1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Unutulan Ramazan Çocukluğumuz!

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 7 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Eskiden ne kadar güzel geçerdi ramazan geceleri davulcular ve bozacılarla süslüydü...

    Davulcuyu merakla beklerdik gecenin bir vaktinde..

    Bozacımız olurdu geceyi yırtan bozaaaaaaaaaaaaaaaaaaa sesleriyle..



    [​IMG]
    Süt mısırcı, macuncu, şerbetçi



    [​IMG]
    Yogurtçular olurdu mis kokulu yogurtlarıyla.



    [​IMG]
    Karagöz oynatırlardı çocuklugumun ramazanlarında



    Tatlılar vardı.


    Neşeli kalabalık sahur sofralarımız vardı..



    Kalabalık iftar davetlerimiz.



    Beyaz Sayfa Açmanın Tam Zamanı!

    Dillerde dolanan eski Ramazanlar…
    Neydi bu eski Ramazanların bitmeyen hasret dolu hikâyesi?
    Değil miydi yaşamak bize emredilenleri…
    Neydi “şimdiler”den ayıran eskiyi?
    Susmak mıydı, oruçlu ağzının hürmetine…
    Sana sataşanlara, “Selâm” deyip geçmek miydi?
    Bir tas çorbanı, evde pişen helvanı paylaşmak mıydı, “eski”den olan güzelliğin adı?
    Ramazan’ın varlığını açlıktan öteye geçirmek miydi bedenlerde?
    Asıl açlığın ruhlarda olduğunu anlamaktı belki de…
    Neydi bu eski Ramazanların sırrı?
    Oruç aynı oruç, adı yine Ramazan, yine iftarlar, yine sahurlar değil miydi?
    Pide kuyruklarında eksikler mi vardı?
    İftar dâvetleri küslüklere yenilmiş miydi?
    Boynu bükük sahurlar, yine yalnız olan gecelerin miydi?
    Günahlarla dolu geçen bir senenin ardından, kalpler yine mi temizlenemeyecekti?
    Bu muydu acaba, şimdiki Ramazanların acıklı hikâyesi?
    Kavgalarımızın telaşından bakamıyorduk ki, orucumuzun yüzüne, ilgilenemiyorduk Ramazan ayının bize ikramı olan güzellikleriyle… Ve o da sessiz sedâsız çekip gidiyordu hayatımızdan, bir dahaki sefer görebilecek miyiz bilemeden…
    Yüzümüz yoktu, eski Ramazanları anmaya..
    Çünkü artık biliyorduk, eskinin bir adı da “yaşamak”tı..
    Yaşamak Ramazan’ı!
    O mübarek ayın hatırına, seni sevmeyeni de sevmekti… Kırıksa kalbin, affetmeyi öğrenmekti. Ve hatırlamaktı kimsesiz yürekleri… Fâtiha bekleyen ölüleri…
    Bunları ömrümüzce değil, tek bir ayda bile yapamaz olmuştuk…
    “Şu mübarek ayın hatırına…” diye başlayan cümleleri özler olduk…
    Ve şimdi bir Ramazan daha eski oldu…
    Yeni Ramazan ise kapımızda…
    Ömrümüzde beyaz sayfa açmanın tam zamanı şimdi…
    Geleceğe ve de sonsuzluğumuza bir armağan olmalı, temizlenen kalplerimiz…
    Ve yeniden şahlanmalı yüreklerimizle, Ramazan-ı Şeriflerimiz
     

Sayfayı Paylaş