1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Varda Köprüsü- Köprünün Hikayesi

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 26 Şubat 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Varda Köprüsü

    Adana ili Karaisalı ilçesi Hacıkırı (Kıralan) köyü'nde bulunan, yöre halkı tarafından "Koca Köprü" diye anılan Hacıkırı Demiryolu Köprüsü'ne aynı zamanda çeşitli hikâyelerle özdeşleştirilerek Vardo Köprüsü'de denilmektedir. Adana'ya uzaklığı karayolu ile Karaisalı üzerinden 64 km'dir. Demir yolu ile Adana İstasyonu'na mesafesi 63 km'dir.

    Bu köprü Almanlar tarafından, çelik kafes taş örme tekniği ile yapılmıştır. 6. Bölge sınırları içinde bulunmaktadır. 1912 yılında hizmete açılmıştır.

    Teknik özellikleri

    Kargir köprü türünde 3 ana açıklık 4 ana ayak üzerine kuruludur uzunluğu 172 m'dir Köprünün üzerindeki demiryolunun (Konya gar km :0+000 dır.)

    * başlangıç km'si: 307+106
    * bitiş km'si: 307+278
    * ortak km'si: 307+222 dir.

    Yerden orta ayak yüksekliği 99 m'dir. Köprü ayakları çelik mesnet türü olup dış kaplaması taş örme tekniği ile yaplmıştır. Yapım yılı başlangıcı 1907, bitiş tarihi 1912 dir. Köprü ayakları bakımı için dört adet ayağın içinde bakım merdivenleri mevcuttur.

    Köprü üzerindeki demir yolu 1220 m yarıçaplı bir kurpla düzenlenmiştir. Buradaki dever miktarı 85 km hıza göre 47 mm'dir. 5 yıllık yapım sürecinde 21 işçi ve bir Alman mühendis çeşitli nedenlerle ölmüştür.
    [​IMG]

    Onlar ülkemize gelerek bir inşaat uğrunda öldüler. Hayatlarını hiçe sayarak İmparatorları ile padişahlarının fermanları doğrultusunda tarihe geçen demiryolu inşaatında çalıştılar.

    Binlerce Alman vatandaşının çalıştığı İstanbul-Bağdat-Hicaz Demiryolu inşaatında asıl hedef neydi? Belemedik ve Varda köprülerinin isimlerinin sırrı, iki devlet başkanının imzaladıkları hisse senetleri, 22 tünelin baş mühendisinin kaçmasındaki esrar perdesi. Toros dağlarında yatan ve mezar taşları bile belli olmayan binlerce Alman Vatandaşın durumu. İşte tarihi demiryolu inşaatının gerçek hikayesi


    ALMAN İMPARATORU HAREKETE GEÇİYOR
    1800’lü yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin hükümranlık kurduğu ülkelerde petrol kaynaklarına sahip olmaları Almanya’yı zor durumda bırakır. Alman İmparatoru Kayzer Wilheim 2 danışmanlarıyla yaptığı toplantıda petrol konusun ele alır ve petrol ülkesine geçiş yapılamadığı sürece başarısız kalacaklarını anlatır. Bu toplantıda proje çalışmalarının başlatılmasını ister. Aslında Almanlar petrol kaynaklarını düşünürken, Arap ülkelerinde zor durumda olan Osmanlılar ise asker ve mühimmat nakliyesini öncelikli ele alırlar.

    ANLAŞMA 1888 YILINDA İMZALANIYOR

    İngilizlerin egemenliğini devam ettirdikleri Kızıldeniz üzerinden Arap bölgesine geçiş yapamayan Almanlar’ın aklına İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu inşaatı gelir. Alman İmparatoru Wilheim 2, derhal Osmanlı Padişahı Abdülhamit 2 ile temasa geçer. 1888 yılında anlaşmaların imzalanmasından sonra ise Alman hükümeti demiryolu inşaatını Deutche Bank’ın finansıyla Philipp Holzmann, Krup ve Siemens firmalarından oluşan bir konsorsisyuma verir.

    FİRMALARIN GÖREVLERİ
    Alman İmparatoru Wilheim 2’nin talimatıyla Almanların devlet bankası Deutche Bank finans desteğini hemen açıklar. O zamanlar Avrupa’nın en büyük inşaat firması olan Philipp Holzmann tünel ve barınacak yerleri, Krup firması ise rayları döşeyecek,ünlü firmalardan Siemens ise elektrik tesisatları ile lokomotif üretimlerini sağlayarak İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu inşaatını tamamlayacaklardı

    HAYDARPAŞA 1905 YILINDA AÇILDI

    İmzaların atılması ve firmaların belirlenmesinden sonra ise inşaat çalışmaları başlıyor ve 1905 yılında İstanbul Haydarpaşa tren istasyonu hizmete giriyor. Daha sonra sırasıyla Eskişehir, Konya Ereğli, Pozantı ve Adana istasyonları devreye giriyor. Ancak, ülkemizin değil belki de dünyanın en büyük tünel inşaatları Toros Dağlarında başlamış. Ereğli istasyonu sonrasında Toros Dağları’nı gören Alman mühendisler şaşkına döner.

    BAŞ MÜHENDİS MAVRAGORDATO’NUN HİKAYESİ
    Bu arada işin zorluğunu gören Almanlar kendi ülkelerinin vatandaşı olan ancak Yunan asıllı olan Nicolas Mavragordato’yu apar topar Adana’ya getirerek baş mühendis olarak atıyorlar. Aslında Mavragordato 1862 yılında İstanbul Tarabya’da doğmuş, ancak ailesiyle birlikte daha sonra Almanya’ya yerleşmiş. 1917 yılında 1.Dünya Savaşı sırasında ailesini İstanbul’a yeniden getirmiş ve kızı İrina’da burada doğmuş. Kardeşi Ralf Mavragordato ise Berlin’de yaşamış. 1922 yılında askerlerimizin Yunanlılarla savaşmaları nedeniyle Atina’ya ailesiyle birlikte kaçmış. Halen Almanya’da yaşayan torunu Stephaine Rothenburgunz’un verdiği bilgilere göre ise dedesi Nicolas Mavragordato 1931 yılında Toros Tünelleri’ni merak ederek hayata veda etmiş.

    BELEMEDİK İSMİNİN HİKAYESİ

    Öte yandan Alman ve Türk işçilerinin çalıştığı ve uğrunda öldükleri İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu inşaatı tarihinde Belemedik ismi önemli yer tutar. 1900’lü yılların başında başlayan Toros Tünelleri inşaatı tam 20 yıl sürer. 12 km’lik bölümde tam 22 tünel açılır. O tarihlerde karşılıklı çalışan işçilerin açtıkları tüneller bazen birbirini görmediği için Türk işçiler “bilemedik, bilemedik” diye feryat edince Alman vatandaşları da buna karşılık “belemedik, belemedik” şeklinde karşılık vermişler. Türkiye’nin en güzel doğa görüntüsüne sahip bu yere ise Almanlar tünellerdeki şaşırmalarının simgesi olarak Belemedik ismini koymuşlar.

    VARDA KÖPRÜSÜ’NÜN SIRRI

    Almanların belki de tünellerden sonra ençok uğraştıkları ikinci konu ise Hacıkırı köyündeki Varda Köprüsü olmuş. Alman mühendisler sarp kayalıklar ve dağlık bölgenin uç kısmından köprü ayaklarını inşaatını devam ettirmelerine karşın trenler keskin virajı alamayınca daha ileriye 200 metre derinliğinde ikinci bir köprü inşaasına başlamışlar. Burada çalışan işçiler ise uçuruma inşaa ettikleri köprü ayakları için sürekli aşağıya taş atarak deneme yapmaya başlamışlar. Aşağıda çalışan Türkler ise sürekli atılan taşlar sonrasında “var daha” diye bağırmışlar. Belemedik gibi Almanlar bu köprünün ismini de “Varda” köprüsü olarak tescil ettirmişler.

    ALMANLAR KONFORLUYMUŞ
    Binlerce Alman ve Türk vatandaşının çalıştığı demiryolu inşaatı sırasında 20 yıla yakın Belemedik’te kalınması Alman firmalarını harekete geçirmiş. Vatandaşlarının rahatlığını düşünen Almanlar bu bölgeye büyük bir şantiyenin yanı sıra kilise, okul, sinema, hastane, hamam, cami ve sosyal ev kurmuşlar. Hatta bu bölgede ilk kez dereden akan sulardan ilk elektrik enerjisi ise burada üretilmiş. Çakıt Deresinin soğuk sularında Alman işçiler yüzebilmek için Belemedik’ten suya kadar şu an sağlam şekilde duran yaklaşık 5 km’lik bir merdiven yapmışlar. Ayrıca yine Almanlar ölen vatandaşlarını defin içinde dağlık bölgelerde birçok Alman mezarlığı kurmuşlar.

    DEMİRYOLU 1940’TA TAMAMLANDI
    Alman İmparatoru Wilheim 2 ile Osmanlı Padişahı Abdülhamit 2’nin ayrı ayrı görüşler nedeniyle ortaklaşa aldıkları İstanbul-Bağdat-Hicaz demiryolu inşaatı 1940 yılında tamamlanmış. 15 Haziran 1940 yılında ise İstanbul’dan Bağdat’a ilk tren seferi yapılmış.1892 yılının sonlarında İstanbul-Ankara arasında 600 km, 1896 yılına kadar Konya Ereğli’ye kadar 400 km, 1914 yılına kadar ise Ereğli’den Toros tünellerine kadar 200 km ray döşenmiş. Toros dağlarının zorluğu nedeniyle ise yaklaşık 20 yıl civarında Almanlar bu bölgede çalışmışlar. 1936-1940 yılları arasında ise Bağdat’a kadar tren yolunu tamamen döşenmiş.

    YABANCILARA ÖNEMLİ GÖREVLER

    Demiryolu inşaatlarının arşiv belgelerinde gözle görülen en önemli özelliklerden bir tanesi ise görev bölümleri. İnşaat çalışmaları için oluşturulan konsorsisyum Yahudilere mali işleri verirken, Ermenilere yol ve tünel ustaları olarak görev yaptırmışlar. Alman vatandaşları ise genelde daha üst düzey görev yapmışlar. Türkler ise daha çok beden işlerinde çalıştırılmış. Maaş ödemelerinde ise Alman vatandaşlarına daha fazla maaş ödendiği, Türklere ise 3’te bir oranında maaş dağıtıldığı yine şirket kayıtlarından anlaşılıyor.

    BELEMEDİK KÖYÜNE TEK BAĞLANTI DEMİRYOLU

    Belemedik Köyü Pozantı ilçe merkezinin kuzeyinde, ilçeye 9 km uzaklıkta,demiryolu ve çakıt çayı kıyısında 4 tarafı yalçın kayalar ve çam ormanları ile kaplı yeşil ve sakin bir yerleşim birimidir. Köyde ilk önce demiryolu ve tünel yapımında çalışan alman işçi ve teknisyenleri kalmışlardır. Geçici olarak kalan bu yol işçilerinin köyü terk etmelerinden sonra köye yine buharlı trenlere odun kesmek amacıyla gelen işçiler bu defa kalıcı olarak yerleşmişlerdir. Köyde geçim kaynağı olarak tahıl ekimi yapılmaktadır. 1977 yılında meydana gelen toprak kayması neticesinde köylü Adana Yeşil oba da mecburi iskana tabi tutulmuştur. Köyde yerli halk çok azdır.
    Nüfusun çoğunluğunu demiryolu çalışanları ve memurlar oluşturur. Belemedik, bir tatil ve mesire yeri olarak bir tabiat harikasıdır. Temiz havası, hayat veren kaynak suyu, yeşil bitki örtüsü ile görenleri hayran bırakmaktadır. Belemedik son yıllarda yaylacıların akınına uğramıştır. Özellikle avcıların ilgisini çeken köyde tavşan ve az da olsa geyik avlanmaktadır. Demiryolu yapımı esnasında Almanlar tarafından köye çok sayıda bina yapılmış olmasına rağmen bugün pek çoğu yıkılmıştır. Köyde koruma altına alınmış yaşlı bir çınar ağacı bulunmaktadır.

    1922’DE YAZILMIŞ TARİHİ MEKTUP

    “Evet çocuklar...Belemedik’e seyahatimiz bir film gibiydi. Birinci sınıf biletim ile gezi başladı. Hayvan vagonuna yatağımı serdim,opium içtim ve sabah uyandığımda Pozantı’ya vardım. Öbür tren 10 km uzaklıktaki Belemedik’e sanırım 2 saat sonra kalkacak. Hiç komik değildi ama 10 km’lik yolu yürüyerek gitmek zorunda kaldım. Pozantı’nın tren tesisatları umutsuz bir resim çiziyordu ve bir Alman bakışı için bir çöl ve bakımsız görünüyordu, hele de bir alman askerin bakışından.

    Bir zamanlar burda Alman askerleri yaşamış. Ölmüş kayın ağacı yaprakları, kayın ağaç arsaları, bahçelerin ve farklı dekorasyonların artıkları. Kültürlü bir asker yani deminki Alman, istasyonun yakınında çok güzel bir cami, tuhaf bir yapımı var. Kendi kendime dedim ki bu tepede bir yarım ay değil de bir haç olmalıydı. Aslında çok klasik durmasına karşın bu camiinin mahiyeti sanki başkaydı. Akşam Belemedik’te öğrendim ki Alman askerleri müslümanların dini görevlerini yerine getirmeleri için buraya camii inşa etmişler.

    Mounsier Blank beni bir Alman aileyle tanıştırdı. Aman Allah’ım. 60 yaşında bir bayan ve kızı. Kızı 35 yaşında ve İngiliz kocasından ayrılmış. Berlin’den buraya gelmişler. Çok güzel Almanca konuşuyorlar. Beni kayıp oğlanları gibi karşıladılar, kanepede oturup çay içtik, en güzel meyvelerini yedirdiler. Yaşlı kadın öğretmen olduğunu kız kardeşi Balinde ise kraliyet ailesinin oturduğu X Stifteymiş. Babasının kraliyet memuru olduğunu anlattı. Kızıyla birlikte 8 yıl önce demiryolu inşaatı için gelmiş, kızı ise kasa yönetimine bakıyormuş. Bir ara çeteler saldırmış, az kalsın ölüyorlarmış. Baskında her şeyleri çalınmış. O gece kaldım ve kitaplar arasında rahat uyudum.

    Sabah Belemedik’i gezmeye başladım. Çok büyük bir kazan gördüm. 14 km’lik tünelin içerisinden geçtim ve sanki İlkbahar’la karşılaştım gibi. Vadi ve yörenin çok iç açıcı bir görüntüsü var. Akşam saatlerinde ahşap bir tren vardı. Bayan öğretmen bana büyük bir pasta hazırlamıştı. Burada çalışanlar odun yaktıkları için girdiğim vagon çok sıcaktı. Ancak,2 saat boyunca hangi vagonun trenle gideceği tartışıldı. 19 yaşında Osman efendi isimli istasyon sorumlusu buna karar verecekti.

    Saat 11’de tren kalktı, 5 km sonra yine durdu. Odun kalmamış. Neyse makinist ve diğer görevliler ormanlık alandan odun topladılar. Yeniden yola koyulduk O dev kazanın üzerinde bulunmak ve üstünde yıldızlarla dolu bir gece geçirmek. Her yer sessiz, kendimi tiyatroda gibi hissediyorum. Nuri efendi bana yatağımı hazırlıyor sigaramı içiyor ve yatıyorum. Sabah beni uyandırdılar. Adana’dan tren geldi,o na bindim ve seyahat sürüyor. Türkler bu kadar parayı nereden buluyor merak ettim. Aslında ücretleri de ödenmiyor hepsi bana çok güzel görünüyor”
    Cord Christian TroebstOcak 1922



    karaisalihaber com​
     

Sayfayı Paylaş