1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Vefalı Aşıklar

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.175
    Beğenileri:
    4.758
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    333 ÇTL
    VEFALI AŞIKLAR

    Bir zamanlar birçok akrabası olan bir şef kızı yaşarmış. Köydeki bütün gençler onunla evlenmek istiyormuş, kız dereye su almaya her gittiğinde hepsi kovasını doldurmak için çok hevesli davranıyormuş.

    Köyde iyi bir avcı olan çok çalışkan bir genç varmış, ama yoksulmuş ve sıradan bir aileden geliyormuş. O da kızı seviyormuş, kız su almaya gittiğinde giysisiyle kızın başını ıslanmaktan korur ve kulağına şöyle fısıldarmış:

    “Karım ol. Önemsiz biriyim, ama gencim, gücüm ve kuvvetim yerinde. Sana iyi bakarım, çünkü seni seviyorum.”

    Genç kız uzun bir süre cevap vermemiş ama bir gün şunları fısıldayıvermiş:

    “Tamam, babamdan beni isteyebilirsin. Ama önce iyi bir şeyler yapmalısın. Ben büyük bir aileden geliyorum, bir dolu akrabam var. Bir savaşa katılmalı ve bana bir düşmanın kafa derisini getirmelisin.”

    Genç alçakgönüllülükle cevap vermiş: “Benden istediğini yapmaya çalışacağım. Ama sadece bir avcıyım ben, savaşçı değilim. Cesaretim var ama ne yapacağımı bilmiyorum. Yine de senin için bir kafa derisi getirmeye çalışacağım.”

    Böylece yedi kişilik bir savaş grubuna katılmış, yanında altı genç daha varmış. Bir çarpışma fırsatı umuduyla düşman topraklarında dolaşmaya başlamışlar. Ama kimse gelmemiş, dövüşecek tek bir düşman bile bulamamışlar.

    Sonunda liderleri, “Şansımız yok” demiş. “Eve dönmek zorundayız.”

    Dönmeden önce güzel bir gölün kıyısındaki yeşil bir tepeceğin yanında tütün içip dinlenmek için oturmuşlar. Tepe yeşil çimenlerle kaplıymış ama sanki biraz gizemli ve acayip görünüyormuş.

    Grupta adı şakacıya çıkmış genç bir adam varmış, çünkü gözü pekmiş ve çok neşeliymiş. Tepeye bakarken, “Haydi koşup tepesinden atlayalım” demiş.

    “Hayır” demiş genç aşık, “Çok garip görünüyor. Otur da tütününü iç.”

    “Haydi, korkuyor musun yoksa” demiş şakacı gülerek. “Haydi gelin, haydi!” ve sıçrayarak tepeye doğru koşmaya başlamış.

    Dört genç daha onu izlemiş. En tepeye varınca beşi birden zıplayıp tepinmeye ve diğerlerine, “Haydi, haydi” diye seslenmeye başlamış. Ama birden durmuşlar, çünkü tepecik suya doğru gitmeye başlamış. Aslında dev bir kaplumbağa imiş bu. Beş genç korkuyla haykırmış ve kaçmaya çalışmış ama çok geçmiş! Ayakları garip bir güçle yaratığın sırtına doğru çekiliyormuş.

    “Yardım edin, bizi kurtarın” diye haykırmışlar, ama diğerleri bir şey yapamamış. Bir anda dalgalar üstlerini örtmüş.

    Diğer iki genç, aşıkla arkadaşı, yola koyulmuş, ama yürekleri sıkıntılıymış, çünkü etrafta kötülüğü hissediyorlarmış. Birkaç gün sonra bir nehre varmışlar. Yorgunluktan bitkin düşmüş olan genç aşık kendini kıyıya atmış.

    “Biraz uyuyacağım” demiş, “çok yoruldum.”

    “Ben suya gireceğim, belki ölü bir balık bulurum. Yılın bu zamanında sular yükselince ölü balıklar kıyıya vurur” demiş arkadaşı.

    Ve bunları söylerken bir balık bulup temizlemiş ve sonra aşık genci çağırmış.

    “Gel de benimle balık ye. Temizleyip ateş yaktım, şimdi pişer.”

    “Yo, sen ye, ben dinleneceğim” demiş aşık.

    “Haydi gel!”

    “Hayır dinleneceğim.”

    “Ama sen arkadaşımsın. Benimle paylaşmazsan balığı yemem.”

    “Peki” demiş aşık, “Seninle balık yiyeceğim, ama önce bana bir söz vermelisin. Ben balık yersen sen de içebileceğim kadar su getireceksin.”

    “Söz veriyorum” demiş diğeri ve ikisi balığı bir kaptan yemişler. Çünkü grubun sadece bir kabı varmış.

    Yemekleri bittikten sonra kabı yıkamışlar ve arkadaşı kabı suyla doldurup getirmiş. Aşık suyu bir dikişte içmiş.

    “Daha getir” demiş.

    Arkadaşı kabı nehirden tekrar doldurup getirmiş, aşık yine içip bitirmiş.

    “Daha” diye bağırmış.

    “Ama yoruldum. Nehre gidip kendin içemez misin” diye sormuş arkadaşı.

    “Sözünü unutma.”

    “Evet, ama çok yoruldum. Git kendin iç.”

    “Eh, tamam, korkarım öyle olacak. Ama başımıza bir bela gelmesi yakındır” demiş aşık sıkıntıyla. Nehrin kıyısına doğru ilerlemiş, suya girmiş, başını kıyıya doğru çevirmiş, eğilip kana kana içmeye başlamış. Hemen ardından da arkadaşına seslenmiş.

    “Buraya gel, söz veren arkadaşım. Gel de sözünü tutmamanın neye yol açtığını gör.”

    Arkadaşı geldiğinde hayretler içinde aşık gencin belinden ayaklarına kadar balığa dönüştüğünü görmüş.

    Yüreğinden vurulmuşçasına gerilemiş ve kendini kederle yere atmış. Sonra hemen kalkmış. Aşık genç artık boynuna kadar bir balıkmış.

    “Bir parçasını kesip bir ter banyosuyla seni eski haline getiremez miyiz” diye sormuş arkadaşı.

    “Hayır, artık çok geç. Ama şefin kızına onu hep sevdiğimi ve onun uğruna öldüğümü söyle. Bu kemeri al ve ona ver. Onu bana aşkının kanıtı olarak vermişti.”

    Ve sonra büyük bir balığa dönüşmüş., nehrin ortasına doğru yüzmüş ve orada kalmış. Suyun üstünde sadece büyük yüzgeci görünüyormuş.

    Arkadaşı eve dönmüş ve olanları anlatmış. Ölen beş genç ve kaybolan aşık için büyük bir yas başlamış. Büyük balık yüzgeci hemen suyun yüzeyinde olarak nehirde kalmış ve Kızılderililer ona kanoların ilerlemesini engellediği için Engelleyen Balık adını takmış.

    Şefin kızı sevgilisi için bir kocanın ardından ağlar gibi ağlamış, hiçbir zaman huzur bulamamış. “Benim aşkım yüzünden kayboldu, ben de onun dulu olarak kalacağım” diye feryat ediyormuş.

    Annesinin çadırında başı hırkasıyla örtülü, sessizce oturup çalışmış, çalışmış. “Kızım ne yapıyorsun” diye sorarmış annesi, ama kız hiç cevap vermezmiş.

    Böylece bir yıl dolana kadar günler aylara tamamlanmış. Ve o zaman kız kalkmış. Ellerinde üç erkeğe yetecek güzel giysiler varmış. Üç çift ayakkabı, üç çift tozluk, üç kemer, üç gömlek, güzel kuş tüyleriyle süslü üç başlık ve güzel kokulu tütün. “Yeni bir kano istiyorum” demiş kız, yeni bir kano vermişler ona.

    Kanosuna binmiş ve nehrin aşağısına, büyük balığa doğru ilerlemiş.

    “Geri gel kızım” diye ağlamış annesi acıyla. “Geri gel. Büyük balık seni yutar.”

    Kız hiçbir şey dememiş. Kanosu büyük yüzgecin göründüğü yere varınca durmuş, pruvası canavarın sırtına sürtünmüş. Büyük bir cesaretle kanodan inmiş. Hediyelerini balığın sırtına yan yana dizmiş, tüyleri ve tütünü geniş sırtına saçmış.

    “Ah balık” diye haykırmış, “Ah balık, sen sevdiğimdin, seni unutmayacağım. Çünkü benim aşkım uğruna yitip gittin. Asla evlenmeyeceğim. Bütün yaşamım boyunca senin dul karın olarak kalacağım. Bu hediyeleri al. Ve şimdi nehri bırak git, bırak da su özgürce aksın, halkım tekrar kanolarına binebilsin.”

    Sonra kanosuna binip beklemiş. Büyük balık yavaşça suya batmış, geniş yüzgeci görünmez olmuş. St. Croix’nın (Durgunsu) suları tekrar özgür kalmış.
     

Sayfayı Paylaş