli telsiz-telefon-telgraf
    iletişimi, havacılık ve elektronik gibi askeri alanları da destekleyen sektörlere yatırım
    yapmalarını öğütlemiştir. Bunlar, gerçekten de Cayce’den sonraki zamanlarda en önemli sektörler
    olmuşlardır.
    Cayce, ayrıca lazer ve kızılötesi görüşten de ilk olarak bahseden insandır.
    1 Ocak 1945’de, 4 gün içinde gömüleceğini öngörmüştür. Bunu öngördükten 2 gün sonra
    ölmüştür.

    -alıntıdır-
     
  5. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Shipton Ana ve Kehanetleri

    [​IMG]



    18 yaşındaki Agatha Southeil 1488 çocuğunu doğururken yaşamını yitirdi. Agatha öldüğü yerde gömüldü. Ve doğan kız çocuğu ise saklandı. Çünkü çocuk normal değildi, başı orantısızdı, gözleri şaşı ama bakışları yakıcıydı, yanakları içe çökük, ağzı dişlerini gösteren bir delik gibiydi.Kolları bacakları sanki vücuduna öylesine takılmış gibi uyumsuzdu. Bu çocuk fazla saklanamadı. Köyün ileri gelen din heyeti bir vasi bulunmasını talep etti. Nitekim yaşlı iyilik sever bir kadın bakımını üstlendi. Adına Ursula denildi. Ursula garip bir çocuktu günde 1-2 saat uyuyor sonra uyanıyor. Gözleri hep sabit bir noktaya bakıyordu. Geceleri evin perdeleri uçuşuyor, kapıları vuruyor, pencere kepenkleri gıcırdıyordu. Evin dışında sürekli yaban kedilerinin sesleri geliyordu. Bir gün eve dönen kadın bebeğin beşiğini boş buldu. Mobilyalar kırılmış, şöminenin ateşleri saçılmıştı. Kadın korku içinde olanları komşularına anlatır.Komşular çocuğun cinler tarafından kaçırıldığını iddia eder. Ama çocuk en sonunda bacanın içinde bulunur.Bu olaya kimse bir yorum getiremez. Ursula zaman içinde bu tür olaylarla büyür. Yaşı gelince analığı Ursula'yı okula yollayarak okuma yazma öğrenmesini ister. Ursula hayal gücü ve zekasıyla kısa zamanda tüm hocalarının göz bebeği olmuştur. Fakat öğrenciler arasında bir ucubedir hala. Ursula da kendisine yapılanlar karşısında intikam yolunu seçer. Ansızın öğrencilerin elbiseleri yanmaya başlar, öğrenciler geceleri kabuslarla korkarak uyanmaya ağlamaya başlarlar. Ursulayla kavgalı olanların başlarına, nereden geldiği belli olmayan taşlar yağar. Nitekim konu aileler arasında tartışılmaya başlanır. Okuldan uzaklaştırılmasına neden oldular. Shipton Ana Kehanetleri Ağaç altındaki yerde altın bulunacak.
    Tüm İngilterenin çocukları toprağı sürerken, kitap onun elinde onun sık sık bulunacak. Medceziri öğrenecek. Yoksul olan o şimdi büyük bilgelik bilinecek.
    Büyük evler vadilere, uzaklara yayılmış üzeri kar ve doluyla örtülüyken, alevli yıl kısa zamanda gelirken, barış önceden olacak. Her yerde bolluk olacak.
    Erkekler kılınçlarla tarlaları sürecekler. Denizlerin kanlandığı zaman gelince, büyük selle karıştırılacak. Atsız arabalar gidecek(otomobil) Felaketlerden dünya çığlık çığlıkla dolacak, Londra da çulha çiçeği tepesi olacak, Merkezde bir din adamının bakışı. Dünyanın çevresinde insanların düşünceleri uçacak.(telsiz telefon) Göz açıp kapayıncaya kadar bunlar olacak. Ve sularda büyük harikalar olacak. Ve bütün bunlar gerçek olacak.(20 yy) Tepelerin arasında gururlu adam gezecek.
    Ne bir at ne de bir eşek yanında olmayacak. İnsanlar suyun altında yürüyecek. Beyazda ve siyahta hatta yeşilde(Apollo uzay araçları) Bir büyük adam gelecek ve gidecek. Kehanetlerin açıklanması için, suda demir yüzecek, tahta kadar kolayca.(Gemiler) Altın derelerde ve taşlarda akacak(Altına hücüm) Henüz bilinmeyen topraklarda(ABD) Ve İngiltere bir yahudiyi kabul edecek(Başbakan Disraeli) Bu garip bir düşünce ama gerçek yahudi bir zamanlar küçümsenirken, hıristiyan olacak doğduğunda. Camların evi gelecek ve geçecek. İngiltere'de ama yazık çok yazık bu işleri bir savaş izleyecek. Orada pagan ve Türk oturduğu zaman, Bu ülkeler şiddetli bir çekişmede kilitlenecek. Birbirlerinin yaşamlarını almaya çalışacaklar. Böylece kuzey güneye bölünecek, kartal aslanın ağzında.
    Vergi ve kan vede zalim bir savaşa girecek her mütevazi kapıdan. Bir maymun bir eksik yılda ortaya çıkacak (AIDS) Tüm kadınlar korku içinde olacaklar ve ademler tartışacaklar ve roma inancı kökleşecek. Ve İngiltere oradan oraya dönecek. Gök gürültüsü dünyayı sallayacak,şimşekler ayrı ayrı gökleri yırtacaklar. Dünyayı su dolduracak ateş işini yapacak. Fransa üç kez kan dansı oyununa önçü olacak. Halk özgür olmadan önce. 3 zalim yöneticiyi o görecek (Robespierre Napolyon Pentain) Üç kez halkın kendisi yönetecek(Fransa'da üç Cumhuriyet) Şiddetli geçimsizlik olduğu zamanda İngiltere ve Fransa bir olacaklar (1. ve 2. dünya savaşları)
     
  6. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    JACQUES CAZOTTE VE KEHANETLERİ

    (Jacques), fransız yazar (Dijon 1719 -Paris 1792). Deniz gereç memuru olarak, bir süre Martinique'te bulundu. Çok sayıdaki masal ve öykülerinde düşselliği önce hiciv amacıyla {la Patte du chat, 1741; les Mille et Une Fadaises, 1742), daha sonra ahlaksal amaçla (lelord impromtu, 1767 ve başyapıtı le Diableamoureux, 1772) kullandı. Yaşamının sonuna doğru aydınlanmışçılığa yönelen Cazotte, doğaüstü olayları belki de Rachel ou la Belle Juive (1778) ve la Continuation des Mille et Une Nuits (1788) yapıtlarıyla ciddiye almış oldu. Bir tür yarı kehanet olan ve gerçekte La Harpe tarafından yazılmış bulunan la Vision de Ca-zoffe'ta, "önceden haber verdiği" ileri sürülen Fransız devrimi'ne karşı çıktı; giyotinle idam edildi.

    [​IMG]

    Fransız ihtilalıyla ilgili olarak Jacques Cazotte’un kehanetinden Papus, Stanislas Guaita ve Eliphas Levi bahsetmektedir. “âşık şeytan” adlı kitabın yazarı olan Cazotte okültizm ile ilgili konulardan hoşlanıyordu.

    Kendisinin bir ziyafet sırasında gelecek hakkında konuştuklarını
    La Harpe şöyle aktarmaktadır:

    “ Bana dün gibi geliyor ama 1788 yılı başlarındaydı. Akademisyen bir meslektaşımız olan asil ve zeki bir şahsın evinde rahipler, saray adamları, edebiyatçılar, akademisyenlerle birlikte sofradaydık. Her zamanki gibi çok güzel bir yemek yenilmişti. Yemeğin sonunda içlen Malvoıise ve Constance şarapları iyi toplumun verdiği neşeye her zaman etikete uymayan bir serbestlik katıyordu. Topluluktaki görüşmeler öyle bir hal almıştı ki güldürü her şey olumlu karşılanıyordu. Davetlilerden biri söyleşinin olumlu havasına hiç katılmamıştı ve hatta bizim coşkunluğumuzla hafifçe alay etmişti. Bu sevimli ve orijinal biraz da ermişlere has hülyalara kendini kaptırmış olan Cazotte’du.

    Çok ciddi bir tavırla söze başladı ve:

    -Efendiler, dedi. Rahat olun hepiniz bu büyük ve yüce ihtilalı göreceksiniz. Bilirsiniz ki ben biraz ermişimdir; tekrar ediyorum göreceksiniz.

    Ona şu şekilde cevap verdiler:

    -Bunun için büyük bir sihirbaz olmaya lüzum yok

    -Kabul fakat size söylediklerim için bu söylediklerinizden biraz daha fazlası lazım. Siz burada bulunanların çok yakın bir gelecekte başına gelecekleri biliyor musunuz?


    Condorcet:

    -Ah! Bir filozofun bir peygamberle karşılaşması hiç de üzülecek bir şey değildir.
    -Siz mösyö Condorcet, bir zindanın taşları üzerinde öleceksiniz. O mutlu zamanların daima üzerinde taşımaya zorlayacağı zehirle cellattan kurtulmak için kendinize kıyarak öleceksiniz.
    Önce bir şaşkınlık oldu sonradan Cazotte’un uyanıkken rüya gördüğü hatırlanarak açıktan açığa gülündü.

    -Mösyö Cazotte bu bahsettiğiniz şey sizin “aşık şeytan”nınız kadar sevimli değil. Fakat bizim bahsetmekte olduğumuz felsefe ve akıl sanatı fikri ile “zindan”ın “cellat”ın “zehir”in ne ilgisi olabilir?

    -Size söylediğim tastamam budur: felsefe beşetiriyet hürrüyet adına aklın saltanatı sırasında soınunuz böyle olacak. çünkü o zaman gerçekten fransa’da “akıl” mabedleri olacak ve başka bir mabede kalmayacak.

    Chamfort kahkahayla gülerek:

    -Eminim ki siz bu mabedlerin rahiplerinden olmayacaksınız.

    -Bana da öyle geliyor mösyö chamfort; fakat siz onlardan biri olarak bu sıfatı da hak edeceksiniz; fakat damarlarınızı yirmi iki ustura darbesiyle keseceksiniz ama, bu yüzden hemen değil ancak birkaç ay sonra öleceksiniz.

    Herkes birbirine baktı ve yine güldüler.
    -Siz mösyö Vic-d Azir, damarlarınızı siz açmayacaksınız fakat bir damla krizi sırasında bir günde altı kez damarlarınızı açtıracak ve geceleyin öleceksiniz. Siz mösyö Nicolai, darağacında can vereceksiniz. Siz mösyö Bailly, darağacında…

    Roucher:

    -Görülüyor ki ,mösyönün hıncı akademiye; pek canlı bir temizlik yapıyor. Bana gelince çok şükür…

    -Siz siz de darağacında öleceksiniz. O devirde sadece felsefe i ve akıl ile idare edileceksiniz. Size böyle davrananların hepsi filozof olacak; bir saatten beri ağzınızdan düşmeyen cümlelerle konuşarak öldürecekler; sizin kullandığınız sözleri kullanacaklar; sizin gibi Diredot ve “Pucelle”nin mısraları ağızlarından düşmeyecek

    Chamfort:
    -Evet, bütün bunlar pek neşeli değil fakat bütün bunlar ne vakit olacak?

    - Size bütün söylediklerimin tamamlanması için altı yıldan fazla bir zaman geçmeyecek
    Düşes De Grammont:

    -Bize gelince biz çok talihliyiz. İhtilallerle bize bir şey olmaz.

    -Bu kez madam sizin cinsiniz için bir ayrım yapılmayacak; sizlere de erkekler gibi davranılacak.

    -O halde siz dünyanın sonunun geleceğinden bahsediyorsunuz?

    -Bilmem; bütün bildiğim madam siz ve sizden başka birçok kadınlar elleri arkalarına bağlı olarak arabalarla darağacına götürülecekler.

    -Ah! O zaman üzeri siyah örtülerle kaplı bir kupa arabasıyla darağacına giderim!

    -Hayır sizden daha kibar hanımlar sizin gibi yük arabasında ve yine sizin gibi elleri arkalarına bağlı götürülecekler.

    -Daha kibar hanımlar? Yani kral soyundan prensesler mi?

    -Daha da kibarları madam.

    Bu sözler söylenince davetliler huzursuzlukla kıpırdandılar. Ev sahibinin yüzü asıldı. Şakanın biraz ileri gittiği kanısı doğmuştu.
    Madam De Grammont bulutları dağıtmak çin bu son cevap üzerinde ısrar etmeyerek haifi ve neşeli bir tonlar:

    -Görüyor musunuz? Bana günah çıkaracak bir rahip bile bırakmayacak.

    -Hayır madam olmayacak. Fakat tututklulardan bir günah çıkartacak papazla görüşemsini lütfen izin verilecek son şahıs…

    Bir an durdu.
    -Bu mesut fani kim acaba?

    -Fransa kralı

    Ev sahibi ile bütün konuklar birden ayağa fırladılar. Ev sahibi Cazotte’ye ilerledi ve gayet ciddi bir tonla:
    -Bu kasvetli şaka kafi derecede uzadı; bulunduğunuz topluluğu ve bizzat kendinizi mahvedecek kadar ileri gidiyorsunuz.

    Cazotte hiç cevap vermedi. Gitmeye hazırlanıyordu ki ciddi şeylere hiç tahammülü olmayan Madam De Grammont neşeyi yeniden canlandırmak için:

    -Ee, peygamber bey. Ya siz? Siz ne olacaksınız?

    Bir anlık bir sükût oldu ve gözler yere indi.
    -Madam kutsal kitapta Kudüs’ün kuşatmasını okudunuz mu?

    - Tabi okumayan kim olabilir bunu? Fakat tutun ki okumadım anlatıverin.

    -Peki madam bu kuşatma sırasında bir adam yedi gün burçlarda ve hendeklerde “felaket Kudüs’e felaket bana” diyerek durmadan dolaştı ve bir sıra düşmanların attığı bir mancınıktan fırlayan taş ona rastladı ve onu parça parça etti.

    Bu cevaptan sonra bir reverans yaptı ve topluluğu terk etti.

    La Harpe’nin anlattıklarına şunu ilave edelim ki, Cazotte’un büzün söyledikleri gerçekleşmiş ve kendisi de bir kitabı yüzünden krallık taraftarı sayılarak idama mahkum edilmiş ve cesaretle ölmüştür.


    (Alıntı..)
     
  7. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Cagliostro ve Kehanetleri


    1797 yılının ilk günlerinde Napolyon’un ordusu papanın topraklarına saldırmıştı. Bir kartal yuvası gibi yükseklerde kurulmuş San Leo kalesine geldiklerinde subaylar bir esirin durumunu sordular. Bu Fransız ihtilalının kurbanlarından ünlü Cagliostro’ydu. Gardiyanlar “Balsamo” adını verdikleri mahkûmun az önce hücresinde öldüğünü söylediler.

    [​IMG]


    Bir zindanı gezen Fransız subayları dehşete düşmüşlerdi burası kurtulmuş eski bir sarnıçtı. Mahkum, bir kapakla kapatılan sarnıcın içinde yaşamıştı, bir delikten kendisine yemeği veriliyordu. Öldüğü gece 26 Ağustos 1795 gecesi b delikten onun cesedini yukarı çekmişlerdi. Subaylar, “gerdanlık davası” nın kurbanının gömüldüğü yeri görmek istemişler. Kendilerine bir iskelet gösterilmişti. Söylendiğine göre Fransız subayları Cagliostro’nun kafatasına şarap doldurarak özgürlüğün kurbanını anısına içmişlerdi. Kendisi İtalyan olduğunu iddia ederdi. Daha sonra “anılarında” şunları yazmıştı:

    “18.yy.da Arabistan’da Medine’de dünyaya geldim. Orada “ahcara” adı altında büyütüldüm.1766 yılında hocam ve üç uşağım ile birlikte ilkin Rodos sonra malta adalarına gittim. Orada malta şövalyelerinden ‘büyük reis’ tarafından tarikatın sırlarını öğrenerek manevi âleme atıldım…1770 yılında İtalya’nın en güzel kızlarından biri olan ‘seafinen Felliciani’ ile evlendim.”

    Yapılan araştırmalar sonunda tarihi bilginleri Cagliostro’nun 1743 yılında Palermo’da doğan “Guiseppe Balsamo” adında bir ressam olduğunu kabul etmiş bulunuyor. Söylediklerine göre Balsamonun vaftiz anısı Vincenza Cagliostro adını taşırdı. Ve balsamoda Felliciani soyadında bulunan bir genç kızla evlenmişti. Ancak ne var ki 1776 yılında Londra Sosyetesi gözlerini kamaştıran soylu kişiye aşırı sorular sormamıştı. Laboratuarından bol altın ve elmas imal ediyordu. Dahası da vardır. Gelecek hakkında bilgi veriyordu. İngiltere milli piyangosunda hangi numaranın kazanacağını bildirmişti… Hatta ikinci çekilişte oynadığı 20. numara kazanıverdi. Cagliostro ilkin Rusya’da daha sonra Polonya ve Fransa’da doktorluk bile yaptı. Okült arşivi ve astroloji konularına karşı doğal bir eğilimi olan Cagliostronun temel bilgilerini nereden edindiği bilinmez. Fakat Sicilya’nın güçlü bir okültizm tradisyonu vardı. Ve bu konularda eğitim görmek pek zor değildir. Doğal bir duru görü ve kehanet yeteneğine sahipti. Baranes de ‘oberkirci’in öyküsü bu yeteneği kanıtlamaktadır. Baranesin anlattıklarına göre kendisini ilk kez gören Cagliostro birden şunları söylemişti:

    “Annenizi uzun bir süre önce kaybettiniz. Kendisini şöyle böyle hatırlıyorsunuz. Tek çocuktunuz. Sizin de bir kızınız var ve o d tek çocuk olacak. Başka çocuğunuz olmayacak.”
    Bu sözlerden alınan Baranes prens Rohan’ın ısrarları üzerine Cagliostronun anlatılarının doğru olduğunu itiraf etmişti. Kızı hakkındaki kehaneti de gerçekleşti. Cagliostro bir sürahinin her iki yanına iki mum yakar. Ve küçük bir çocuğun bu sürahinin karşısına oturtur. Küçük oğlan ya da kız suda gördüklerini söylerdi. Mitau’dan Haven kontu beraberinde küçük bir oğlan getirmişti. Sürahi karşısına oturan çocuk evde kalan annesi ile ablasını gördüğünü bildirdi.

    -Ablan ne yapıyor? Diye sordular.

    -Kırmızı üniforması sırtında eve dönen ağabeyim Charles i kucaklıyor. Kont buna şaşırdı…büyük oğlu Charles ordusuyla Mitau’dan çok uzaklarda bulunmaktaydı…oysa albayından kısa bir izin alan Charles gerçekten evine dönmüştü.
    Strasbourg’da herkes Cagliostronun sonsuz bilgisini övüyordu.


    Hatta hiçbir araca başvurmadan bir hanıma söyledikleri harfi harfine çıktığında tanıdıkları hayretten şaşırttı. 1780 yılında Avusturya imparatoriçesi Marie Therese’nin ölümünü ve Ekim 1781 de Fransa’ya bir veliaht doğacağını bildirerek bu kehanetini de gerçekleştirmişti. Bu arada Cagliostronun mucizevî iyileştirmelerini sürdürmekteydi bunun için kimseden metelik almıyor hatta yoksullara sadakalar dağıtıyordu. Charles Dükünün çağrılarını red ediyordu. Kendi salonunda bir gece altı ölüyü topladığını iddia eden Cagliostro başkalarının konağına gitmeyi kabul etmiyordu. Konuklarının ısrarı üzerine masasında ölmüş bulunan ünlü kişiler, choiseul, Voltaire d’Alembert, Dierot Voisenon ve montesquieu’yu topladığına yeminler ediyordu.
    Kraliçenin uzak tuttuğu Rohan buna sonsuz üzüldüğünü hayatının bunla zehirlendiğini iddia etmekteydi. Esasen bu nedenden dolayı Cagliostroyu Paris’e getirtmişti.

    Cagliostro kendisine güvenen prense yardım etmek için Kontes De La Motte addan entrikacı bir kadına başvurmuştu. Ne var ki Cagliostroyu şarlatanlıkla adlandıran bu sinsi Kontes ondan pek hoşlanmazdı. Oysa Prens Rohan kontese karşı çok minnet duyuyordu. Dünyada en fazla sevdiği iki dostunun birbirinden hoşlanmamasına çok üzülmekteydi. Cagliostro dostu prensi sevindirmek için Vales soyundan indiğini iddia eden kontesin konağında yemek yemeyi kabul etmişti.

    1785 yılının 3 Ağustos gününde Rohan dostuna bir meseleyi açmıştı. Marie Antoinette elmas bir gerdanlığı satın almak istemiş ancak sarayın kuyumcuları olan Boehmer Ve Bassenge bu gerdanlığa bir milyon altı yüz bin lira istemişlerdi. Kraliçenin sırdaşlarından olan Kontes De la Motte bu kolyeyi Marie Antoinette için satın aldığı takdirde kraliçenin minnetini kazanacağına Rohan’ı inandırmıştı. Hayran olduğu kadını sevindirmek amacıyla dört taksitte gerdanlığı satın alan Rohan kuyumculara bunu kraliçe için aldığını söylemekten çekinmemişti.

    Daha sonra kuyumcuların imzaladıkları makbuzları Cagliostro’ya göstermişti. Her sayfanın altında şu imza bulunuyordu: “Fransa Prensesi Marie Antoinette” Cagliostro bu imzadan şüphelenmişti. Aslında kraliçe yalnızca Marie Anetinette olarak imzasını atardı. Hem de o bir Fransa prensesi değildi. Avusturyalı bir prensesti. Kocası yoluyla Fransa’nın kraliçesi olmuştu.
    Gerdanlık ne olmuştu? Cagliostro dostuna sormuştu:
    “Gerdanlığın kraliçeye verildiğinden emin misiniz?”
    Rohan buna itiraz etmişti. Kontes Jeanne De La Motte bizzat kolyeyi kraliçenin yolladığı güvenilir bir adama vermişti.
    Prens birkaç gün geçmesine rağmen kraliçenin boynunda armağan ettiği gerdanlığı görmeyerek kuşkulanmıştı.
    Cagliostro gerçeği anlamakta gecikmişti. Saf rohan bir oyuna kurban gitmiş gerdanlı kontese kaptırmıştı. Oysa prens bir türlü kontes Jeanne De La moette’un suçlu olabileceğine inanmıyordu.


    -O sizi aldattı beni dinleyin prens, kralın ayaklarına kapanın gerçeği anlatın ancak böylelikle kurtulabilirsiniz.

    Ben masum bir kadını nasıl felakete sürükleyebilirim? Hayır, aldatıldığımı biliyorum ne yapalım bunu da sineye çekeriz dedi.

    Hikâyenin daha sonrasını herkes bilir.15 ağustosta Bastilla kalesine kapatılmıştı. Üç gün sonra d tutuklanma sırası Jeanne De La Motte’deysi. Kadın bütün bunlardan Cagliostroyu suçlandırıyordu. Gerçi onun bu gerdanlık meselesi ile bir ilişkisi olmamıştı ancak gene de altın ve elmas imal ettiğinden birçoklarının özünde o bir şarlatandı. 22 ağustos günü Cagliostronun konağı polis tarafından yağma edilmiş kıyı köşe aranmıştı. Cagliostro da “bastille” cezaevine kapatılmıştı. Bu arada bütün bunlardan haberi bile olmayan Serafine Cagliostroda tutuklandı. Duruşma devam etmekteydi. Nihayet kontes De la Motte Cagliostronun bu gerdanlık olayında parmağı olmadığını itiraf etmek zorunda kaldı. Serafine konağına dönebilmiş ve duruşması sona eren kocası da sonunda beraat etmişti… bastille kalesinin kapısında yoğun bir kalabalık Cagliostroyu bekliyordu.

    Parisliler boş yere suçlanan masum adamın omuzlarında konağa taşıdılar. Prens Ruhan aynı şekilde beraat etmiş ve halk tarafından alkışlanmıştı… bu davranışlarıyla Parisliler kraliçeyi suçlamış oluyorlardı. Yabancı Avustralyalı Marie Antoinette i çamura sürüklemiş oluyorlardı. Bundan sonra kamuoyunu etkilemek amacıyla kral Rohanı bir taşra kentindeki katedrale sürdü. Ve Cagliostro’nun bir hafta içinde Fransa sınırlarından dışarı çıkartılması emrini verdi. Bunun üzerine Cagliostro Fransa’yı terk ederek Londra’ya yerleşti.

    Cagliostro’nun Londra’da yayımladığı “Fransız halkına mektup” Paris’te bir anda kapışıldı bu mektupta gelecekteki olaylar ilgili olarak kehanetler de yer alıyordu.
    Vagliostro bastille yıkılana ve halkın dolaşacağı bir yer haline gelinceye kadar Paris’e dönmeyeceğini beyan ediyordu.. Ayrıca “letres De Cachet” i ortadan kaldıracak ve parlamentoyu toplayacak bir prensin Fransızların başına geçeceği kehanetinde bulunuyordu:

    “…bakanlarının başına geçmekle yetinmeyip Fransızların en önde gelen kişisi olmayı amaçlayacak.” Cagliostro Fransız ihtilalı ile Napolyon’un gelişini önceden görmüş oluyordu. Cagliostro İngiltere’ye sığındığında felaketler başladı… İskoç kilisesi mısır tarikatının büyük reisini alaya aldılar. Bundan böyle bütün Avrupa “Joseph Balsamo” adını verdiği Cagliostro’ya karşı bir kampanya açtı. İngiltere’den ayrılan Cagliostro ailesi ilkin İsviçre daha sonra da İtalya’daki Sardunya adasına sığındı. Fransız hükümetinin isteği üzerine birçok yerlerden “şarlatan” diye kovuldu. O günlerde kimliği sorulduğunda Cagliostro Joseph Balsamo olduğunu kesinlikle inkar etmiş ancak kim olduğunu hatırlamadığında ısrar etmişti. Terento piskoposu tarafından hoş bir şekilde karşılanan Cagliostro kesesini yoksullara açmış kiliseye büyük yardımlarda bulunmuştu. Orada da mucizevî iyileştirmelerini sürdürüyordu… Papa dine karşı gelen bu adama öldürücü bir darbe vurmaya karar vermişti. Kutsal engizisyon mahkemesi Cagliostroyu ölüme mahkûm etti. Daha sonra papa VI. Pie bu cezayı ömür boyu hapse çevirdi…

    7 nisan 1791 de el ve ayakları zincirlenmiş tutuklu yüzünde kara bir peçe yere diz çökmüş giydiği hükmü dinliyordu. 20 haziran günü Saint Angre’deki zindanından çıkarılarak rahipler ortasında sırtında kara bir cübbe çıplak ayak elinde uzun bir mum santa mariaya kadar sürüklenmişti. Orada günahlarına tövbe edip kutsal kilisenden af dilemişti. Bu arada eşi Serafine de bir manastıra kapatıldı. Zavallı kadın 1794 yılında orada öldü. Kapatıldığı ceza evinde bir türlü rahat duramayan tutsağı nihayet korkunç bir zindan olan San Leo Sarnıcına götürüp kapatmışlardı. Cagliostro oradaki kötü şrtlara rağmen dayanıklı bünyesi sayesinde tam üç yıl yaşamış nihayet 1795 yılında ruhunu tanrıya teslim etmiştir.


    (Alıntı..)
     
  8. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Jules Verne ve Kehanetleri

    [​IMG]



    Gelecekte insanlar akıllara hayret verecek şeylerle karşılaşacaklardır. Kutuplardaki buz yığınları atom kuvvetiyle eritilecek, milyonlarca dönüm verimli arazi dünyaya katılacak. İnsanlara göklere tamamen hâkim olacak. Mevsimlerin seyri değiştirilecek ve çöller birer bahçe haline getirilecek. Gezegenlere yolculuk başlayacak ve insanlar Merkür’e Venüs’e gitmek için planlar kuracaklar. Sürekli barışı sağlamak için merkezi Amerika’da olmak üzere bir dünya devleti kurulacak.
    Tanınmış bir bilgin tarafından söylenmiş olsa bile bugün böyle tahminlerdeki isabet derecesine inanmak zordur. Fakat bu tahminlerde bulunan böyle bir kişinin daha s,dünyamız bir keşif ve icat merkezi olmadan önce birçok şeyleri bildiği göz önünde bulundurulursa iş değişir. Bu adam daha televizyon icat edilmeden 50 yıl önce ondan bahsetmiş ilk atom bombası imal edilmesen önce o meseleyi ele almış ve Wright kardeşler henüz uçurtma uçurduğu zamanlar müthiş süratli uçaklardan söz açmıştı.

    Bugün birçok dillerde “Jules Verne gibi her şeyi biliyor” sözü mevcuttur. Herhangi bir şey keşif veya icat edildiği zaman vaktiyle Vernenin onsan bahsetmiş olduğundan emin olabilirsiniz. Onun kitaplarının sayfaları arasında saklı hakikatler uzun zamandan beri bütün dünyayı hayretler içinde bırakmaktadır.
    Jules Vernenin kehanetleri o derece isabetlidir ki onun 1828 yılında henüz sinema, radyo televizyon, uzak, hatta otomobil icat edilmeden doğduğuna inanmak zordur. Verne atom enerjisinden bahsettiği zaman ne Curie Radyumu keşfetmeye koyulmuş ne de Marconi hava aracılığı ile haber göndermeyi hayalinden geçirmişti. Oysaki Verne tam bir isabetle birçok keşif ve icatları önceden sezmişti.

    Örneğin ilk olarak Palomar Tepesindeki teleskopu ele alalım. Bu devasa teleskop bugün meçhul âlemlerin sırrını çözmek için kullanılmaktadır. Bunu meydana getirmek için yıllarca uğraşmak gerekmiştir. Oysaki Jules Verne böyle bir teleskoptan uzun zaman önce bahsettiğinden bu yeni fikir sayılmaz.

    Palomar teleskopu inşa edilmeden 75 yıl önce o bir süper teleskoptan bahsetmiş ve halkı, hayretler içinde bırakmıştı. Bugün k devasa teleskopla onun bahsettiği teleskop arasında büyük benzerlik vardır.

    Bugün dev uçaklar havalarda uçmakta helikopterler herkesin ilgisini çekmektedir. Fakat Verne hayatta olsaydı buna hiç de şaşırmazdı. Zira o hayatta iken çevresindekilere geleceğin uçan makinelerde olduğunu söylüyordu.

    Halk havada ağır bir makinenin uçabileceğine inanmadığı için onunla alay ediyordu. Vernenin hayalinde yaşattığı uçak aşağı yukarı sağa ve sola hareket edebilen helikopterdi. Son yıllarda kimyagerler kâğıdı en şaşılacak madde olan maddelerden biri olan plastiği elde etmek için kullanmaya başlamışlardır. Yarım yüzyıl kadar önce bilim adamları kâğıdın yumuşak ve çürük olduğunu sanıyorlardı. Oysa Verne aksi kanıdaydı. O kâğıdın oldukça sağlam bir madde olabileceğini söylüyordu.

    Verne zamanında radyodan da bahsetmişti. 1889 yılında o odalarında oturup televizyonlarını seyreden insanlardan bahsettiğinde bunları okuyan Amerikan halkı şaşkına dönmüştü. Vernenin “Phonotelephote” adını verdiği aletle bir insanın telefonda konuştuğu kişinin yüzünü görmesi mümkün olacaktı.

    Vernenin yaşamı zıtlıklarla doludur. Kendisi bir bilim adamı olmadığı halde onun yazıları bilimsel kehanetin birer harikasıdır. O büyük seyahatlere çıkmamasına rağmen ömründe hiç görmediği yerleri harikulade bir şekilde tasvir etmiştir.
    Jules Verne bir Fransız vatandaşıydı. 1928 yılında Paris’te çıkan bir gazete onun Olschewitz adlı bir Polonyalı olduğunu iddia etmişse de Verne 1905 yılında öldüğü için bu mesele kapanmıştır.

    Verne 1850 yılında henüz gençken bir yazar olmak istiyordu. Fakat onun yazdığı romantik piyesler ve şiirler beğenilmediği için bir baloncu ile anlaşarak balonculuğun tarihi hakkında bir eser hazırlamaya karar vermişti. Kendisi gece gündüz çalışarak birkaç ay içinde bu eser tamamlamıştı. Bunun üzerine kitabı Pierre Hetzel adlı bir kitapçıya götürmüş ve o da bu eserin daha genişletilmesini ileri sürerek onu atlatmıştı. Kitapçıya çok içerleyen Verne yazdığı kitabı yakmıştı. Yanan kitabın külleri arasından “balon içinde beş hafta” adlı hikâye doğmuştu.
    Kitapçı bu hikayeyi büyük bir ilgi ile okumuş ve satılacağına kanı getirmişti. Bunun üzerine Hetzel ile 20 yıl süreyle her iki kitap yazmak ve her birine 10.000 frank ödenmek üzere bir anlaşma yapmıştı.

    Vernenin kitabının birinci baskısı birkaç gün içinde tükenince Hetzel bile buna hayret etmişti. Bu sırada Nadar adlı bir havacı devasa bir balon inşasına bağlayınca Vernenin kitabının satışı büsbütün arttı. Birkaç ay sonra “kaptan Hatteras’ın Maceraları” bir mecmuada yayımlanmaya başladı. Bu kitapta Verne Kuzey Kutbu keşfedilmeden 50 yıl önce bu olaydan bahsediyordu. Bundan sonra Verne “dünyanın merkezine seyahat ”adlı eserini yazdı. Bunu “dünyadan aya” kitabı takip etti.

    45 yıl süreyle Verne satış rekorları kıran birçok eserler yazdı. Fakat Verne diğer kitapçılardan gelen parlak teklifleri de reddederek sonuna kadar Hetzel ile çalıştı. Bu sayede ikisi de iyice zengin oldular.

    Vernenin hikâyeleri o kadar inandırıcıdır ki bilim adamları bile bunların üzerinde uzun uzun düşünmüşlerdir. Marconi bir gün Vernenin kendisine büyük yardımı olduğunu açıklamıştı. denizaltı, gemileri icat eden Simon Lake ise bu hususta Verne’den ilham aldığını açıkça söylemişti.

    William Beebe ve August Piccard da Vernenin kendilerine yardımı dokunduğunu bizzat gözlemlemişlerdir. Verne atom enerjisinden bahsettiği halde atom bombasını hatırından hiç geçirmemiştir. Fakat o, insanların yeni makineler icat etmeye devam ederlerse bir gün kendi makinelerinin kurbanı olacağını söylemişti.

    Verne atom enerjisinin kutuplardaki buzları eritmek için hayırlı işlerde kullanılabileceğine inanıyordu. Bütün bu açıklamalar onun ne büyük bir dahi olduğunu açıkça göstermektedir. Florida da yapılan atışın aksayan en küçük bir yanı bile yoktu. Uzay gemisi aya doğru büyük bir hızla ilerliyordu. İçindeki “Aeronotları” yatar koltuklarından doğrularak bu önemli olayı kutlamanın zamanı geldiğine karar verdiler. Biri koca bir şişe şampanya açtı. Kadehlere dolduruldu ve dünyamızın uydusu ile birleşmenin şerefine içildi.

    Sandığınız gibi olay geçtiğimiz ay ve yıllarda göğü yırtarak aya yollanan uzay gemilerinin birinde geçmedi; bundan tam 107 yıl önce ünlü Fransız yazarı Vernenin sonsuz ve korkunç denebilecek kadar güçlü hayal dünyasında cereyan etti. Yaşadığı sürece Verne insanoğlunun bir gün aya ulaşacağına inanmış ve ay üzerinde izleri bırakacak ilk insanın bir Amerikalı olacağını ısrarla belirtmiştir.

    1865 yılında kaleme aldığı “aya seyahat ve ay çevresinde” adlı eserlerinde işlediği ay seyahati 1969 yılında başarı ile görevini tamamlayan Apollo 11 seferi ile şaşılacak kadar büyük benzerlik göstermektedir. Vernenin hayal ürünü uzay kapsülünde iki Amerikalı biri de Fransız olmak üzere üç kişi vardı. Hatırlanacağı üzere Apollo 11 uçuşu da üç astronot tarafından gerçekleştirilmiştir. Vernenin kapsülünün boyutları Apollo’nun boyutlarına inanılmayacak kadar yakındır. Ünlü dâhinin tarif ettiği “konik-silindirik” bir mermi şeklindeki kapsülün boyu 4,5 m. Çapı da 2,7m.ydi. Apollo 11 kumanda modülünün boyu ise 3,3 m. Çapı da 4,9m.ydi.

    Fırlatma merkezileri de aşağı yukarı aynıydı. Florida’dan geçen 27. Enleme yakın bir nokta seçilmişti. Bu nokta günümüzde NASA’nın bütün uzay araçlarının fırlatıldığı Florida’daki Cape Kennedy üssünün sadece 224.km batısında kalmaktadır. Vernenin eserlerinden Teksas eyaleti sonuna kadar uzay uçuşlarının kendi sınırları içerisinde başlatılması şerefine elde etmeye çalışmış fakat başarı sağlayamamıştır. Bugün uzay uçuşlarının safhalarını düzenleyen görev kontrol merkezi Teksas’tadır.

    Verne kapsülünün ilk hızı saniyede 10800 m. Olarak hesaplanmıştı. Apollo 11 üçüncü kademe motorları ateşlendiğinde ilk hız şaşılacak bir yakınlıkla saniyede 10660 m.ye ulaşmıştı. Verne kapsülünün aya ulaşması için 97 saat,13dakika,20 saniyelik bir süre tanımıştı. Apollo 11’in süresi ise 103 saat,30 dakikaydı. Ve yüzeye inmeden önce ay çevresinde Verne’nin kapsülünün döndüğü yükseklikte tur yapmıştır.

    Her iki uzay kapsülündeki bilim adamları ağırlıksızlığın etkilerini hissetmişler. ay yüzeyinin fotoğraflarını çekmişler, incelemelerde bulunmuşlardır. Ek olarak Vernenin Aeronotları Neil Amstrong ve Edwin Aldrin’in efsanevi gezintilerini yaptıkları Sükûn Denizinin haritasını da çizmişlerdir. Uçuşların sonuçlaması bile büyük bir benzerlik gösterir. 107 yıl önce Jules Verne hayal gücü ile Aya gönderdiği kapsül Apollo 11 gibi Pasifik Okyanusuna inmiş ve içindeki uzay adamları bir harp gemisi tarafından kurtarılarak Amerika’da büyük törenlerle karşılanmışlardır.


    (Alıntı..)
     
  9. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Evangeline Adams ve Kehanetleri
    [​IMG]


    Evangeline Adams (1868 – 1932)

    Yaşadığı dönemlerde falcılık olarak adlandırılan ve yasadışı bir uygulama sayılan Astroloji’yi mahkemede beraat ettiren kişi olarak bilinen Evangeline Adams, bu özelliği sayesinde Amerika’nın Astroloji tarihinde en önemli isimlerden biri olma niteliği taşır.

    Yaşadığı dönemlerde falcılık olarak adlandırılan ve yasadışı bir uygulama sayılan Astroloji’yi mahkemede beraat ettiren kişi olarak bilinen Evangeline Adams, bu özelliği sayesinde Amerika’nın Astroloji tarihinde en önemli isimlerden biri olma niteliği taşır. İki A.B.D. başkanı John Adams ve John Quincy Adams ile aynı aileden geldiği bilinmektedir.

    Yakın çevresine ve danışanlarına, 1928 ve 1929 yıllarının yatırım konusunda önemli gelişmeler getireceğini ve maddi varlıkları konusunda dikkatli olmalarını söylediği rivayet edilen Adams’ın, 1929 yılında gerçekleşen borsadaki çöküşü öngördüğü düşünülür. 1942, 1943 ve 1944 yıllarıyla ilgili olarak da, bunların ciddi bir savaşa gebe oldukları yorumunda bulunmuştur. New York’ta birçok kişinin ölümüne neden olan Windsoe Oteli yangınını da öngörmüştür.

    Kendisiyle röportaj yapan New York World muhabiri ise, gazetedeki bir yazısında, Lady Paget’in 1910 yılında Adams’a yazdığı ve ‘Kral hakkında söyledikleriniz ne yazık ki gerçek oldu,’ dediği mektubu bizzat gördüğünü aktarmıştır. Buradaki Kral, İngiltere Kralı 7. Edward’dır. Adams, 5. George’un da hükümdarlığının oldukça kanlı geçeceğin söylediğini, bu nedenle de Londra’daki çevrelerde gözden düştüğünü ifade etmiştir.

    Evangeline Adams’ın eserleri otobiyografik Bowl of Heaven, Astroloji üzerine Astrology: Your Place In The Sun, Astrology For Everyone ve Alesiter Crowley ile birlikte yazdıkları Astrology: Your Place Among The Stars’dır.

    Popülerliğinin iyice artmış olduğu dönemlerde, otortielerin ilgisini iyice üzerine çekmeye başlamıştı. 1908 ve 1914 yıllarında falcılık yaptığı gerekçesi ile iki defa tutuklanan Adams, 1914 yılında çıkarıldığı mahkemede, kendisinin değil, Astroloji’nin yargılanması talebinde bulunmuştur. Mahkeme sürecinde Astrolojik öngörüm sürecini açıklayan Adams, yaptığı matematik hesapları ve başvurduğu gök günlükleri ile zaten öngörümlerinin ‘kafadan atma’ (!) olmadığını gösteriyordu. Kime ait olduğunu bilmediği bir horoskopu yorumlaması ise, davanın düşmesi sonucunu getirmiştir. Bu horoskop hakimin oğluna aitti ve Adams da onun hakkında isabetli yorumlarda bulunmuştur. Davanın düştüğünü yazan ertesi günkü gazeteler, hakimin, ‘Adams, Astroloji’yi geçerli bir bilim seviyesine yükseltmiştir,’ şeklindeki kapanış cümlesine de yer verdiler.

    [​IMG]

    Evangeline Adams, Astroloji dünyasında son derece büyük etkiler yaratmış oldukça popüler bir kişi olmasına rağmen, bilindiği kadarıyla öğrenci yetiştirmemiştir. Tekniklerini ve çıkarım sürecinde kurduğu bağlantıları ve mantığı da hiçbir zaman detaylı biçimde açıklamamıştır.


    (Alıntı..)
     
  10. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Kahin Doc Anderson ve kehanetleri

    Aşağıda, ünlü kahin Doc Anderson trans halindeyken, araştırmacı-yazar Warren Smith’in piramitlerle ilgili olarak kendisiyle yaptığı görüşmenin bir bölümü yer almaktadır.


    S- Piramitler ne zaman inşa edildi?
    C- Çalışmaların ilerlediğini, büyük taşları bir yerden başka bir yere götüren ve uygarlıklar için bir anıt yaratan insanları görüyorum. Birçokları öyle zannetseler de bu bir mezar anıt değil, bu bizden önce var olan ileri düzeydeki uygarlıkların anısına dikilen bir anıt. Bazıları hem maddi hem de manevi yönden bizden çok daha ileriydiler.

    S- Piramitleri planlayanlar kimlerdi?
    C- O dönemde kadim Mısır’da bu konularda bilgi sahibi olan birçok kişi vardı. Piramitlerin nasıl yapılacağı, Atlantis sulara gömülmeye başladığında kıtadan kaçanlar tarafından biliniyordu. Atlantisliler bilimlerini, metafizik öğretilerini koruyabilecekleri emin bir yer arıyorlardı, tufanın olacağını önceden kestirmişlerdi. Bilginin emniyetli bir şekilde binlerce yıl saklanabileceği bir yere ihtiyaçları vardı. İşe Gize platosunun altında muazzam bir yer altı odası inşa ederek başladılar. Orada kayıp uygarlıkların kayıtları var.

    S- Kendinizi o odaya projekte edebilir misiniz?
    C- Birçok oda var. Piramidin altında muazzam odalardan oluşan şebekeler var. Kayıtlar aynen 12.000 yıl önce yerleştirildikleri gibi duruyor. Yapı bittikten sonra kayıtları inceleyenler pek az. Dünyanın spiritüel kişileriyle bazı büyük din adamları inisiyelere yanaşarak bu odalarda çalışma yapmayı başardılar, dünyada bu bilgiyi yaymalarına izin verildi.

    S- Bu odaları tarif eder misiniz?
    C- Duvarlarından ölümsüz ışınlar yayılan taştan oyulma tüneller. Tüneller önce kayalık katmanlar oyularak yapılmış, daha sonra metalle kaplanmış. Bodrum katındaki bir duvarı kaplamak için biz nasıl lambri döşüyorsak, bu tünellerin duvarlarında da aynı şekilde metalik panolar var. Panolara çeşitli desenler ve resimler oyulmuş. Tüneller platonun bir ucundan öteki ucuna kadar uzanıyor. Tünellerle bağlantılı çeşitli odalar var. Toplantı salonuna ya da kütüphaneye benzeyen birçok büyük salon var. Salonların bazıları müzelerimizde görebileceğimiz türden çeşitli objeleri barındırıyor. Bu objeler söz konusu uygarlıkların halklarınca kullanılan eşya ve makinelerden oluşuyor. Işığın sabit tutulması objelerin bozulmasını önlüyor.

    S- Işıklandırma sistemi hakkında bilgi verebilir misiniz? Bunlar nasıl oluyor da ebediyen ışık verebiliyorlar?
    C- Bu Atlantis’te yaşamış kişilerce bilinen bir işlem sayesinde oluyor.

    S- Daha fazla bilgi verebilir misiniz?
    C- Şu dönemde daha fazlasını açıklamam doğru olmaz. Bu tür enformasyon ancak arayan kişi hazır olduğunda verilebilir.

    S- Daha ayrıntılı açıklama yapamaz mısınız?
    C- Atlantislilerce bilinen kimyasal bir işlem sayesinde çalışıyorlar.

    S- Salonlardaki makineler hakkında bilgi verebilir misiniz?
    C- Oraya yerleştirilmiş birçok makine var.

    S- Bunların işlevi nedir?
    C-Atlantislilerin geliştirdikleri ‘ölüm ışını’ makinesi var. Mutantların oluşturulmasında kullandıkları makineler de var. Mutantlar insanla hayvan karışımı yaratıklardı. Büyük Atlantis toplumu dejenere olmaya başladığında bilimsel ahlak da çöküntüye uğramış ve bilim bu tür şeylerle ilgilenir olmuştu. Atlantisli bilim adamları gen şifresiyle ilgili bilgileri sayesinde bu zavallı varlıkları üretmeye başladılar. İnsan zihnine sahip olmamalarına rağmen bedenleri ışınlarla yönlendirilebiliyordu. Atlantisliler hücreleri birbirine aşılamayı da biliyorlardı.

    S- Bunu neden yapıyorlardı?
    C- Varlıklı kimselerin kullanabileceği hizmetçiler üretmek için. Çiftçilik yapabilecek yarı hayvan yarı insan yaratıklar üretmek için de bu bilgilerini kullandılar. Atlantis’in son dönemlerinde balık-insan tipi bir bileşim de geliştirildi. Karalar giderek parçalanıp sulara gömüldüğünden bu balık-insanlar denizlerde yiyecek üretmek için kullanılıyordu.

    S- Orada daha başka neler sergileniyor?
    C- Bir başka odada mücevherler sergileniyor. Bir camın altında kocaman elmaslar, yumruk iriliğinde yakutlar var.

    S- Böyle bir hazinenin ebediyen oraya kilitlenmesinin anlamı nedir?
    C- Piramidi inşa edenler hazinelerle ilgilenmezlerdi. Mücevherleri geçmişteki işçiliğe bir örnek olsun diye bıraktılar.

    S- Yer altı yapısının büyüklüğü hakkında bir fikir verebilir misiniz?
    C- Kilometrelerce uzunluğunda tüneller var. Galerilerden biri Kayıtlar Salonuna ayrılmış. Her kültürü layıkıyla temsil eden bilgilerin tümü orada. Tomarlar, tuhaf bir dille yazılmış kitaplar ve minyatür şeklinde yuvarlak kayıt kristalleri var.

    S- Kayıtlar mı dediniz?
    C- Ses kaydı yapan bir taş parçası kullanıyorlar.

    S- Atlantis’te mi?
    C- Atlantis’te de vardı, ama bunlar yok olmadan önce Lemurya halkından kalanlar.

    S- Büyük Piramit konusuna dönelim. Piramit nasıl inşa edilmişti?
    C- Önce platonun altında yer alan kayıt odaları tamamlandı, bunun için 40 yıllık bir süre gerekti. Sonra yer altı tonozlarının girişleri kapatıldı ve piramit inşa edilmeye başlandı. O devasa yapı tamamlanıncaya kadar 60 yıllık bir süre daha geçti.

    S- Özel araçları var mıydı?
    C- Atlantis’ten kalan birçok makine vardı. Bunlar yer altı depolarının yapımında kullanıldı ve çoğu piramidin altındaki salonlarda sergilenmek üzere bırakıldı. Taşları nakletmek ve traşlamak için kullanılan birkaç makine yukarda kaldı. Bunlar yer çekimini alt etmeye yardımcı olan makinelerdi. Bir taşı kaldırmak için 200 kişi gerekirken, bu makinelerin yardımıyla aynı işin yapılması için 20 kişi yetiyordu.

    S- Piramidin içinde hala keşfedilmemiş odalar var mı?
    C- Hizmet etme liyakati olanlara üstatların çağrıda bulunduğu İnisiye Odası var. İnsanlık bu bilgiyi almaya hazır oluncaya kadar kapalı kalacak. Bu odada piramidin altındaki yer altı odalarına açılan gizli bir kapı da yer alıyor.

    S- Bu oda ne zaman bulunacak?
    C- 2000 yılı gelmeden önce.

    S- Dünyanın tepkisi ne olacak?
    C- Hayrete düşecekler, birçok gizemler açıklanacak, birçok yeni kitabın yazılması gerekecek, birçok bilginin hatalı olduğu görülecek. Ama yine de dünya bu değişime hazır olacak ve kültürümüz bir Altın Çağ dönemine girecek. O doneleri orada bırakmalarının sebebi de bu, yani gelecek neslin ilerlemesini sağlamak. Elbet bu bilgilerle birlikte onların nasıl kullanılacağına dair kurallar da gelecek. Onların yaptıkları hatalardan ders alabilir ve dünyanın gerçek varisleri olabiliriz.

    Doc Anderson ayrıca şunları da ilave etmiştir: “ Tibet’teki lamalar bana, Atlantik Okyanusu’nun ortasındaki büyük bir adadan çıkan yer altı geçitlerinin işaretlendiği bir harita gösterdiler. Bu tünellerin bir kısmı Avrupa’ya, bir kısmı Amerika’ya ve Asya’ya uzanıyordu. Bu kadim harita üzerinde, Afrika’daki tünellerin Mısır’daki Büyük Piramidin yakınında sona erdiği görülüyordu. Teksaslı petrolcü John Shaw’la birlikte kısa bir süre önce Gize’ye gitmiştik. Arap rehberlerimizden biri, Gize düzlüğünün altındaki bir tüneli aradığından bahsetti. Kendisinde bu tünelin girişini gösteren eski bir haritanın bulunduğunu söylüyordu. Rehbere göre söz konusu tünel bir yer altı krallığının girişiydi.”

    (Alıntıdır..)
     

Sayfayı Paylaş