1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Van Efsaneleri

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve Suskun tarafından 2 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Van Efsaneleri
    Hemen hemen bütün şehirlerimizin önce adlarıyla başlayan kendilerine has hikâyeleri, efsaneleri vardır. Fazla yaygın olmamakla beraber, Van isminin nereden geldiği ile ilgili olarak şöyle bir rivayetten söz edilir: Tarihçiler, Van'ın Milâttan 1800 yıl önce Asur Kraliçesi Semiramis tarafından kurulduğunu söylerler. Semiramis, Mezopotamya bölgesinin üst kısımlarında yaşayan Surların kraliçesidir. Koca bir ülkeye hükmeden, dediği dedik, kestiği kestik olan dünyalar güzeli Semiramis, o güne kadar gönlüne göre birini bulamamıştır; ta ki Van'ın Muradiye kazasının kuzey yamaçlarına bir sefere çıkana kadar.

    [​IMG]

    Semiramis, bu sefer sırasında bölgenin hâkimi olan "Ara" adında genç bir hükümdara gönlünü kaptırır. Güzel olduğu kadar mağrur da olan kraliçe, bu sırrını kimseye açıklayamaz. Savğş devam etmektedir. Semiramis'in kuvvetleri son bir saldırı ile bölgeyi ele geçirirler. Ancak son saldırı sırasında Hükümdar Ara da öldürülür. Haberi alan Semiramis, Ara'ya olan aşkını yüreğine gömer, hemen dönüş emrini verir.

    Dönüş yolu üzerindeki Van'a gelirler. Van'ın zümrüt yeşili bağ ve bahçelerini, Van Gölü'nü çok beğenen Kraliçe'nin en fazla dikkatini çeken yeşillikler arasından göle doğru uzanan heybetli bir kaya parçası olur. Ara'nın hâtırasına bu kayalık üzerinde bir kale inşa ettirmeye karar verir. Kısa süre içersinde kale yapılır, eteğinde şanına uygun bir şehir kurulur. Şehrin adını da "Şamrangerd" bırakırlar.

    Aradan yıllar geçer. Ara'nın acısıyla yanan yürek, bu defa da sıla hasretine yenik düşer. Memleketine dönmeye karar veren Kraliçe Semiramis, kaleyi ve kurduğu şehri "Van" adındaki bir komutanına bırakarak ülkesine döner. Şehrin bugünkü adının bu komutandan geldiği rivayet edilir.
    [​IMG]
    Abdurrahman Gazi Efsanesi

    Urartu Kralı I. Sardur tarafından M.Ö. 835 yılında yeniden inşa edilen Van Kalesi, Van Gölü'nün 4 km doğusunda, doğudan batıya I800 m, kuzeyden güneye genişliği 60 m ve yüksekliği de 80 m olan büyük ve heybetli bir yapıdır. Uzun yıllar Urartuların başkenti olan Van Kalesi, Osmanlı İmparatorlugu döneminde de Van Beylerbeyliği'ne hizmet vermiştir. Başlı başına bir tarih olan bu yapıyla ilgili olarak çok sayıda efsane anlatılmaktadır. Çomar Bölükbaşı Efsanesi, Analı Kız Efsanesi, Karacehennem Kuyusu Efsanesi, Abdurrahman Gazi Efsanesi, Şahbağı Efsanesi bunlardan sadece birkaçıdır. Van folkloruna büyük emeği geçen merhum Mevlüt Okayer'den 1975 yılında derlenen bu efsane, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu'nun "101 Anadolu Efsanesi" adlı eserinde de yer almıştır.

    Efsane şöyledir :
    İran Şahı Şah Abbas, Van Kalesi'ni almak için şehrin üzerine kalabalık bir ordu ile hücum eder. Kalenin kuzey rarafına düşen bir köye karar;ğâhını kurar. Ne kadar uğrasırsa da kaleyi almayı bir türlü başaramaz. Yaptığı bütün hücumlar neticesiz kalır.

    Şah Abbas, kaleyi nasıl alacağını düşünürken adamlarından biri yanına yaklaşır; gereken hürmeti gösterdikten sonra konuşmaya başlar."Şahım, Van Kalesi'nde Şeyh Abdurrahman Gazi adın Van Kalesi'rıin kuzey cephesinde yeralan Kurban Mahalli (Analr Kız)

    [​IMG]
    Şahbağı Efsanesi
    Van Kalesi - Şah Abbas bağlantılı ikinci efsane Şahbağı Efsanesi'dir. Bu efsaneden "Ercişli Emrah ile Selbihan Hikâyesi"nde de söz edilir. Van Kalesi' nin 8-10 km kuzeydoğusunda, bugünkü İstasnı anlamak için bir denemeye girişir. Bir kuzu kesip kızarttırır; kuzunun büyüklüğünde bir de köpek buldurur. Onu da kesip kızarttırır. Her ikisini de tepsiye koyup elçisi vasıtası ile Kale'ye gönderir.

    Elçi, Gazi'nin huzuruna çıkıp Şah Abbas'ın hediye getirdiğini söyler. Abdurrahman Gazi hediyeleri kabul eder. Tepsi üzerinde duran parçalardan kuzuya ait olanını alır, diğerini işaret ederek: "Bunu da Şahınıza götürün"der. Elçi, onu da almasını ısrar edince, Gazi, tepside duran köpek etine yüksek sesle: "Oştt!" der. Köpek hemen canlanır, eski haline gelir, havlayarak kaçmaya başlar.

    Geri dönen elçi, olanları Şah Abbas'a anlatır. Şah Abbas, Abdurrahman Gazi'nin ermiş olduğuna kanaat getirir ve Van Kalesi'ni almaktan vazgeçer. Zira, içinde böyle ulu bir zâtın bulunduğu kaleyi almak gerçekten zor olacaktır. Bu durum karşısında Şah Abbas:
    "Ko desinler Şah Abbas'ın bağı var! diyerek muhasarayı kaldırır ve yedi yıllık bekleyişten sonra memleketine döner. O zaman Van Kalesi'ni bir Vali idare etmektedir. Kalede yiyecek sıkıntısı başlayınca yaşlılar Vali'yi sıkıştırırlar. Vali, savaşmak teklif eden yaşlılara üç gün daha beklemelerini söyler.

    Bu arada, Kale'yi bir türlü teslim alamayan Şah Abbas'ın askerlerinin canları sıkılmaya başlar. Şah Abbas bunun da çaresini bulur. Karargâh kurduğu bölgede askerlerine bağ bahçe diktirir. Kurduğu bağın adını da "Şahlar Bağı" koyar.Muhasara altında tutulan Kale'de açlık artmakta, teslim olma söylentileri gittikçe yayılmaktadır. Bu söylentilere içerleyen seksen beşlik bir Nine ortaya çıkar:
    "Vay, ben öldüm mü ki, vatanıma yğâd adam gire? Canım sağken düşmanın atının tırnağını vatan toprağına bastırmam" der. Daha sonra Vali'nin huzurun çıkar, yapacaklarını anlatır.
    Yaşlı Nine, ertesi gün bir deste tandır ekmeği, bir bakraç yoğurt ile Şah Abbas'ın ziyğaretine gider. Huzura kabul edilen Nine, Şah'a:
    "Şahım, daha evvel gelmem gerekirdi; ancak düğünlerden, davetlerden bir türlü fırsat bulamadım, kusura kalma" der. dan farkı, elinden hiç düşürmediği "Kınalı Bastonu"dur.

    Günlerden bir gün bu çoban, sürüsünü önüne katarak Yıldız Gölleri'nin bulunduğu yaylaya çıkar. Çok susayan Çoban, su içmek için Yıldız Gölleri'nden birine eğilir. Eğilir eğilmez, o elinden hiç düşürmediği Kınalı Baston'u suya düşer. Yakalayayım der yakalayamaz. Baston, düştüğü yerde birden bire kaybolur. Sağa bakar, sola bakar, suya dalıp arar, yok, yok yok... Garip Çoban çaresiz tekrar sürüsünü önüne katıp köye döner. Çoban'ı bastonsuz gören köylüler şaşırırlar:
    Sorarlar Çoban'a, Çoban da olanı biteni anlatır. Kınalı Bastonumu Yıldız Gölleri'ne düşürdüm der.

    Aradan bir zaman geçer. Bir gün, sabah vakti Kırkbulak'a su almaya gelen köyün genç kızları, testilerini doldurmak için suya eğildiklerinde ne görsünler!.. Bir baston, hem de Çoban'ın Kınalı Bastonu. Bastonu çıkarır, götürüp Çoban'a verirler. O günden sonra anlaşılır ki, Kırkbulak'ın suyu, 50 km mesafedeki Yıldız Gölleri'nden gelmektedir.
     
    YoRuMSuZ bunu beğendi.
  2. KarhaN

    KarhaN Aktif

    Katılım:
    23 Şubat 2012
    Mesajlar:
    375
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    0 ÇTL
    Elinize sağlık Suskun.
     

Sayfayı Paylaş