1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yalnızlık Üzerine

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 26 Şubat 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    “Yalnızlık mı? Gerçeği söylemek gerekirse yalnızlık tek başına olmak değildir. Düşünceler yalnız insanlara her zaman eşlik eder. Çare bulunamayan yalnızlık başka bir şeydir. Gerçek yalnızlık, karşısındaki insanın bakışlarında kendini gösteren yalnızlıktır." Diyor Michel del Castillo

    Yalnızlık zamanımızın en fazla telaffuz edilen sözcüğü. Çok kişi kendini kalabalıklar içinde yalnız olarak duyumsuyor. Nedendir bu yalnızlık karamsarlığı? İnsanlar geliştikçe ve kentlileştikçe yalnızlık çekecektir, yalnızlığa doğru gidecektir, bu kendine yetme ile ilgilidir. Köylü ve kasabalı toplumda yalnız kalmak isteseniz de sizi yalnız bırakmazlar. O kadar ki sizin her davranışınıza, giyiminize kuşamınıza kadar karışırlar. Elalem orada en etkili bireydir, kural koyucudur, elalemin emrinden çıkamazsınız. Çıkarsanız toplumda ayrıksı kalır aforoz edilirsiniz. Bu baskıdan yılan kişiler, bir kent özlemi içerisinde yaşarlar. Kalkıp kente gelirler, kente göç ederler. Önceleri kente yabancı oldukları için varoşlarda hemşehri kalabalığına sığınırlar, ilk nesil hiçbir zaman elalemin baskısından kurtulamaz, ikinci nesil problemli olur bu yüzden onlar elalem ile kentin ışıkları arasında bocalarlar. Ne kentlidirler, ne de geldikleri yeri beğenirler. Kent onları beğenmez, onlar atalarının geldikleri yeri. Ve yalnızlığa ilk adım atılır, bu sağlıksız bir yalnızlıktır. Her iki yandan itilip kakılmanın verdiği çalkantı onların bir kısmını isyana sürükler, kadere, düzene isyan başlar, tinerciler, esrarkeşler, ağır abi tipi mafya bozuntuları böylece çıkar ortaya. Bunlara katılmayanlar, yani biraz korkak veya biraz daha edepli olanlardan sonraki nesiller kentlileşmeye başlarlar, bu kez kendine yeten kentli kalabalığı içerisinde yerlerini alırlar.

    Bu ikinci grubun nostalji adı verilen takıntıları vardır, ah o eski dostluklar, yemekler piştiğinde komşuların bir tabak yemek göndermeleri gibi müzelere kaldırılmış ve ne olduğunu kendilerinin de tam bilmediği sözlerle avunurlar. Bu avuntunun sebebi bizim gibi “gelişmekte olan ülkeler” deki eksik olan organizasyonlardır. Kentlileşme ve kentleşme önemli bir organizasyondur, bu organizasyon ancak kentli kafalarla sağlanır, kocaman kocaman adına kent denilen yerlerin başına, kasabalı kafalı insanları seçtiğiniz zaman yaşadığınız yer ve o yaşam organizasyonu hiçbir zaman kent olmaz. Yalnızlığınızın da bir anlamı yoktur, kalabalığınızın da.

    Yalnızlığın duygusal boyutu çoğunlukla sosyalleşmeyi becerebilme ile ilgilidir, sosyalleşme becerilemiyorsa, yalnız hissetmek kaçınılmazdır. Yalnızlık ayrıca bir büyüklenme duygusu ile eşleşebilir, kendinizi birlikte yaşadığınız insanlarda yukarda gördüğünüzde “beni kimse anlamıyor” gibi hisler sizi yalnızlığa sürükler.

    Yani yalnızlık aslında uyumsuzluktur desem yeridir. Uyum sorunu olmayan insanların, yalnızlık diye bir meselesi de olmaz.
    Yalnızlığın gizemi nedeniyle, bu yalnızlık limanı şairlerin en çok uğradığı liman olmuştur. Ve şair bilir ki “yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz”. Bu duygusal, romantik dizler bile, yalnızlığın sosyalleşme ile ilgili olduğunu söylüyor bize. Yazının başındaki yalnılığı duyumsamak ise insanı anlamaya çalışmaktan geçer. Gerçek yalnızlık ancak başkası tarafından anlaşılabiliyorsa vardır, çünkü o bakışları anlayabilmek hem beceri hem de insana sevgi ve saygıyı gerektirir. Kentlileşmiş bir yered bazı organizasyonlar doğru çalıştığında, ki ülkemizde bir kısım organizasyonlar tebriki hak ediyor, tinercinin, esrarkeşin, mafya özentisinin gözünde ifade edilmeyen ama bakışlarla söylenen yalnızlığı anlarlar. Bu yalnızlığı gidermenin yolu, kentlileşmiş toplumlarda, elalem rolü oynamak değildir. Sadece ve sadece o yalnız insanları onurlarını zedelemeden topluma kazandırmaktır.
    Yalnızlık kimlere yakışır, yalnızlık tüm uyumsuzlara yakışır, yani şairlere, romancılara, ressamlara, bestecilere, bilimin zirvesindeki bilim adamlarına yakışır bu yalnızlık. Onları hiçbir organizasyon yalnızlıktan kurtaramaz ve kurtarmamalıdır da, çünkü onların yaşam kaynağı, üretim sebebi yalnızlıklarıdır. Sıradan insanların yalnızlığına benzemez onların yalnızlıkları. Onlar köyde, kasabada ve kentte yaşayabilirler ve ne elaleme aldırırlar ne de organizasyonlara, o nedenledir ki o sıradan insanların içerisindeki kendi kendini görevlendirmiş bazı küçük beyinleri hep hırslandırırlar.

    Hep yalnız kalması zaruri olan bu sıra dışı insanlar için şair “yalnızlık ömür boyu” demiştir. Onlara çok yakışan bu yalnızlık öyle güzeldir ki, keşke bizim de dünya çapında yalnızlarımız çok olsa.

    Oğuzkan BÖLÜKBAŞI
     

Sayfayı Paylaş