1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yapmazsak, Olacaklar…

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve wien06 tarafından 20 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Son zamanlarda hızla yitirmeye başladığımız değerlerimize baktığımda, gerçekten tarihe geçecek kadar derin yaralar aldığımız bir “sınama” içerisinde olduğumuzu görüyorum. Ne yazık ki gün geçtikçe, daha bir kopuyoruz kültür, tarih, dil ve milliyetimizden. Çevreme baktığımda gerçekten hiçbir devirde olmadığı kadar yabancılaşmaların başladığını sezebiliyorum. Bazen de görmezden gelip, hayalimdeki Türk yurdunu, Türk insanını düşlüyorum. Çok defa ağır sınavlardan geçen bir ulus olduğumuzu göz önünde bulundurup, geleceğe umutla bakmak istiyorum. Öyle de olmalı zaten. Çünkü henüz titreyip kendimize dönebilecek durumdayız. Fakat yakın gelecekte böyle bir adım atmazsak, sonumuzu kestirmek istemiyorum.

    Bugün özümüze dönmek için çaba harcamazsak, gelecekte bunu yapmak için fırsatımız olmayacak. Çünkü bazı değerler vardır ki, kaybettikten sonra yeniden diriltmeye çalışmak, “öz“e ulaşmayı sağlayamaz. İşte bunlardan bazılarını aşağıya sıralayacağım:

    1. Eğer toplumumuzun en büyük değerlerinden biri olan “Türk Dili“ni korumaz, gelecekte de İngilizce özentisiyle dilimizi baltalamaktan vazgeçmezsek, yaklaşık 100 - 150 yıl sonra “Türk Dili” tarihe karışacak.10 bin yıla yakın süredir atalarımızın mirası olarak bugünlere kadar gelen kutlu dilimizi, son iki üç yüzyılda ortaya çıkan İngilizce gibi bir dile değişirsek, ulusumuzun yok olmasının ve “Türk” adının yok olup gitmesinin ilk adımını atmış oluruz. Çünkü unutmamak gerekir: “Dillerini kaybeden toplumlar, benliklerini de kaybederler.“

    Türkçemiz, bütün Türk Ulusu’nun ortak değeridir. Çünkü diller, uluslar tarafından oluşturulan “canlı” varlıklardır. Kişiler tek başlarına bir dil oluşturamazlar. Ancak belli ortaklıkları bulunan kişilerin bir araya gelmesiyle oluşan toplumlar bir “dil” oluşturabilirler. İşte Türkçemiz de bütün Türk Ulusu’nun dil oluşturma becerisiyle yaratılmış kutlu bir dildir. Bunun içindir ki, ortaya çıkışını sağlayan Türk Ulusu’nun her bireyine, yarattığı dili koruyup, onun gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak için büyük görevler düşmektedir. Hiçbir Türk’ün “Türkçeyi koruyacak çok kişi var. Bizi uğraştırmayın.” gibi bir tümce ile Türkçeyi korumaktan ve yüceltmekten kaçınmaya hakkı yoktur. Zaten “dil bilincinden” yoksun bireylerin de “TÜRK” olarak kabul edilmesi, çok güçtür.

    2. Eğer toplumumuzda meydana gelen olaylara karşı duyarsız kalır, “Devlet sorunlarını da mı ben düşüneceğim?” gibi bir savunma düzeneği geliştirerek, yalnızca bireysel gereksinimlerinizi karşılamak için yaşarsanız, belki siz görmeyebilirsiniz; fakat emin olun çocuklarınızın veya torunlarınızın tartışabilecekleri bir “devletleri” kalmayacak. Tarihimizin en eski dönemlerinden beri, yaşadığımız birçok olayda “Türk’ün Türk’ten başka dostunun olmadığı” görülmüştür. Bin yıl önce de bu böyleydi, bugün de bu böyle. Dünya üzerindeki birçok ulus, bizi sevmez ve içinde bize karşı düşmanlık besler. Hatta bazıları vardır ki, ellerinden gelse dünyadaki bütün Türkleri öldürmekten çekinmezler. Bunun için, yaşadığımız küresel dünyada, sahip olduğumuz bütün değerlerin koruyucusu olan devletimizin diğer devletlerle olan ilişkilerine ve dünyadaki büyük güçlerden biri olup olmadığıyla ilgilenmek, her vatandaşın görevi olmalıdır. Çünkü devletimize ve toplumumuza karşı kayıtsız kalmak, zamanla benliğimizi kaybetmemize yol açar.

    3. Eğer kendimize her alanda “Batı“yı örnek alır ve öz değerlerimizi kaybetmek pahasına da olsa benimsediğimiz yersiz özentilerden vazgeçmezsek, varlığımızı düşmanlarımızın eline testlim etmiş olacağız. Toplumumuzda “Batılılaşma” diye adlandırılan süreç, ne yazık ki yanlış anlaşılmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla birlikte, Batı’nın hem ekonomik hem de siyasi anlamda ileride olduğu anlaşılınca, devletimiz yüzünü Batı’ya dönmüş ve bilim-teknik anlamında yeniliklerde onlardan yararlanmaya başlamıştır. Fakat ne yazık ki Batı’nın yalnızca bilim ve tekniğini almamış, onun kültüründen de hızla etkilenmeye başlamışız. Batı devletlerinde ortaya çıkan toplumsal akımlardan bile büyük ölçüde etkilenmiş ve bu son zamanlarda bir “marifet” sayılmaya başlanmıştır.

    Gençlerin üstlerindeki giysilerin çoğunda, İngilizce sözler yazıyor. Kimse üzerinde taşıdığı sözün anlamını bilmiyor ve öz dili dururken, baskıcı tutumlarla bize dayatılmaya çalışan bir dilin tanıtımcılığını üstlenmiş oluyor. Sonra da kalkıp “Ne yapalım, şimdi moda böyle. Yazısız giysi bulmak artık çok zor.” diyorlar. “Moda” dediğiniz şeyi de siz belirliyorsunuz. Üç ay boyunca üzerinde İngilizce yazılar bulunan giysileri almayın, bakalım Türkiye’de kalıyor mu o ne olduğu belirsiz şeylerden. Ayrıca hadi diyelim ki giysileri zorunluluktan böyle alıyorsunuz. Peki bu “İngilizce müzik” sevdası nereden geliyor? Dinlenecek Türkçe müzik kalmadı da mı, doğru düzgün anlamadığınız müziklerle ruh hâlinizi karamsarlaştırıyorsunuz? Eğer geleceğin güvencesi olan siz Türk gençleri, sürekli böyle müzikleri dinlerseniz, kim dinleyecek bizim binlerce yıldır yaktığımız “türkülerimizi“?

    Aslında burada “Eğer…” ile başlayan yüzlerce “yozlaşma belirtileri” sıralanabilir. Fakat şimdilik yalnızca önemli olan üç konuyu belirtmek istedim. Hem “milli bilince” sahip olan bir toplum, belli değerlerini korudukça zamanla iyiye doğru yol alacak ve burada sıralanabilecek birçok durumdan doğal bir duruşla kaçınmış olacaktır.

    Özetle, eğer varlığımızı ciddi bir biçimde tehdit eden “yabancılaşmaya” karşı duruşumuzu ortaya koymaz; sevimli görünmek adına “choq sefümLü yasmaqtan” vazgeçmez; cahilliklerini küfürlerine bile yansıtan üç beş soytarıyı örnek alarak, kendinizi “emocu, rockçu, rapçi, metalci…” gibi saçma sapan adlandırmalarla zavallılaştırmayı bırakmazsanız, bizden birkaç kuşak sonra dilimiz kaybolacak, cennet yurdumuz İngiliz, Amerikalı, Rus… sömürgesi hâline gelecek ve yüce “TÜRK” adı, böyle soysuzlaşmış kişilerin yalnızca “damarlarında” varlığını sürdürecektir.

    Ulusumuzun, benliğini kaybetmemesi adına titreyip özüne dönmesi dileğiyle.

    Yavuz TANYERİ
     

Sayfayı Paylaş