1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Vahap Dağkılıç - Aşka Çıkan Bir Tek Yolun Dışında..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 10 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL



    Mola

    Verdiğim
    Gölgelerin
    Soluğunda
    Şunu
    Anladım ki,
    Aşka
    Çıkan
    Bir
    Tek
    Yolun
    Dışında,
    Tüm
    Yollar
    Sütunları
    Yıkılmış
    Bir
    Saraymış.
    Sana olan bu aşkım;
    Duvak heyecanıyla., gönüllerdeki sahralara su taşıyan., taze gelin telaşıydı…
    Destanların ağıtı.,
    hastanın sabahı beklentisiydi., matemli limanlarda…
    Kurşunların adrese,
    ve
    İsmail’in hançere teslimiyetiydi., kızıl şafaklarda…
    Akşam yüzlü inci kapılarda yırtılan gömlekteki aşktı bu.
    Acılarla çizilmiş beyaz ve şeffaf.
    Ve
    bir bakışın endamlı masumiyetiyle.,
    geceye gizlenen nefes olup,
    çıplak tene değen dokunuşuydu. Besteleri solan rıhtımlarda…
    Hüznüne ağlayan bir mendile gözyaşları düşüren,
    ahşap çerçeveli dualardı. Yaldızlı ağızlarda.
    Ateş döşekteki ağır gölgenin
    ve alev yorgandaki üryan gururun imtihanıydı.
    Sana akan
    kötürüm yollardaki sabır bohçasıydı., uzun karanlıklara inat.
    Gümüş bardaklardan kandillere dökülen,
    serin bir buseydi bu aşk.,
    mehtabın eşiğinde…
    Gemileri yakacak kadar onurlu, güzel bir şeydi,
    bunu solumak…..
    Bu aşkı yaşamak…..
    Umudun Mavisine asılan tarçın kokusu gibi,
    V harfli duruşuyla
    her yağmur sonrası bölüşülendi.
    Gecenin aralanan perdelerinde,
    akan yorgunluk gibi şafağı bekleyen..,
    ve dayanılmaz cazibeni arzuların eşiğine taşıyan..,
    zemheri vaktiydi sanki.
    Sevgiliye adanan kirpiklerdeki devran gibi.,
    güneş vuran kıyılarda..,
    bir dal dudağı kırıklığını teselli eden,
    kadife dalgalardı.
    Od düşen gecelerdeki bir mey yankısı gibi,
    dolunaya gizlenen
    sırdı bu.
    Tüm coğrafyalar(d)a gökkuşağı olan, ve
    her yere sinen bir sevdaydı. Aslıyı kıskandıran..
    Beyaza aşkı işleyen pembe bir yanağın; kısır zülüflere geceyi, Selvihana da Emrahı ayartan
    işveli bir tebessümüydü.
    Ve
    bir yerlere sığmayan,
    mühürlü kuyularda demlenen kutsal bir selamdı.., aşk sürgünü mekânlarda…
    Çocukların fersiz gözlerinde yeşeren,
    bahar dalı gibiydi bu sevda. Direnen tüm acılara inat.
    Suları,
    ateşli bakışlarıyla kurutan nadaslık kızların, beyaz yeleli kısrakların üzerindeki şahlanışıydı….
    Ateş hattında,
    kıyısındaki nehirlere bağlanan
    boğumlu bir soluktu
    işte..,
    sana bilenen…
    Ve
    Canana,
    ayın on dördünde,
    çimen gözlerini
    billur kadehler içinde sunan
    bir Canın
    armağanıydı bu.
    Elvan dağların eşiğinde…
    Senin anlayacağın;
    Tüm hücrelerine kadar
    delikanlı olan bu aşk.,
    alın teri karşılığı
    hak edilen
    bir aşktı…



    II

    İşte,
    Bunları anlattım gül bahçelerine.
    Bunları anlattım hep yollara.., yıldızlara, sulara…, duvarlara.
    Bu aşka şahit olan herkese……..
    Yıllara, ve dahası yaprak sarısı bu hayata…..
    Anlattım da;
    Senden uzakta bir kalpte,
    senin için yıllarca taşınan sevda yüklü bu kervanın..,
    ihanet kurşunlarıyla yüreğinin tam on ikisinde vurularak..,
    çöl seraplarına terk edişini,
    anlatamadım.
    Şu yaban ormanlı gönlüme…..
    Artık,
    Yıllardır
    ne bir umut değer
    dudağına hasretin.
    Ne de
    gelin kokulu kızlar bekler yolumu.
    İçli şarkıların perçemine asılan yokluğunu.,
    Öksüz bir şive ile anlatamadım gitti hâla şu gönlüme…
    Yalnız şunu bil ki;
    Üşüyorsa,
    bir bir senden uzakta kalan bu yüreğin sesleri,
    sanma ki bu aşk sahipsiz kalır.
    Geçiyorsa içimdeki kervanlarda hasretin..,
    ve
    kalıyorsa bir yetim hüznüyle ellerimde hercai gözlerin..,
    ardından bir gün bende hırkamı alıp
    çekip giderim…
    Sensiz gökle yer arasında asılmış bir halkada.., iklimlerin üstünde baharlar soluyorsa..,
    bir gül damlıyorsa
    aşkın duvağına kan kırmızı sevdalar gibi.
    Ve
    düşüyorsa gamzesine menekşeden ince bir yağmur.
    Türkü kokan bu sevda keder dokuyorsa bir ucu kırık.
    Kopan bir gecede kumrular varsa mahzun.
    Bil ki,
    bu yürekte
    ölümüne bilenen hançer keskinliğinde,
    hâlâ sana ait olan bir aşk var.
    O zaman,
    sulara ver saçlarını ki ıslansın bahar….
    işte böyle güzelim.
    Bendeki soluğun adı şiirdir. Şiirimdeki dili biliyorsan beni anlarsın.
    Sana bunları anlatırken,
    kanamayacaktı nergis kokulu düşlerim.,
    yaşarmayacaktı gözlerim aslında., kurumayacaktı dudağım.,
    ağlamayacaktım….
    Demiştim ama..,
    gel de anlat.
    Anlatabilirsen., tufan bulutlu şu gönlüme…….



    Vahap Dağkılıç
     

Sayfayı Paylaş