1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yaşamayı Unutmak..

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve ÇağanCan tarafından 3 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. ÇağanCan

    ÇağanCan Aktif

    Katılım:
    2 Kasım 2012
    Mesajlar:
    334
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    830
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Turizm
    Yer:
    Ankara-Antalya
    Banka:
    33 ÇTL
    Yaşamayı unutarak yaşıyoruz. Gözlerimizin içine içine bakan hayatın neresindeyiz çok zaman? Size gözlerini (yerinden) oynatırcasına bakan bir çocuğa bakmadan bir adım atabilir misiniz! Kaç çocuk bakışı her an bir köşebaşından sana.
    Her an kaç aşk bakışıyla bakar yaşamak sana... Bunu bir söyleyen olmadı mı Allah aşkına? Nefeslerin söylemiştir de; duymamışsındır. Duymamışsındır; günün gecenin selamını.
    Oldu mu şimdi!
    İşin ne senin öyle koşturuyorsun da... Ne çocukların gözyaşını silmeye gücü yetiyor yaptığın işler ne de bir annenin feryadını dindirmeye...

    "Yaşamak nedir?" diye sorduğun oldu mu kendiciğine? Bir daha bir daha yeniden kaç defa? Yoksa "sen" aldığın nefeslerin dallarda şen şakrak kuşların alnına sıvanan rüzgârların farkında falan değil misin?

    Bir yalan bir inkar bir inat bir olmaz murat için/de koşuyor olmayasın!

    ... ve ah ki... vah!

    Gündelik işlerin...

    Seni delik deşik eden manşetlerin şehvetinden başını çeviremeyişin hayra alâmet değil. Adalet de değil bu. Sözlerini "geveze" ettiğin yetmediği gibi...

    Bakışlarını da...

    Adımlarını da...

    Duyuşlarını da... "geveze" etmişsin; iyi etmemişsin.

    İstersen "bir bilene" sor. Bir bileni bulman için de s/ana "kılavuz" gerek.

    Öf yordun beni!

    Bu ne gürültü böyle! Kanser mi oldu âlem! Yalanla doğrular bu kadar karışmış mıydı? Ekmekler bu kadar tatsız olmamıştı belki.

    Bu kadar suni/yapay/yapmacık/gayr-ı fıtrî... bir zamanın şahidi olmak da varmış! Varmış işte! Hayatımızın bunca rol; rolümüzün bunca hayat oluşu... Perdeli/nerdeli...
    Ve en can alıcı yanlarımızın rendelene rendelene... Ve "yine" bir cümleyi bitir(e)meden... Hayatımızın cümlesini kur(a)madan çalarsa kapı/m diye...

    ...korkuyor korkuyorum.

    Bunlar bir karamsarlık fotoğrafı olsun diye değil; adını koymak adına...

    Bir hayal olsa/ydı gördüklerim. Bu nezaketsizliği hissizliği arsızlığı yarsızlığı bunca sahipleniş neyin nesi?!...

    İnsana nefes başı insanlık yaraşır. Adım başına lazım şeylerin ne/ler olduğunu koynumuzda gezdiriyor muyuz?

    Bize yaraşan şeylerin mi... yoksa nelerin yarışındayız?
    Yoksa dem be dem ağlarız; dem bu demin her an taptaze demlenmiş gelen mevsimlerin hayatın merhabasını duymaz isek... Her an: "Ne oluyoruz?!..." diye yüreğimiz elimizde... patlayacak bombaların "patlamadan" ölüsü oluruz. En iyisi "yaşamayı" unutmadan yaşamak.

    Kaldır başını! Bak gökyüzü bulutlar güneş yıldızlar...Belki ihtiyacın var! Ha bitti bitecek bir hayatın var. Git bir çiçeği kokla! Pencerene gelen kumrulara buğdayın merhametin yok mu? "İnsan" olduğunu nerelerde hatırlıyorsun en çok? Bir çetele tut! Bir dânen var mı toprağına usulca bırakacağın? Ne bir besten var ne de ziyaret edeceğin bir hastan... Öf yoruyorsun beni ve kendini; haberin yok! Aynaya bak! Gözlerin yuvalarından çıkmış! Çok da malın mülkün var.
    Dağıt da bunları; hafifle!
    Ellerini ve kalbini elden/gözden geçir!
    Hayatı kokla!
    Sık sık çal kalbinin kapısını...

    ...orda mı?


    Ali Hakkoymaz
     

Sayfayı Paylaş