1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yaratılış Atlası

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve camkinoz_61 tarafından 24 Ekim 2011 başlatılmıştır.

  1. camkinoz_61

    camkinoz_61 Üye

    Katılım:
    22 Ağustos 2011
    Mesajlar:
    41
    Beğenileri:
    7
    Ödül Puanları:
    170
    Banka:
    73 ÇTL
    Bundan 150 yıl kadar önce, İngiliz doğa gezgini Charles Darwin seyahatlerinde edindiği bazı gözlemlerden yola çıkarak, daha sonra hiçbir bilimsel bulguyla desteklenemeyecek olan bir teori ortaya attı:

    Evrim teorisi. Bu teori özünde, Darwin'in hayalinde kurguladığı birtakım senaryo, varsayım ve tahminlerden ibaretti.

    Evrim senaryosuna göre, cansız maddeler sözde tesadüfler sonucunda biraraya gelerek ilk canlı hücreyi oluşturmuşlardı. Bu, kuşkusuz hiçbir bilimsel delil ve bulgu ile ispatlanamamış son derece çarpık bir iddiaydı. Yine bu masala göre, bu tek hücreli canlı zaman içinde yine tesadüfen değişerek yavaş yavaş başka canlı türlerine dönüşmüş, yani sözde evrimleşmişti. Evrim yanılgısına göre, bakterilerden insanlara kadar dünyadaki tüm canlı türleri bu hayali süreç sonucunda ortaya çıkmıştı.

    Elbette, Darwin'in bu iddiaları hiçbir bilimsel kanıta ya da bulguya dayanmıyordu. Ancak, dönemin bilim anlayışı ve teknolojik imkanları çok ilkel düzeyde olduğu için, Darwin'in iddialarının ne derece saçma ve gerçek dışı olduğu henüz tam anlamıyla gün ışığına çıkmamıştı. Böyle bir ortamda Darwin'in senaryoları bazı çevreler tarafından genel bir kabul gördü. Darwin'in evrim teorisinin çıkış noktası materyalizmdi.

    Dolayısıyla, teorinin materyalistler tarafından kabullenilmesi uzun sürmedi. Materyalist çevreler, Yaratılış gerçeğini reddettikleri için evrim teorisini gözü kapalı bir biçimde sahiplendiler, hatta evrimi kendi dünya görüşlerinin sözde bilimsel temeli ilan ettiler. Pek çok araştırma ve inceleme yaparak, laboratuvarlarda suni ortamlar meydana getirerek evrim teorisini destekleyebilecek bulgular ortaya koymaya çalıştılar. Ancak yaptıkları her araştırma, elde ettikleri her bulgu evrimi destekleyen değil, reddeden bir kanıt olarak karşılarına çıktı. 20. yüzyılın başlarından itibaren hızla gelişen modern bilim ve teknoloji, bilimin evrim teorisini yalanladığını gözler önüne serdi. Mikrobiyoloji, biyomatematik, hücre biyolojisi, biyokimya, genetik, anatomi, fizyoloji, antropoloji ve paleontoloji gibi bilimin konuyla ilgili tüm dalları, evrim teorisini çürüten sayısız delil ortaya koydu.

    Evrim teorisinin iddialarını yerle bir eden belki de en büyük gerçek ise fosil kayıtlarıdır. Çünkü fosil kayıtları, dünya üzerindeki canlı türlerinin en küçük bir değişim dahi geçirmediklerini ve birbirlerine dönüşmediklerini bize gösteren somut kanıtlardır. Fosil kayıtlarına baktığımızda, canlıların bugün nasıllarsa yüz milyonlarca yıl önce de aynı olduklarını, yani hiçbir evrim geçirmediklerini görürüz. En eski çağlarda bile canlılar bugünkü benzerleriyle aynı mükemmel ve üstün özelliklere sahip olarak, kompleks yapılarıyla bir anda yeryüzünde belirmişlerdir.

    Bu durum ise şu kesin gerçeği göstermektedir: Canlılar, evrim teorisinin hayali süreçleriyle oluşmamışlardır, yeryüzünde yaşayan gelmiş geçmiş tüm canlılar Allah tarafından yaratılmışlardır.
    Yaratılış gerçeği, canlıların geçmişten kalan kusursuz izleri ile bir kez daha sergilenmektedir.
     

Sayfayı Paylaş