1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Uydurma Sözlerin Garip Tedâîleri (Çağrışımları)

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve wien06 tarafından 19 Nisan 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Dilcilerimizin sağlam delilli yazılarını okuyorum. Dil bilgisinin tertemiz ışığında "olanak"ların, "düşün"lerin ve yersiz kullanılan bütün "tüm"lerin sahtelikleri pul pul dökülüyor. Ama gene de ertesi gün başka gazetelerde, radyoda ve televizyonda, hiçbir şey olmamış gibi bunların kullanılışını insan görüyor da, cehâlete mi, cür'ete mi, inatçılığa mı vereceğini bilemiyor.

    Bir yazar, yanlış cümle kurarken yakalanırsa, meslekî utanç dolayısıyla kıpkırmızı kesilir; hem dil, hem gramer yanlışlıkları tek tek gösterildikten sonra bunlarda ısrar etmek yazarlık haysiyetine de, okumuşluğa da yakışmaz. Hele yaşlı başlı yüksek mevki sahibi, bazan da milliyetçilik iddialı kimselerin televizyon ekranlarından hâlâ "neden"ler, "örneğin"ler ve "kapsam"larla dolu demeçlerini duymak, insanı onlar adına rahatsız ediyor.

    Bu gibilerin "dil suçu" işlemelerine mâni olmak için, belki de işin yanlışlığı kadar, “çirkinliğine”, “müstehcenliğine” ve “gülünçlüğüne” sık sık işaret etmek doğru olur.

    Sözünü ettiğim yazıda, "olanak" kelimesinin tedâî (çağrışım) yoluyla, şuur altında "avanak" ve "bunak" kelimeleriyle bağlantı kurması... Güzel bir misal olarak verilmiştir. Biz de vaktiyle "Deve" mizah albümlerini yayınlarken, "olanağı" pek cömertçe kullanan bir politikacımızı örnek tutarak bir "Avanak olanak" tipi çıkarmıştık. "Olası"yı uyduranlara dönüp, ağız dolusu coşkunlukla "kahrolası", "geberesi", "dili kuruyası" dersek, belki de Türk dilinin kendine has üslûbunu nihayet anlatabilmiş oluruz. Müstehcen çağrışımı dolayısiyle ayıp gelen "yaşam" sözü de, hepimizi isyana sevkeden "özveri" de, bu talihsiz icatlardandır.

    Sinirime dokunduğu için (Niçin dokunuyor? Çünkü şuur altında ters çağrışımlar yapıyor) zaman zaman alay ettiğim bazı arıca "sözcük"ler var. "Uygar" dendi miydi kafamda hep "aygır" görüntüsü belirir. Bir de "koşul"u eklemezler mi? Artık aygırları arabaya koşulmuş gibi görürüm.

    Uydurukçuların kelimeleri nedense hep "hayvan" çağrışımlı "doca" "boca" gibi çıkıyor ağızdan. "Eşgüdüm"lü bültenleri dinlediğim günlerde önceleri "Eşekleri gördün" diyorlar zanneder, bir tuhaf olurdum.

    Bir yazarın veya ressamın "yapıt"ı dediler mi, göz nûru dökülmüş "eser" gibi hissedemiyorum. Şuur altımın kulağı hep "çapıt" kelimesini hatırlıyor. Bu "-nıt, -pıt " larda (yanıt, yapıt) nasıl bir yücelik eseri bulursunuz.

    Uydurukçular arasında herhalde gerçek şair ve gerçek yazar bulunmuyor. Bulunsaydı, bu çirkin sesli, ayıp tedâî, çirkin şeyler hatırlatan kelimeleri, kafasını kesseniz kabullenemezdi. "Saptama" yı bıçak saplamış, "kapsamayı" kapuska tadına bulamış, "içerik"i de erik kompostosu yapmış gibi hisseder, irkilir, "kendine dönerdi".

    Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan
     
  2. BuzulkuşuPenguen

    BuzulkuşuPenguen Üye

    Katılım:
    28 Eylül 2015
    Mesajlar:
    38
    Beğenileri:
    39
    Ödül Puanları:
    280
    Banka:
    147 ÇTL
    Bu prof. dr. olmuş kimse bildiğin Türkçemizi gerilemesi için yermiş.
     

Sayfayı Paylaş