1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yağmur İçen Kız - Yusuf Hayaloğlu..

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 2 Mayıs 2013 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL





    baldırı çıplak bir akşamüstüydü
    kime selam verdiysem yüzüme küstüydü.
    yalnızlığa susmuştum yağmura üşümüştüm..
    belli belirsiz ve hiçbir makamsız
    hiçbir kelimesiz ve hiçbir anlamsız
    kırılgan bir şarkıydı tılsımına düşmüştüm..
    ve ben sanki ömrümde yaşamadığım
    ve yaşamadan yaşlandığım bütün aşkları
    bu ilk defa karşılaştığım bu ilk defa yabancı
    ve bu son defa tutunduğum kızla bölüşmüştüm..

    yağmur içen kız.. gece kuşu
    atmacaya benzer duruşu..
    bir omuzu el-ense çekerken azraile
    bir omuzu sokak lambasından da biçare..
    kimliğini sorarsan;
    barbar sokakların en barbar kızı
    ve hortumlu karakolların en arsızı..

    o destursuz yağmur taş gibi iniyordu
    o fütursuz cadde pür-telaş deviniyordu.
    başını çevirip bakıyordu ara sıra
    hiçbir şey sormadan gidiyordum ardı sıra..
    bir karyola bir sobadan ibaret 102 nolu odada
    buluştu gözlerimiz sırları dökülmüş tozlu aynada..
    cebimdeki şişeyi yudumlarken sessizce
    saçlarını okşadım yavaşça ve teklifsizce..
    azıcık huylanmıştı söylemedi ama şaşırmıştı.
    sanırım ki o hep değişen tiplere
    ve fakat hiç değişmeyen triplere alışmıştı..

    yağmur içen kız.. vahşi kısrak
    göğsü falçata krizi öfkesi tavlı bıçak..
    soluğunda ıslak çimenlerin buğusu
    soluduğunda kundaklanmış ormanların yalazı.
    güzelliğini sorarsan;
    dişleri kar kuşundan da beyaz
    dudakları vampirden de kırmızı..

    alışkın bir otel odasıydı kenarda soba yanıyordu
    tutkunun tasma koparan köpekleri
    arsız bir çarşaf gibi üstümüze abanıyordu..
    küçücük ama çok küçücük bir ağzı vardı
    küçücük ama çok küçücük bir öpüşte bile
    bir vişne ısırığı gibi kanıyordu..
    çaparinin çengelinde çırpınan çipuranın
    yakaran gözlerindeki o tarifsiz kederle
    bu küçücük ömründe belki de ilk defa
    birisinin gözlerine bakmaktan utanıyordu..

    yağmur içen kız.. kaldırım meleği
    hüznün yirmidört saatlik beyhude kelebeği..
    her akşam sunarak kendini hoyrat ağızlara
    ve her sabah yunarak bedenini yağmurla
    ve boğarak o narin göğsünde hıçkırıklarını
    bir çalpara gibi yeniledi kopan yanlarını..
    yağmur içen kız.. çılgın kedi
    komalara girdi jiletler yedi ölmedi..

    hiç sormadım adını kendisi de söylemedi.
    ben şişeyi boşalttım o ağzını sürmedi.
    gitme vakti gelince uzatıp küçücük elini
    hoşça kal dedi almadan o malum bedelini..
    boş bir şişeden daha aptalca ne olabilirdi hediye?
    uzun uzun bakakaldı bu adam deli mi ne diye..
    iyi ama bu şişe boş be arkadaş dedi bu şişe boş!
    her şey boş güzelim dedim her şey boş!
    sen de yağmur koyarsın belki bu şişenin içine
    ve güneşin ışırsa bir gün bir yerlerde bir ihtimal

    düşlerini yudumlarsın artık yağmurun yerine...

    yağmur içen kız.. gönül hırsızı
    hiç kimseler bilmeyecek sırrımızı..
    sen tutunmaya çalışırken gecenin eteklerine
    yine acıtacak güzelliğini o çirkin maça papazı..
    ve yine kıyacaksın belki o incecik bileklerine..
    yağmur içen kız.. sahipsiz bebek
    elbette bir gün herkes bir şekilde gidecek.
    ama bu yağmur var ya bu yağmur inan ki
    nereye gidersen git hep ardından gelecek..

    ne zaman tokatlasa yağmurlar penceremi
    ne zaman sersem ve buruşuk bir pardösü gibi
    dökülsem kaldırımlarına bu duman karası kentin;
    hep o kıza rastlarım aynı kuytu köşede.
    gözyaşlarını biriktirir usanmadan
    düşleriyle aynı şişede..
    hatırını sorarım sessizce kaldırır yüzünü
    tablolardan çalınmış gizemli bir gülücüktür.
    yağmur içer yudum-yudum kanasıya.
    mezesi eski bir geceden vişne yarığı kırmızı
    ve hala kanayan o vişne ısırığı öpücüktür..

    yağmur içen kız.. mağrur yürek
    bu yağmurlar yalan ama ölüm gerçek..
    sen yine avucunda sakla çaldırma cevherini.
    ve sakın gösterme kimseye o yağmur incilerini
    hep şarkını söyle; hiçbir kelimesiz ve makamsız
    hep orda bekle; bir akşam belki apansız
    gelir de alırım şişemi senden geriye:
    o biriken yaşlarını içmek için damla-damla
    ve geciken bedelini ödemek için kendi hayatımla..


    Yusuf Hayaloğlu
     
  2. Köln

    Köln Katılımcı

    Katılım:
    25 Kasım 2009
    Mesajlar:
    112
    Beğenileri:
    24
    Ödül Puanları:
    730
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Öğretmen
    Yer:
    Amasya
    Banka:
    82 ÇTL
    Teşekkürler
     

Sayfayı Paylaş