1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yaralarından Ayrı Düşen Kabuklar..

Konusu 'Şiir' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 24 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL




    Sana kanattığın yaralarımın düşen kabuklarını gönderiyorum,
    bir de neşter,
    yeni yaralar açabilesin diye…

    Emir kipiyle hazırola geçen cümleler kurmaktı niyetim
    sev beni demek mesela
    ya da öl beni!

    Sözünün dilimin ucuna dikildiği,
    bakışının gözüme mıhlandığı,
    teninin tenime işlediği bir geceden bahsedeceğim sana…
    Hani içimde bitap düşmüş,
    ağır yaralı erkekliğinin dolaştığı…

    Adama benzer bir adın vardı hani
    adım mahiyetinde koşarayak kaçışların
    ve nefesinin cinnet ko(r)kusu…

    Sağ yanıma düşmüş esmer telaşın,
    sol yanımdan ürken dokunuşların,
    adama benzer bir yanın vardı hani
    adıma benzer bir dileğin…

    Kelimelerin kendi mezarını yazarken cümle içimde
    nasıl da çoğalıyor harf harf cesetliğim…

    Biteni başlat değil,
    gideni getir değil,
    öleni dirilt değil dediğim…
    Hiçliğin varlığa büründüğü bir günden bahsediyorum sana,
    hani tırnaklarımın etinde kanadığı…

    Sancılı bir heceyle dokunduğun dudaklarımdan damlayan kanlar
    o en temiz,
    o en masum,
    o en günaha alaycı bir gülümsemeyle başkaldıran avuçlarına dolarken
    şaraptan kutsaldı inan.

    Gecenin mor rengine dolaşan
    dolaştıkça daha mor çürüğü çarşafta pıhtılaşan
    ölgün rengin,
    biz rengi bir cinayetin sökülmüşlüğüne yama olamayan ay ışığında
    saklanan meçhullüğümün
    ve mahçubuyetimin sızısını doğururken parmak uçların
    ve akarken yaralarıma kanlı cerahetin…

    Kanamaya yüz tutmuşken saf dışı bırakılmış sancılarımızla
    o utangaç,
    o mağrur,
    o intihara meyilli yüzlerimize gerilen çarmıhı inşa ediyorduk.

    Ellerim kal diyordu,
    gözlerin git,
    dudakların kal diyordu,
    sözlerim git,
    içim kal,
    dışın git…
    Sev ya
    da öl!

    Yaralarından ayrı düşen kabuklar kadar
    yolumuz vardı,
    Tanrı katından cehennemin en dibine…

    Hepsi hepsi iki ayrı yaraydık,
    aynı bandı arayan…
    Bulamadık;
    kabuk bağladık,
    düş’tük!

    Yarayı bağlamaktan vazgeçen kabuk
    biliyordur;
    yarasından ayrı düşen kabuk,
    acır!



    ALINTI..
     

Sayfayı Paylaş