1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Üsteğmen Zahit Güngör (1882 - 1916)

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve wien06 tarafından 5 Kasım 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Çanakkale Savaşlarında kahramanlık gösteren pek çok jandarma personelinden biri de Üsteğmen Zahit’tir. Üsteğmen Zahit, Gümüşhane'nin Şiran içerisinden Yetimoğlu Mustafa’nın oğludur.


    1882 yılında doğmuş, 29 Temmuz 1903’ te jandarma eri olarak Silahlı Kuvvetlere katılmıştır. Yedi yıl çeşitli hizmetlerde bulunarak amirlerinin takdirlerini kazanmış ve subay olması için İstanbul Jandarma Subay Okuluna gönderilmiştir. Bu okulun iki yıllık eğitimini başarı ile tamamladıktan sonra, 25 Mart 1912'de teğmen olarak okuldan mezun olmuştur. Atandığı Sivas İl Jandarma Alay Komutanlığına bağlı birliklerde başarılı görevler yapmış, bu görevler sonunda birçok ödül ve takdirname almıştır.


    Teğmen Zahit, Birinci Dünya Savaşı başlayınca Ankara Seyyar Jandarma Alayı emrine atanmıştır. Bir süre sonra İzmir’e giden Alay, burada Enver Paşa ve Mareşal von der Goltz tarafından denetlenmiş, savaş yapabilecek durumda olduğu görüşünce, 62’nci Piyade Alayı adıyla 20’nci Tümenin kuruluşunda yer alarak, Çanakkale Savaşlarına katılmıştır.


    62’nci Alay, Çanakkale Cephesinin güney kesimindeki en kanlı muharebelerin yapıldığı Kerevizdere de bulunuyordu. Bu alayın 1. Taburunun 3. Bölüğü, Kerevizdere’nin Şehitler Tepesi’nde çok kanlı, çetin muharebeler yapmak zorunda kalmıştı. İki tarafın siperleri arasındaki mesafe en fazla 30 metre idi. Bazı yerlerde bu mesafe 3-4 metreye kadar iniyordu. Her iki taraf da toprağa iyice gömülmüşlerdi. Fırsat buldukça siperlerini geliştirmek, sığınakları ıslah etmek için canlarını dişlerine takarak çalışıyorlardı. Mevzilerinin yakınlığı nedeniyle taraflar birbirlerinin adeta soluk alıp verişini hissediyorlar, birbirlerinin çabalarını etkisiz hale getirmek için gece gündüz demeden uğraş veriyorlardı. Bir siperden atılıp karşı tarafın siperleri içine düşen el bombası birkaç kişiyi öldürüyor veya yaralıyordu. Karşılıklı süngüleşme ve baskınlar yapılıyor. Göğüs göğse acımasız bir savaş, aralıksız sürüp gidiyordu. Teknik bakımdan üstün olan İngilizler, Kara Kedi adı verilen bombalarla bize büyük kayıplar verdiriyorlar, mevzilerimizde büyük yıkıntılara neden oluyorlardı. İşte bu kanlı muharebelerin birinde 62.Alay 4.Tabur Bölük Komutanlarından biri şehit olunca, daha önce Şehitler Tepesi’ndeki çatışmalarda büyük başarılar gösterdiğinden dolayı 14 Eylül 1915’te üsteğmenliğe yükseltilen 3’üncü Bölük Takım subaylarından Zahit, bu bölüğün komutanlığına atandı.


    Zahit; uzun boylu, sarışın ve yakışıklı bir subaydı. Komutanlığına atandığı yeni bölükte, durup dinlenmeden, tükenmek bilmeyen bir enerji ile çalışarak, düşmanın yıktığı siperleri kendisi de erleriyle birlikte çalışarak bir gecede tamir ediyor, yeniden düzene sokuyordu. Fakat düşman, gece yapılan, onarılan bu siperleri ertesi gün tekrar yıkıyordu. Üsteğmen Zahit ve yiğit erleri, gece canlarını dişlerine takarak bu siperleri yeniden onarıyorlardı. Böylece günler ve aylar akıp gidiyordu.


    Üsteğmen Zahit, gene böyle bir gün yıkılan mevzileri onarmakla uğraşırken Alay Komutanı Binbaşı Nazmi (sonraları Vali, Genel Müfettiş, Milletvekili Nazmi Toker) onun bölüğüne de gelerek çalışmaları yakından izledi. Üsteğmen Zahit, onardığı siperleri komutanına gösterdi. 3-4 metre ötede korkunç bir yılan gibi uzanıp giden düşman hatları hakkında komutanına bilgi verdi ve silahların nerelerde mevzilenmiş olduklarını gösterdi. Uzayıp giden siperler içinden komuta yerine dönmekte olan Alay Komutanı, en tehlikeli bölgede düşmanın öldürücü ateşleri altında günlerdir duran bu kahraman subayı hiç olmazsa birkaç gün nasıl dinlendirebileceğini düşünüyordu. Alay Komutanı, Tabur Komutanına Zahit in bölüğünün başka bir bölükle değiştirilmesinin uygun olacağını bildirdi. Bunu öğrenen yiğit subay, Tabur Komutanını;
    “Komutanım, ben bu bölgeye alıştım, girdisini çıktısını öğrendim. Bizim yerimize gelecek bölük alışıncaya kadar çok sıkıntı çekecektir. Alay Komutanımın ellerinden öperim ve beni değiştirmemesini istirham ederim. Bölüğümle burada çok iyi işler görebilirim. Eğer buradan alınırsam çok üzülürüm,” diyerek yerinin değiştirilmemesini istedi.
    Onun, bu içten gelen isteği komutanlarınca kabul edildi. Aradan geçen günler, Zahit in hakli olduğunu ortaya koydu. Her geçen gün ona yeni bir başarı kazandırıyor ve arkadaşları arasındaki ününü artırıyordu.


    1915 yılı Ağustos ayında aldığı yeni takviyelerle giriştiği taarruzlarda da başarı kazanmayan ve Türk askerinin vatan aşkı ile dolu çelik göğsünü aşarak İstanbul’u almaktan ümidini kesen düşman, 1915 yılı sonlarına doğru cepheyi boşaltmaya karar vermişti. Düşmanın bazı hazırlıklar yaptığı gözleniyordu. Bu hazırlıkları öğrenmek için geceleri küçük kuvvetlerle yapılan baskınlardan birine düşmanın alışagelenden çok daha fazla ateşle karşılık vermesi üzerine Üsteğmen Zahit, bunun bir çekilme hareketini gizlemek amacıyla yapılmakta olduğundan kuşkulanarak 8-9 Ocak 1916 da bütün bölüğüyle birlikte saldırıya geçti. Şimdi gecenin zifiri karanlığı içinde cehennemi andıran bir boğuşma başlamıştı. İşaret fişekleri gecenin bağrında kanayan bir yara gibi yanıp sönüyor, aydınlatma mermileri karanlık denen devi yere yıkarak bölgeyi kısa bir süre için gündüze çeviriyordu. Bu arada vatanlarını kurtarmak için en aziz varlıkları olan canlarını fedada en ufak bir duraksamada bulunmayan yiğitlerle, her türlü modern ve öldürücü silah ve gereçlere sahip bir ordunun çok üstün kuvvetleri arasında, amansız bir boğuşma sürüp gidiyordu. Süngü şakırtıları ile Allah Allah sesleri ve Hurra nidaları birbirine karışıyordu. Türk askeri, kükremiş bir aslan gibi saldırıyor, İleri, İleri haykırışlarıyla birbirini yüreklendiriyordu. Üsteğmen Zahit, adeta masal kahramanları gibiydi. Kalpağı başından düştüğünden dolayı rüzgarın etkisiyle dalgalanan sarı saçları, alev alev yanan gözleriyle, bölüğün en önünde ilerliyor ve bir an evvel denize ulaşmaya çalışıyordu. Bu arada yakınında patlayan bir mayın onu yere serdi. Yüzü, gözü toprak, üstü başı kan içinde idi. Yarasının ağırlığı hemen belli oluyordu. Biraz evvel başında koştuğu bölüğünü şimdi ancak bakışlarıyla izliyordu. Az sonra ruhunu teslim ederken, dudaklarından ebedi saadete erenlerde görülen bir gülümseme vardı.


    Üsteğmen Zahit, Çanakkale Savaşının son şehitlerindendir. Cesedini gömmeden evvel ceplerinde yapılan aramada karısına yazılmış, fakat gönderilme imkanı bulunamamış bir vasiyetname çıktı. Üsteğmen Zahit’in bugün elimizde ne bir fotoğrafı, ne de mezarı vardır. Çanakkale Savaşında can veren binlerce yiğit Türk evladıyla beraber gönüllerimizde yaşamaktadır. Aziz hatırasına hürmet olmak üzere de, Kara Hüseyin tarafından çevrilen vasiyetnamesi aşağıya alınmıştır:


    "Aziziye (Pınarbaşı) İlçesinin Kılıç Mehmet Bey Köyünden Ahmet Efendi kızı eşim Hanife Hanıma.

    1. İşte bugün seferberlik ilan edildi. Ben hem kendim, hem mesleğim itibariyle tam bir asker, hem şerefli bir askerim.
    2. Asker olmam nedeniyle, sevgili vatanımı savunmaya gidiyorum. Gidip gelmemek, gelip bıraktıklarımı bulmamak da olabilir. Bu gibi durumların insanlık aleminde meydana geleceği imkar olunamaz.
    3. Böyle olmakla beraber şu vasiyetnameyi yazmak hemen ölmek demek değildir.
    4. Ulu Tanrı ve İlahi mukadderat ben seni, seni beni tanımadığımız ve bilmediğimiz halde, uzak bir memleketten bizi birbirimize nasip etti. Allah'ın emrine ve Peygamberin kavline uygun olarak nikahımız kıyıldı. Yaşadığımız sürece geçimimizi sağlamaya çalıştım. Fakat, bizi toparlayıp bir araya getiren devletimizi harp ilan eder ve ben de Vatanım uğruna şehit olursam, Ulu Tanrı elbet ruhlarımızı birbirine kavuşturur. Vatan uğruna şehit olursam bana ne mutlu. Böyle bir hal olduğunda mevcut olan eşyam ve taşınabilir mallarımdan mihri müeccelinizi almanız için sizi vekil olarak görevlendiriyorum. Eğer bunlar yetmezse hakkınızı helal edeceğinize ve beni borçlu yatırmayacağınıza eminim.
    5. Birbirimize verdiğimiz sözlerden dönmemenizi ister ve umarım. Ruhuma bir mevlit okutmak vicdanınıza kalmıştır. Kendim için başka bir şey istemiyorum. Şehitlik bana yeter.
    6. Altı maddeden ibaret bu vasiyetnamemi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim."



    Bu mektubun içinde kırmızı kurdeleye bağlı bir de altın gibi sapsarı bir demet saç bulunmuştur. Bu saçlar, aziz şehit'in biricik yavrusu Nadide'ye aitti.


    Kaynak:
    Em. Tümg. Hüseyin IŞIK
    Silahlı Kuvvetler Dergisinin 265. sayısından alınmıştır.
    (MART 1978)
     

Sayfayı Paylaş