1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yazarlar ve İlginç Alışkanlıkları

Konusu 'Kim Kimdir ? - Biyografiler' forumundadır ve Suskun tarafından 2 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Charles Dickens romanlarını büyük, görkemli çalışma odasında kaleme alırmış. Düzgün bir el yazısı ile mavi renkli kağıtlar üzerine, kağıdın rengine yakın tonda mürekkeple yazarmış...Dickens, çok güç uyuyan birisiydi. Uyuyabilmek için yatağının başını kuzeye çevirir, sonra da tam ortasına yatardı. Tam ortada olduğunu anlayabilmek için iki kolunu uzatarak ölçü alırdı.



    Edgar Wallce ise, çalışmaya başlamadan önce bir işçi tulumunu giyer, sonra da kendini hava akımından korumak için çevresini cam paravanlarla çevirttiği büyük bir masanın başına geçermiş. Bir yandan durmadan şekerli çay içer, öte yandan da bir "dictaphon"a konuşurmuş. Böylelikle dakikada 60 sözcük yazabilirmiş. Ünlü dedektif romanları yazarı, genellikle gündüzleri uyur, geceleri çalışırmış.



    Mark Twain da yatakta yazanlardan... Yatağa uzanıyor, kağıtları dizinin üstüne yerleştirip başlıyor kalem oynatmaya... Yazdıklarını yatağın üstüne ya da yere atıyor. Yanındaki komodinden piposunu doldurup boşaltırken yararlanıyor. "Bana güzel bir yatak verin, size ölmez başyapıtlar vereyim." sözü onunmuş.





    Walter Scott, erkencilerden. Sabahleyin çok erken kalkar, kahvaltı yapmadan yazı masasına otururmuş. "Ivanhoe" adlı ünlü romanını ise hemen hemen çalışmasına hiç ara vermeden, gece gündüz bir çırpıda yazıp bitirmiş.



    James Joyce
    'un yatağında, yüz aşağı yatarken yazdığı söylenir. Eski tip siyah mürekkepli kalemle ilk müsvattelerini çi******en Joyce, daha sonra kırmızı kalemle düzeltmeler yaparmış.




    Alexandre Dumas
    , en yeni, en süslü giysilerini kuşanıp yakasına da bir çiçek yerleştirdikten sonra otururmuş yazı masasının başına. O da hiç ara vermeden çalışırmış. Hatta, söylentiye göre, romanını bitirmeden evden çıkmamak için ayakkabılarını ve çalışma odasının anahtarını hizmetçisine verirmiş. Alexandre Dumas, doktorunun tavsiyesi üzerine uykusuzluğu yenebilmek için her sabah yedide Arc de Triomphe önünde bir elma yerdi.





    Balzac, başucunda yanan bir mum olmadan hiçbir şey yazamazmış. Kahve tiryakiliğiyle de tanınan Balzac'ın bir başka özelliği ise, çoğu zaman yazı yazarken başına bir yün atkı sarıp ayaklarını da suya sokması... Öyle ki, onun bu adetini abartıp roman yazarken keşiş cübbesi giydiğini bile söyleyenler var! Balzac'ın bir alışkanlığı da, her gün mutlaka belirli miktarda yazı yazması... Sözgelimi günde 50 sayfa yazmaya karar verdiyse, dişini sıkıp 50 sayfayı dolduruyor. Belirli bir yerde, diyelim 30. sayfada takıldıysa, formunu kaybetmemek için kopya ederek dolduruyor....





    Wordsworth, hiçbir yapıtını evinde, çalışma odasında yazmamış. Bu ünlü İngiliz şairin hizmetçisi gelen ziyaretçinin bir şey sormasına fırsat bırakmadan şöyle dermiş: " Burası efendimin kitaplığıdır. Kendisi şimdi çalışma yerinde; kırlarda bayırlarda dolaşıyor.




    Bernard Shaw
    , evinin bahçesine bir kulube yaptırtmış ve tüm yazılarını burada kaleme almış.Shaw, kendine göre geliştirdiği bir steno yazısı kullanırmış. Daha sonra daktilo ile yazmaya başlamış. Ancak, silik şeritlerden nefret edermiş. Şerit silikleşince, makineyi kaptığı gibi tamirciye götürür, şeridini değiştirtirmiş.




    Schiller'in yazı masası üzerinde ekşi ya da çürük elma bulundurmaktan hoşlandığı söylenir. Yazar elmayı sık sık koklarmış. Bu koku ona yağmurdan sonra ormanda, otlar, yapraklar arasındaymış izlenimi verirmiş. Böylece bir düş evrenine girermiş.Bazen banyoda su içinde yazdığı olurmuş.





    H.G.Wells
    'in yapıtlarını en okunaksız el yazısı ile yazdığı söylenir.Özel sekreteri olmasaymış, Wells'in romanları kolay kolay basılma olanağı bulamayacakmış. Ayrıca, gençliğinde ayaklarını suya sokmadan yazamazmış.






    Henry James ayakta yazanlardanmış. Çalışma odasının çeşitli yerlerine yüksek sehpalar yerleştirir; bunların üzerine kağıtlarını dağıtırmış. Ve düşüne düşüne dolaşır, aklına gelen cümleyi en yakınında ki kağıda yazarmış. Böyle dolaşa dolaşa çeşitli kağıtlara yazdığı cümleleri sonradan birbirine monte edermiş.





    Richard Wagner, Porsifol Operası üstünde çalışırken (1882) banyodan çıkmadı. Suyun sürekli olarak sıcak tutulmasını ve içine egzotik kokular katılmasını istedi.




    Edmond Rostand
    da Cyrano de Bergerac'ı banyoda yazmıştı. Çalışırken kimsenin kendisini tedirgin etmesini istemezdi; arkadaşlarını kapıdan çevirmeye yüzü tutmazdı. Bu yüzden, çareyi banyosuna sığınmakta bulmuştu.






    Dante
    , belirli bir şeye ilgisini yöneltme yönünden, benzerine az rastlanır bir insandı. Birgün bir sokakta oturup üç saat süreyle elindeki kitabı okudu; kitap bitince oradan uzaklaştı. O sokakta o sırada bir şenlik yapıldığını söyledikleri zaman buna inanmak istemedi.





    De Quincey, okumak üzere aldığı kitapları geri vermezdi. Üstelik bunların canına okurdu. Elindeki kitap ne denli ender, ne denli değerli olursa olsun, işine yarayacak bölümleri kopya etmek zahmetine katlanmaz, beğendiği sayfaları koparıp alırdı.




    Ondokuzuncu yüzyıl başlarında yaşamış ingiliz şair Percy Byuhe Shelley bir okuma tutkunuydu. Günde onaltı saat okuduğu olurdu. Hem de oturarak veya yatarak değil; ayakta durarak okumayı severdi.
     
  2. -araz-
    Ayyaş

    -araz- EYVALLAH... V.I.P

    Katılım:
    24 Aralık 2011
    Mesajlar:
    4.727
    Beğenileri:
    368
    Ödül Puanları:
    3.980
    Banka:
    439 ÇTL
    Tanzanya:

    Tanzanya’da yemeğe erken gitmek çok kaba bir davranış olarak algılanıyor, yemeğe genellikle söylenilen saatten 15-20 dakika daha geç gidiliyor. Ve eğer yemek yerde yeniliyor ise ayaklar hep arka tarafta saklanıyor, asla öne uzatılmıyor.



    yemeğe geç başlama işi bi hayli ilginç:)
     
  3. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.261
    Beğenileri:
    5.772
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    4.919 ÇTL
    Bunlara ilginç alışkanlıklar demek yanlış olur bence.
    Yazmak çok basit bir şey olsaydı eğer Schiller yazı masasının üzerine çürük elma koyup koklamazdı,
    Balzac mumsuz yazabilirdi.
    Ve dahası... Yazar olmak,kelimeleri bir araya getirmek,onları ahenkle dans ettirmek gerçekten çok güç.
    Kalemimize kuvvet...




     
  4. alemdar
    Cesur

    alemdar Öyle bir geçer zaman ki! V.I.P

    Katılım:
    27 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.872
    Beğenileri:
    2.547
    Ödül Puanları:
    6.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    ATAMIZIN ŞEHRİNDEN
    Banka:
    3.952 ÇTL
    Emeğine sağlık... Hepsi farklı yoldan gitmiş, ama hepsi aynı yerde buluşmuş. İyi ki de farklı yollardan gitmişler (farklı özellikler) Yoksa bu kadar değerli ve çeşit çeşit kitaplar nasıl oluşurdu Değil mi? Beynin ellere, ellerin kaleme, kalemin kağıtlara hükmetmesi... Kaleminiz hiç bitmesin. EMİ.
     

Sayfayı Paylaş