1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Vahy(Vahiy)

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve wien06 tarafından 1 Haziran 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Geçmiş peygamberlere ait mucizelerin öğrenilmesi; bizzat Hz. Peygamberin mucize göstermesinin talebi ancak vahy ile öğrenilmiş ve ilâhî kudretle temin edilmiştir.

    Diğer taraftan bizzat vahyin kendisinin de bir mucize olması sebebiyle kısa da olsa VAHY'den söz etmemizi gerektirdi.

    Vahy kelimesi, meful bir isim olarak, vahy olunmuş şey, haber, bilgi, âyet, hadis mânâlarına gelir.

    Vahy, lügatte, işaret, ilham, gizli söz, ve başkasının gönlüne atılan herhangi bir duygudur138. Onun asıl mânâsı, gizli konuşma, fısıldaşma ve başkalarına duyurmadan birisine bir şey söylemek demektir. Kur'ân-ı Kerîm'de üç mânâda kullanılmıştır:

    l- Yaratılışın icablarına göre hareket etmek. Bir âyette "Rabbin ona (yeryüzüne) vahyetti.."139 buyrulur. Burada ona vahyetti demek yaratılışına göre hareket ettirdi demektir.

    2- İlhâm mânâsında: "Musa'nın annesine, onu emzir diye, vahyettim"140 âyetinde de ilham etti mânâsındadır.

    3- Başkalarına duyurmadan söylemek. "Birbirlerine yaldızlı sözler vahyediyorlar”141 ayetinde de, söylüyorlar mânâsında kullanılmıştır.


    İlgili bir çok âyet ve hadis vahyin 7 çeşit olarak tesbit edildiğini, yukarıda zikredilen üç mânânın bunları da kapladığını göstermektedir. Hz. Peygamber'e yapılan vahiy de bu mânâlara sahiptir142. Demek ki, Cenâb-ı Hakk her varlıkla onların kabiliyetlerine göre konuşmuş ve vahyetmiştir.

    Usul-u Fıkh ulemasına göre "Vahy" iki kısma ayrılır: Onlar da, "Zahir" ve "Bâtın" vahiydir.

    Zahir vahiy: Hz. Peygamber'e yapıldığı halde O'nun buna bir müdahalesi olamaz. Kur'ân-ı Kerîm ve bazı kudsî hadisler ve Hz. Peygamber'in kalbine atılan ilhamlar gibi. Sünnet de bu ilhamın içine girer.

    Bâtın vahiy (Gizli vahiy) ise, Hz. Peygamber'in ictihâdlandır. Tecrübe ve başkalarının görüşlerinden istifâde edilerek yapılan ictihadlarda yanılması olabilir143. Zira O, vahyin gelmediği sıralarda bazen kendi reyiyle bazen de arkadaşlarının reyiyle hareket etmiştir. Nitekim Bedir savaşında ordusunu kondurduğu yerden Habbâb b. el-Münzir'in tavsiyesine uyarak değiştirmiş ve daha iyi bir yere kondurmuştur144. Gerçi buradaki tavsiyeye uyulmada isabet olmuştur.

    Medine'ye hicretlerinden sonra yapılan hurmaların aşılanmasını lüzumlu saymaması sebebiyle, Ashâb-ı Kiram da aşı yapmayı terketmişlerdi. Bu sebeble de mahsul azalmıştı. Bunu duyan Hz. Peygamber, "...siz dünyâ işlerinizi daha iyi bilirsiniz.."145 buyurarak, bu gibi şeylerin tecrübe ile bilineceğini belirtmişti. Az da olsa, buna benzer bir iki olay daha vardır. Ancak bunlar, dinin ahkâmı ve tebliği ile ilgili değildir. Dinin ahkâmında yanılma olursa, o yanılma üzerinde kalınmaz, tashih edilir. Çünkü Hz. Peygamber (sav) "... sen bizim gözlerimizin önündesin.."146 âyetinin beyan ettiği üzere, her zaman ilâhî kontrol altında yaşamıştır. Ayrıca Hz. Peygamber, zaman zaman bazı işlerinden dolayı uyarılmıştır. Hz. Peygamber'in sünneti mevzu edilirken, bu yanılma durumlarını gözönünde tutup yanlış anlamalara meydan vermemek lazımdır.

    Diğer taraftan vahy, eğer Hz. Peygambere lafız ve mânâ olarak birlikte okunmuşsa ona, "Vahy-i Matluv" sadece mânâ verilmişse, ona da "gayr-i matluv vahiy" denmiştir147. İşte sünnet bu "gayr-i matluv" vahyin içine girer. Bu vesileyle kısa da olsa sünneti açıklamaya çalışalım.

    Sünnet lügatte, mutlak olarak herhangi bir yol mânâsına gelir. O'nunla Hz. Peygamber'in fiilleri, gidiş yolu kastedilir. Bunları bize nakleden haberlere de, hadis denir. Netice itibariyle bugün için, sünnetle hadis eş manâlı kabul edilmiştir148.

    Hadisler, başlıca mütevâtir ve âhâd olmak üzere iki kısma ayrılır. Mütevâtir haber, "Hz. Peygamber'den meşhur kitablara geçinceye kadar, yalan üzerinde birleşmeleri âdeten mümkün olmayan râvîler topluluğunun, her nesilde, kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettikleri, işitme ve görmeye dayanan haberlerdir"149. Bu şekilde olan hadisler de bütün râvîler, aynı lafızları nakletmişlerse ona, lafzî mütevâtir, mânâ ortak olduğu halde değişik lafız kullanmışlarsa, ona da mânevî mütevâtir hadis denmiştir150.

    Mutlak olarak mütevâtir denildiğinde, lafzî mütevâtir akla gelir. Manevî mütevâtir haberin izah tarzındaki bir tarifinde ise, ayrı yollardan gelen pek çok haber de, müşterek noktaların bulunması sebebiyle oluşan haberlere denmiştir151.

    Mütevâtir haberlerin ortaya koyduğu ilim hususunda mezhebler arasında ihtilaflar olmuştur. Aralarında Şâfiîlerin bulunduğu bir kısım ulemâ, mütevâtir haber, "Yakin" (kesin) ilim ifâde eder demişlerdir. Hanefî'ler de, elle tutulmuşçcasına kesin ilim ifâde ettiği görüşünü müdafaa etmişlerdir. eş-Şevkânî (ö. 1250/1834), cumhûr-i ulemanın mütevâtir hadisin, “zarurî” (kabullenilmesi kaçınılmaz) ilim ifâde ettiğini söylediklerini nakleder. Mezkûr haberin istidlâlî ilim (delilden düşülerek alınan ilim) ortaya koyduğunu söyleyenler de vardır152.


    --------------------------------------------------------------------------------

    DIPNOTLAR
    138 İbn Manzur, Lisânu'l-Arab, XV,329-382, Beyrut t.siz: Şiblî a.g.e. II, 386.

    139 Kur an, Zilzâl, 5.

    140 Kur'ân, Kasas, 7.

    141 Kur'ân, Enam, 112.

    142 Şiblî a.g.e. II,388.

    143 Molla Husrev, Mir atu'l-Usûl s.385-388 İstanbul 1307 H.

    144 el-Kâdî îyâz a.g.e. II, 417-418.

    145 Müslim, el-Fezâil, 140, (IV, 1835-1836. h.no: 2362,) Beyrut t.siz.; el-Kâdî İyâz a.g. e. II, 417.

    146 Kur’ân, et-Tur, 48.

    147 Molla Husrev, a.g.e. s.385-389.

    148 Bak. Çakan, İ.Lütfi, Hadis Usûlü s.26 İstanbul 1991.

    149 el-Cezâiri, Tevcihu'n-Nazar, s. 34-41 Beyrut t.siz.

    150 Koçkuzu, Ali Osman, Rivayet tümlerinde Haber-i Vahit s. 59 Ank. 1988.

    151 Çakan, t.Lütfi, Hadis Usûlü s.107 İst. 1991.


    152 Koçkuzu, A.O. a.g.e. s. 69-75.
     

Sayfayı Paylaş