1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Utanca bakış ya da utancın bakışı

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve GöLGe tarafından 20 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. GöLGe

    GöLGe Uzman

    Katılım:
    18 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.170
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    ÖĞRETMEN
    Yer:
    KaYSeRi-BaTMaN
    Banka:
    1 ÇTL
    Eleştiriyle yaşayan çocuk suçlamayı öğrenir.
    Düşmanlıkla yaşayan çocuk mücadeleyi öğrenir.

    Utançla yaşayan çocuk utanmayı öğrenir.”

    Dorothy Law Nolte



    Utanç Nedir?.



    Utanç duygusu, herkesin zaman zaman yaşadığı bir duygudur. Psikoterapi pratiğinin önde gelen isimlerinden biri olan Franz Basch Kendilik Psikolojisi kuramının pratiğine yönelik olarak yazdığı eserlerde utancı “ötekinden beklediği duygusal desteğin yoksunluğu ile ortaya çıkan gerginliğin azalmaması sebebiyle kişinin yaşadığı rahatsızlık olarak tarifler (Basch, 1992 ).



    Utanç Duygusu Ne Tip Durumlarda Deneyimlenir



    Psikoterapide duyguların rolüyle ilgili yazdığı eserlerle tanınan Leslie Greenberg’e göre birey, kontrol hissinin ve değerlilik hissinin kaybolduğunu hissettiğinde, özel bilgilerinin açığa çıktığını hissettiğinde çeşitli derecelerde utancı deneyimler (Greenberg, 2002). Örnek olarak, Melis prezentasyon yaparken toplantı odasında bazılarının ilgisinin dağıldığını gözlemlediğinde, enerjisinin düştüğünü fark eder ve yeteri kadar ilgi çekici olamadığı düşüncesiyle içinde bir şeylerin büzüştüğü hissini yaşamaya başlar.



    Utanç duygusunu tetikleyen belli başlı kategoriler vardır. Bağımlılık/bağımsızlık, rekabet, kişisel çekicilik, cinsellik, fark edilme ve fark etme meseleleri, yakınlıkla ilgili arzular ve korkular gibi meselelerle ilgili olarak kişisel, kişilerarası, grup veya toplum düzeyinde başarısızlık yaşanması utancı tetikler (Nathanson,2003 ).



    Utancın Fiziksel Görünüşleri



    İnsanlar utandıklarında yüzleri kızarır, kafaları öne düşer ve sanki yerin dibine girip bir daha görülmemek isterler (Greenberg, 2002).



    Çocukluktan Yetişkinliğe Utanca Bakış



    Kendilik Psikolojisi’nin utanca bakışını anlıyabilmek için, öncelikle Kendilik Psikolojisi kuramının kurucusu Heinz Kohut’un kendilikle ilgili öne sürdüğü kuramsal bakış açısını kavramak önemlidir.



    Çocuğun henüz olgunlaşmamış dünyasında, anne babası ya da kendisi için anlamlı ve önemli olan diğer erişkinler kendilik nesnesi (selfobject) işlevini yerine getirirler. Bu işlevlerin birincisi çocuğun büyüklenmeci teşhirci gösterileri karşısında genellikle annenin sevgi ve hayranlıkla bu gösterileri geri yansıttığı aynalama (mirroring) işlevi ve diğeri ise genellikle babanın güçlü bir ideal nesne olarak algılanıp onunla bir bütün oluşturduğunu hissetmesi yoluyla kendilik saygısının korunduğu idealleştirilmiş ebeveyn işlevidir.



    Kendiliği iki kutuplu olarak düşünen Kohut’a göre, çocuklukta uygun aynalama yanıtları sayesinde canlanan büyüklenmeci kendilik kutbu yetişkinliğin ihtiraslarını ve amaçlarını oluşturan kendilik kutbuna dönüşür. Diğer yandan, çocuğun kendisini idealleştirmesine ve birleşme hissi yaşamasına izin veren ve bundan zevk alan ebeveyn ile ilişki yoluyla canlanan idealleştirilmiş ebeveyn imagosu ise yetişkinliğin ideallerini oluşturur. Kohut’a göre, bu iki işlev yaşam boyunca kendiliğin gelişimi sırasında sürekli olarak etkileşim içinde olmayı sürdürürler (Kohut, 1977).



    Morrison (1986) utancın kişinin patolojisinde oynadığı rol üzerinde durmuştur. Kohut’a dayanarak, kendisi için önemli olan ebeveynler ve/veya diğer erişkinlerden ihtiyacı olan eşduyumsal tepkileri alamadığını yaşantılayan kendiliğin, enerjisinin tükenmesi, ihtiraslarına ve ideallarine ulaşamaması sonucunda “utanç” yaşadığını öne sürer.



    Basch da (1992) utancın gelişimin erken dönemlerindeki görünüşlerine vurgu yapar. Bebekler ve çocuklar öğrenirken ve öğrendiklerini ortaya koyarken, bazı zamanlarda yetişkinler tarafından onaylanmadıkları durumları da yaratabilirler. Çocuklar yeteneklerini sergilerken kimse onların çabalarına dikkat etmezse veya sergiledikleriyle ilgili başarı hissine, heyecanlarına eşlik etmezse “utanç” hissederler (Basch, 1992). Örnek olarak, Ela “herkes bana baksın” diyerek dans etmeye başlar. Annesinin kafasının dağınık olduğunu ve kendisine bakmadığını fark ettiğinde utançla büzülür. Burada çocuk, “ben hatalı bir şey yaptım” yerine “ben hatayım”şeklinde bir inaç geliştirerek utanç hisseder.



    Kısacası, erken dönemlerde duygularını ifade etmeleri, kendilerini teşhir etme arzuları desteklenmeyen kişiler, yetişkinlik dönemlerine geldiklerinde duygularından utanç duyarlar ve duygularını aşırı derecede kontrol etmeye yönelirler (Basch, 1988).



    Kişinin deneyimlediği “utanç” ve buna eşlik eden “depresyon”, iç dünyasında hissettiği “boşluk” olarak hissedilir (Morrison, 1986). Gelişimlerinin erken dönemlerinde duygusal olarak ihtiyacı olan desteği bulamayan kişiler bu yoksunluğu telafi edercesine iş yaşantılarında çok çalışkan ve üretici olurken, duygularıyla ilgili hissettikleri utanç sebebiyle, duygularını fark edip diğer insanlara ifade etme ve anlamlı ilişkiler kurma konusunda sıkıntı yaşarlar (Basch, 1988). Yetişkinlik dönemlerine taşınan bu acı verici deneyimlerin tekrarlanmasını engellemek umuduyla da , aslında potensiyellerinin yetersiz olduğu ve hiçbirşeyi doğru yapamıyacakları inancını geliştirirler. Sonuç olarak, bu kişiler eğer hiçbir girişimde bulunmazlarsa başarısızlık ve utanç yaşamayı da engelliyeceklerine kendilerini inandırırlar (Basch, 1992).



    Örnek olarak, danışan ailesi tarafından her hareketinin eleştirildiğini anlatır. Bu sebeble, kendisiyle ilgili olarak “yetersizim”, “değersizim” gibi inançlar geliştirmiştir. Gündelik yaşamda başkalarının dikkat ve ilgi gösterdiğini hissettiği zamanlarda kaygısının arttığını ve utandığını anlatır. İlerleyen zamanlarda benzer duyguları terapistiyle karşı karşıya olduğundada deneyimlemeye başladı. Kendini kırılgan hissettiği, acı dolu deneyimlerinin anılarına ulaşarak “kendine güvensiz oluşunun” ve “sosyal ortamlarda yaşadığı zorluğun” kökenlerine temas eder.



    Utanç Hissetmenin Koruyucu Olduğu ve Zararlı Olduğu Zamanlar



    Utanç duygusu bir yandan acı verirken, diğer yandan da kişi için koruyucudur. Bazı durumlarda, utanç hissetmek, yaptığı şey her ne ise o sırada onu durdurmasının kendisi için daha iyi olduğu sinyalini verir. Dolayısıyla, böyle durumlarda utancı hissetmek yararlıdır. Örnek olarak, çocuk yaptığı şeye babasının öfkelendiğini fark etmesine rağmen heyecanla yaptığı şeyi yapmaya devam ederse, bir süre sonra artan bir gerginlik hisseder. Böyle bir durumda, utanç hissetmesi yaptığı şeyi durdurmasına, performansıyla babasını mutlu edeceği beklentisini bırakmasına, dolayısıyla, kendisini korumasına hizmet eder. Diğer yandan, eğer kendisi için anlamlı ve önemli erişkinlerden kronik olarak ihtiyacı olan duygusal tepkileri alamazsa, cezalandırılırsa, ve yanlış anlaşılırsa, çocuğun hissedeceği utanç ona artan şekilde gerginlik yaşatır ve zarar verir (Basch, 1988).



    Yetişkinlik döneminde, utanç duygusu hissedildiğinde “şu anda yolunda gitmeyen nedir” diyerek düşünmek kişiyi deneyimlediklerini incelemeye alma gibi bir yapıcı harekete geçmesine yardımcı olur.



    Bazı durumlarda hissedilen utanç duygusuna “değersizlik” duygusu eşlik eder. Bunun sebebi ise, bireylerin gelişimlerinin erken dönemlerinde sürekli olarak duygularından ve davranışlarından ötürü utandırılmalarıdır. Kısacası, kişinin kendini engellenmiş ve güçsüz hissetmesine sebeb olacak şekilde kuvvetli şekilde hissedilen utanç kişi için zarar vericidir.



    Utancın Kökenini Anlamak Önemli



    Psikanalitik psikoterapi sürecinde kişi için utanç duygusunu deneyimlemesine yol açan meseleleri inceliyebilmek önemlidir. Utanç duygusunu yaşayan kişi saklanmak, kaçmak eğilimi gösteriri fakat asıl arzusu kendiliğini zayıflıkları, eksiklikleri, başarısızlıklarıyla olduğu gibi kabul edebilmektir. Psikoterapi sürecinde en belirgin iyileştirici faktör de işte bu “kabulü” deneyimliyebilmektir.
     

Sayfayı Paylaş