1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Veda Hutbesi ve Biz

Konusu 'Hz. Muhammed (SAV)' forumundadır ve Safir tarafından 9 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. Safir
    No Mood

    Safir Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.205
    Beğenileri:
    264
    Ödül Puanları:
    3.730
    Banka:
    151 ÇTL
    Rasûlullah’ın veda hutbesi olarak rivayet edilen sözleri bir araya getirildiğinde, insanlığın geçmişte yaşadığı ve gelecekte yaşayacağı sosyal hastalıklara çareler içeren bir reçete olduğu apaçık görülecektir. Cahiliye devrini kapatan, bilgi, iman ve medeniyet devrini başlatan bir manifesto örneği olan Veda Hutbe’sinde bahsedilen konuların güncelliğini koruması şayanı dikkattir. Ayrıca hitabet şekli ve çağrı nidalarının bütün insanlığa oluşu, bu hutbenin önemini bir kat daha artırmaktadır. Zaten bu hutbede söylenenlerin önemli olduğunu Rasûlullah şu sözlerle de belirtmiştir.” .Bu vasiyetlerimi, burada bulunanlar, burada bulunmayanlara bildirsin. Belki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.” Bu yüzden hutbede hitap çoğunlukla “Ey İnsanlar” şeklindedir. Rasûlullah, bu hitapla sadece karşısındakilere değil, bütün insanlığa seslendiğini açık seçik ortaya koymuştur. Böylece tebliğ ettiği dinin esaslarını bir defa daha ve etkili bir şekilde ümmetinden ayrılmadan önce hatırlatmış oldu. Kendisinden sonra düşülebilecek tehlikelere karşı uyarı vazifesini yaptı. Doğru yolu gösterdiği ümmetinin yolunu saptırabilecek onların ayağını kaydırabilecek noktaları işaretledi. İnsanlığın başına bela olan birçok sıkıntıdan nasıl kurtulunacağını da veciz bir şekilde ifade etti.

    Şimdi insanı ve insanlığı hem dünyada hem de ahirette sıkıntıya sokan şeylerin neler olduğunu ve kurtuluş çarelerini Veda Hutbe’sinden hareketle belirlemeye çalışalım:

    1- İnsanlık Allah’tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna inanmalıdır. Tapılacak, kulluk edilecek, yardım ve hidayeti istenecek, korkulacak ve itaat edilecek, hamd edilecek yalnızca Allah’tır.
    2- Hürmet gösterilmesi ve korunması gereken şeylerin başında can, mal, akıl, din ve nesil gelir. Haram olan cana, mala ve namusa dokunmaktan şiddetle kaçınılmalıdır.
    3- İnsan, bu hayatın sonunda Allah’ın huzurunda yaptıklarından hesaba çekileceğini unutmamalıdır. Herkes yaptığından sorumlu tutulacaktır. Müslümanın en büyük sapıklığı müslüman kardeşini öldürmesidir.
    4- Emanete ihanet edilmemelidir. Emanet sahibine tam ve kusursuz olarak teslim edilmelidir. Borç ödenmelidir. Kiralanan geri verilmelidir. Hediyeler hediye ile karşılanmalıdır. Başkasına kefil olanlar, kefaletin sorumluluğunu üstüne almış olurlar.
    5- Cahiliye devrinin bütün kötü gelenekleri kaldırılmıştır. Bugünün de cahiliyesi olarak varlığını sürdüren bu kötü geleneklerin başında, faizcilik ve insanların öldürülmesi gelir.

    Faizle insanların insanları, devletlerin devletleri sömürmesine izin veren vahşi kapitalizm, insanlığın baş belası olmaya devam etmektedir. Sömürü düzeninin bir numaralı aracı olan faizcilik ortadan kaldırılmalıdır. Faizcilik düzeninin sömürüyü ne kadar kolaylaştırdığı günümüzde daha iyi anlaşılmış durumdadır. Dünya ekonomisinin baş belası bugün de faizciliktir. Faizciliğin insanî yönü yoktur. Ahlâkı zaafa uğratan, inançları sarsan, insanî düzeyi aşağı çeken bir düzeni meydana getiren faizcilik, insanlığın bedbahtlık kaynağıdır. Faizcilik ve sömürgecilik devam ettiği müddetçe kardeşlik ve sevgi hayaldir. Dünyaya mutluluk getiren bir uygarlık isteniyorsa faizin yasaklanması şarttır.
    Bir diğer cahiliye hâli insanı öldürmektir. İnsan öldürmek en büyük suçtur ve cezası da ağır olmalıdır. Kasten adam öldüren, kısasen öldürülmelidir. Kazaen öldüren diyet vermelidir. Kan davası sürdürülmemelidir, haksızlık yapılmasının önüne geçilmelidir.

    6- Şeytan’a küçük günahlarda dahi uyulmamalıdır.
    7- Allah’ın helal kıldığı haram, haram kıldığı helal kılınmamalıdır.
    8- Kadınların erkekler, erkeklerin kadınlar üzerinde hakları vardır. Kadınlara iyilik ve güzellikle, en iyi şekilde muamele edilmelidir. Kadının geçimini erkekler sağlamalıdır.
    9- Sahipleri kölelerine yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmelidir.

    Gerçi bugün kölelik yoksa da onun bir benzeri durum, patronla çalıştırdığı insanlar arasında sürüp gitmektedir. O günün esir edilmiş insanlarına yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi bir ilke olarak öğütleyen zihniyetin ne kadar insanî olduğu ortadadır. Hizmetçisi ve çalıştırdığı insanlarla aynı şeyi yiyen ve giyen patronların olduğu bir toplumun insanî seviyesini düşünmek bile insana mutluluk vermektedir. Dünya nimetlerini eşit paylaşan bir toplum, insanlığın özlemini duyduğu bir toplumdur. Çalışan insanlara eziyet edilmemeli, çalıştığının karşılığı tastamam ve zamanında verilmelidir. Çalışan da çalıştıran da Allah’ın eşit kullarıdırlar.

    10- İnsanlar Rablerinin bir, babalarının bir olduğunu unutmamalıdırlar. Bu yüzden dil, renk ve ırk ayrımı yaparak üstünlük taslanmamalıdırlar. İnsanlar Allah katında derece ve üstünlük elde etmek istiyorlarsa, Allah’ın emirlerini yerine getirerek, O’na karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmelidirler.
    İnsanları sömürme ve onlardan kendini üstün görme hastalığı dünyayı iki sefer dünya savaşına sürüklemiş, hâlâ dünyanın çeşitli bölgelerinde kan dökülmesine sebep olmaktadır.
    Dilinden, renginden ve ırkından dolayı hiç kimse üstünlük ve imtiyaz sahibi olmamalıdır. Toplumun idaresini elinde bulundurmakta şeklinde de bir imtiyaz ve üstünlük elde edilemez. Yönetici olarak kim seçilmiş olursa olsun Allah’ın Kitab’ına uygun hareket ettiği sürece ona itaat edilmelidir. Yöneticinin- yönetilenin, fakirin-zenginin, beyazın-siyahın birbirine üstünlüğü ve imtiyazı yoktur, eşittirler.
    11- Mü’minler birbirlerini kardeş olarak görmelidirler. Ne haksızlık yapılmalı ne de haksızlığa boyun eğmelidirler. Her hak, hak sahibine verilmelidir.
    12- Her insan kendi suçundan mes’ul tutulmalıdır. Suç şahsidir. Bir kimsenin işlediği suçtan dolayı bir başkası mes’ul tutulamaz. Babanın işlediği suçun cezasını çocuğu, çocuğun işlediği suçun cezasını baba çekmemelidir.
    13- Kur’ân’a sarılınmalıdır. Kur’ân’a sarılındığı müddetçe dağılınmaz, parçalanılmaz ve yol şaşırılmaz. Ancak Kur’ân ve sünnet insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarabilir. Kıyamete kadar tek kılavuz Kur’ân ve sünnettir.
    14- Dinde aşırıya gitmekten sakınılmalıdır. Haramlar ve helaller, iman, ibadet ve ahlak esasları bellidir. Bunlara bir şeyler eklemek ve eksiltmek doğru değildir.
    15- Müslüman Allah’ın ve Peygamber’inin sözlerini başka insanlara da aktarmalıdır.
    16- Müslüman ihlasla Allah’a ibadet etmeli, kendinden olan idarecilere yardım etmeli, müslüman toplumdan ayrılmamalıdır.



    Rasûlullah’ın hutbesini bitirdiğinde “Tebliğ ettim mi?” diye sorması, hem buradaki konuşmasının önemini ve hem de peygamberlik vazifesini hakkıyla yerine getirdiğini belgelemektedir.

    Şimdi biz de cevaben “Evet tebliğ ettin, ey Allah’ın Rasûlü, fakat biz sorumluluklarımızı yerine getirmeyerek kusurlarımızı büyüttükçe büyüttük. Allah’a, sana ve insanlara karşı yüzümüz kara olduğu için utanıyoruz. Allah’a iyi bir kul, sana layık bir ümmet ve insanlara örnek bir kardeş olamadığımız ortada iken nasıl utanmayalım?

    Rasûlullah (s.a.v) Kur’ân’ın ilkelerinden hareketle veda haccında yaptığı bu hutbede yirmi üç yıllık mücadelenin sonucunu özetledi. İslam’ı tebliğ ve ona davet sorumluluğunu hakkıyla yerine getirdi. İslam’ı kıyamete kadar varlığını sürdürecek bir yapıya kavuşturdu. Bunu belgelemek için: “Size benden sorulacak, o zaman ne diyeceksiniz.” dedi. O gün orada bulunanlarda biz de diyoruz ki: “Biz, senin tebliğ ettiğine ve vazifeni yerine getirip, bize hakkı vasiyet ettiğine öğütte bulunduğuna şahadet ederiz, ey Allah’ın Rasûlû. Sen hesabını vereceğin işlerinin tamamını eksiksiz yerine getirdin. Fakat bizim Allah’ın rahmeti olmasa, yaptıklarımızdan, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan dolayı huzuru Rahman’a çıkacak yüzümüz yoktur. Çünkü:

    Allah Resûlü bize neler söyledi, biz neler yapıyoruz?

    Allah’ın emirlerini tutmamız gerekirken Tağut’a boyun eğiyoruz. Allah’tan gereği gibi korkup sorumluluk bilincinde olmamız gerekirken sorumluluklarımızı unutuyoruz.

    Haramı haram, helali helal bilmiyor, her şeyi birbirine karıştırıyoruz. Helali haram, haramı helal sayanlara zillet içinde boyun eğiyoruz.

    Bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu aklımızdan çıkarıyor, ölümü ve ahireti yok sayıyoruz.

    Allah’ın bizi ilettiği sırat-ı müstakimde olmanın sevincini üzerimizde taşımıyor, Şeytan’ın ümitsizliğine benzer bir hali yaşıyoruz.

    Allah’ın sayısız nimetlerine şükretmiyor, nankörlük ediyoruz.

    Yararlı işler işleyip, birbirimize hakkı tavsiye etmiyor, ziyanımızı artırıyoruz.

    Allah’ın Kitabını düşüne düşüne okumuyor, ne dediğini anlamaya çalışmıyor, hayatımızı anlamsız işlerle geçiriyoruz. İbadetlerimizi ihlâsla değil, yasak savar bir mahiyette eda ediyoruz.

    Allah’ın bize verdiği rızkları yerli yerince harcamıyor, cimrilik ediyoruz.

    İyiliği emretmiyor, kötülükten sakındırmıyoruz. Zorluklara direnip sabır göstermiyor, hemen yılgınlığa düşüyor, pes ediyoruz.

    Müslüman kardeşimizi nefsimize tercih etmiyor, ona yardım elimizi uzatmıyor, bencillik ve cimrilik ediyoruz.

    Anaya-babaya, akrabaya, komşuya iyilikte bulunmuyor, onlara karşı sorumluluklarımızı yerine getirmiyoruz.

    Malımızı ve canımızı vermemiz gereken durumlar söz konusu iken, biz kalbimizle buğz etmiyor, kötülükleri meşrulaştırıyoruz.

    Kafirlerin yaşamlarına özeniyor, kendi inanç ve yaşamımızdan kompleks duyuyoruz. İnandığımız şeyleri yaşamaya yaşamaya, yaşadığımıza inanır hale geliyoruz.

    İnananın vazifesi olan hakkı ve hakikati insanlara hatırlatma ve tebliğ görevi için çaba harcamıyor, boş işlerle oyalanıp duruyoruz.

    Ahiret gününe ve hesaba inanıyoruz diyor, haşa ahiret ve hesap yokmuş gibi cenneti ve cehennemi hesaba katmadan yaşıyoruz.

    Allah’ı her şeyden çok sevmemiz, anmamız, Allah’a şükretmemiz, içten bağlanmamız, Allah’tan özür ve bağışlanma dilememiz gerekirken, nankörlükte sınır tanımıyoruz.

    Alçakgönüllü olmuyor, kibirli davranıyoruz. Sözde durmuyor ahidlerimizi çiğniyoruz. İnsanları özgürleştirip Allah’a kulluğa çağırmıyor, ya kendimizi birinin kölesi, ya da birilerini kendimizin kölesi haline getirmeye çalışıyoruz.

    İnsanlara iyi davranmıyor, güzel söz söylemiyor, yaptığımız iyiliği başa kakıyoruz.

    Islah edici olmuyor, bozgunculuk yapıyoruz. Müslümana iftira ediyoruz, yüreğimiz sızlamıyor.

    Hased, savurganlık, adam öldürme, hırsızlık etme, yalan söyleme, insanlarla alay etme, gösteriş yapma, zina ve fuhuş, sarhoşluk ve kumar, kötü zanda bulunma, rüşvet alma ve verme vb. kötü ahlaktan sakınmamız gerekirken gönül rahatlığı ile bunları işleyebiliyor ve bütün bunların arkasından yine de müslümanız diyebiliyoruz. Bütün bunlara ve burada, belirtemediğim kusurlarımıza rağmen: “Rabbimiz, ilmin ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır. Tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru. Rabbimiz! İnananları ve onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları kendilerine söz verdiğin devamlı mutluluk cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Bilge olan ancak Sensin. Onları kötülüklerden koru”(40/7-8) diye insanlar için dua eden meleklerin duası gibi dua ediyor ve: “Ey inananlar! Yürekten tevbe ederek Allah’a dönün ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetelere koysun. Allah’ın Peygamber’ini ve onunla beraber olan mü’minleri utandırmayacağı o gün, ışıkları önlerinde ve defterleri sağlarından verilmiş olarak yürürler ve: “Rabbimiz! Işığımızı tamamla, bizi bağışla, doğrusu Senin her şeye gücün yeter” derler.” ayetindeki gibi tövbe edip, hayırlı bir sonuca erişmeyi diliyoruz. Senin dinini yaşama uğrunda ayaklarımızı sabit kıl, nurumuzu tamamla ve bizi desteksiz bırakma!

    Adil Büyükçolak
     

Sayfayı Paylaş