1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Uzaklık...

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 1 Şubat 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Kadın bakışlarını eğdi. Duygularını açığa vurmak ve açığa vururken kullandığı kelimeleri duymak zordu. Ama söylemek istiyordu. Söylemeliydi.
    “Oniki yıldır evliyim. Koltukta yanıma oturduğunda şaşkınlığa düşüyorum. ‘Kim bu adam?’ diyorum. Yanımda ve yakınımda duruyor, ama ona öyle uzağım ki... Kalbimde ona karşı birşey hissedemiyorum. Bu durum bana çok garip geliyor. İnsanın çok yakınında olan birine uzaklık hissetmek çok garip doktor.”
    Yakınlık neydi, uzaklık neydi? Terapist o an uzaklık ve yakınlığın salt mekansal olmadığını farketti.

    *

    Bir aydır tanışıyorlardı. Aralarında varolan mesafe, birbirlerine karşı duyumsadıkları o uzaklık hissi her ikisini de rahatsız ediyor, bu mesafeden bir an önce kurtulmak istiyorlardı. Her ikisi de birbirlerine açılmak istiyor, ama buna tam cesaret edemiyor, birbirlerini kolluyorlardı . Her ikisi de diğerinin ilk önce açılmasını bekliyordu. Ötekinin öncelikle açılması ilişkilerde karşıdakinin bir diğerine güvendiğine dair bir ipucu olarak yorumlanır hep.
    İnsanlar insanlara hemen açılamaz. Her insan ilişkisinde hissedilen mesafe ya da uzaklık duygusu buna engel olur. İnsan karşısındakini kendisine yakın hissettiği oranda açılabildiği gibi, ona açıldıkça da giderek kendisini ona yakın hisseder. Bu yakınlaşma ve açılma güven duygusu ile orantılı olarak devam eder. İhtiyaç hissedilen güvene darbe gelmediği sürece, iki insan arasındaki mesafe giderek azalır. Ancak bu mesafe hiçbir zaman kapanmaz. Bu, insan ilişkilerinin sınırlılığı ile ilgilidir.

    * * *

    Gökteki güneşe baktı. Güneşten binlerce kilometre uzaklıktaydı. Güneşe yakınlaşmak istiyordu. Ona ulaşmak istiyordu. Ne olurdu yanına yaklaşabilse! Güneşi yakından seyretmek nasıl bir duyguydu acaba? Onun sıcaklığına, ışığına kavuşmalıydı. Bu gözüne çok zor göründü. Güneşe olan uzaklığına hayıflandı. Güneşe nasıl yakınlaşabilirdi? Bilemiyordu.

    * * *

    Çocuk babasına şu soruyu sordu: “Babacığım, Allah’ı bizim görmememiz O’nun bize çok çok uzak olduğundan dolayı mı? Biz çok uzaktaki cisimleri hani çok çok küçük görüyoruz veya göremiyoruz ya, onun gibi birşey mi?”
    Baba soru üzerinde düşünmeye başladı.

    * * *

    Babası ölmüştü. Beş yıldır acısı içinden kaybolmamıştı. Hatta giderek derinleşmişti. Yanıbaşında konuştuğu, dertleştiği, sarıldığı ciğerpâresinin şimdi yanında olmaması ona çok dokunuyor, onu yanıbaşında istiyor, onunla konuşmak istiyor, yine ona sarılmak istiyordu. Bir el mesafesinde olan ciğerpâresi şimdi bu dünyada değildi. Öylesine uzak bir yere gitmiş gibi hissediyordu ki...
    Aradaki bütün mesafeyi aşmak, ona ulaşmak için nelerini vermezdi. Uzaklaşıp gitmişti. Bir anda olup bitmişti. Bir anda kalbi atmamış, bir anda nefes alamaz olmuştu. Elinden gelse bedeninden çıkan ruhu tekrar o bedene tıkardı. Elinden hiçlik geliyordu. Hiç olduğunu kabul etmekten başka, ona düşen birşey yoktu. Babası sanki ondan sonsuz uzaklaşmıştı. Eğer onu duyamıyor, göremiyor, dokunamıyor, konuşamıyor ise, ondan sonsuz uzaklaşmış sayılmaz mıydı?
    Uzaklık ne kadar acıydı. Elinden gelse dünyadaki tüm uzaklıkları yakın kılmak isterdi. Tüm uzaklıkları makasla keser, onları küçük küçük parçalara ayırırdı.. Uzaklıkları yakınlaştırmaya çalıştıkça, başaramadığına olan kızgınlığı daha da artıyor, bu sefer kendisinden de uzaklaşmaya başlıyordu.

    * * *

    Arkadaşına çok kırılmıştı. Onu anlayamıyordu. Onun kendisini anlayamadığını anlayamıyordu. Halbuki kendisini ne kadar çok anlatmıştı. Ne kadar çok gayret etmişti. Başka başka açılardan tekrar tekrar denemişti. Anlaşılamamak onun için en büyük uzaklık idi. Aralarındaki mesafenin iyice açıldığını görünce, buna hayret ediyordu.

    * * *

    Depresyona giren kadın terapistine “Herşeyden uzaklaşmak istiyorum” dedi. “Başımı alıp gitmek istiyorum. Yalnız bir yere. Belki bir dağ başına. Kimseyle birlikte olmak istemiyorum. Hiçbir şey düşünmek istemiyorum. Yalnızca ben olmak istiyorum. Hiçbir şey kaldırabilecek durumda değilim.”
    Terapistin zihnine, ‘uzaklaşmak’ kelimesi takılmıştı. ‘Herşeyden uzaklaşmak’ fikri zihninde dönmeye başladı. İnsan neden uzaklaşmak isiyordu ki? Belki sorunları çözecek olan uzaklaşmak değil, yakınlaşmak idi. Sonra bu fikirden vazgeçti. “Bazen uzaklaşmak da çözüm olabilir” diye kendisine itiraz etti.

    * * *

    Gençliğin verdiği cesaret onun hayatta kendisine güvenini arttırıyordu. Kasları güçlü, kalbi sağlam, saçları simsiyahtı. Cildine kırışıklıklar uğramamıştı. Her sabah spor yapıyor, yiyeceklerine dikkat ediyordu. Caddede yürürken yanından geçen yaşlı çifti gördü. O kadar yavaş yürüyorlardı ki... Ölümün onlara çok yakın, kendisine ise çok uzak olduğunu düşündü. Hayatta onlardan daha fazla kalacağı düşüncesinden büyük haz aldı. Adımlarını sıklaştırdı, caddenin karşısına geçmek için hızlandı.

    * * *

    Gündüzdü. “Gece ne kadar uzak!” diye düşündü. Daha gecenin gelmesine sekiz saat vardı. Sonra gözünü kapattı. Her yer karanlığa boğuldu. Uzak olan gece yanıbaşındaydı. Ama şimdi de gündüzün gelmesini istiyordu. Gözünü açtı. Gündüz oradaydı. Gözlerini alan bir aydınlık vardı. Gözünü tekrar kapattı, tekrar açtı.
    “Bazen herşey ne kadar uzak ve ne kadar yakın!” diye düşündü.

    MUSTAFA ULUSOY..
     
  2. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.427
    Beğenileri:
    7.353
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.770 ÇTL
    Teşekkürler cırcırböcee. Güzel bir anlatım.
     

Sayfayı Paylaş