1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yedi Mehmetler Mangası

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve wien06 tarafından 18 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Hikâyeyi anlatan Çanakkale Gazisi Mehmet Pehlivanoğlu’dur:


    “Ben, Kastamonu’nun Kırkçeşme Mahallesi’nden Mehmet PEHLİVANOĞLU. Yedi ceddimiz pehlivan olduğu için soyadımız Pehlivanoğlu olmuş.

    Çanakkale’de bir 57’nci alay vardı. Öyle bir Alay, yedi düvelde yoktu. Bizim Mangaya “Yedi Mehmetler Mangası” derlerdi. Manga kumandanımız Balıkesirli Mehmet Çavuş. Neferler, Maraşlı Uzun Mehmet, Tokatlı Kara Mehmet, Karamanlı Deli Mehmet, Bergamalı Efe Mehmet, Vakfıkebirli Taka Mehmet, Yozgatlı Pala Mehmet ve ben Kastamonulu Pehlivan Mehmet. Yaşımı sorarsan, ister 95 say, ister 100 say.

    Hey gidi hey… Ne manga idi o manga. Süngüye kalktık mı, dağ yürüyor sanırdı İngiliz gâvuru. Congbayırı’nın dili olsa da söylese. O alay gibi alay gelmemiştir. O manga gibi manga olmamıştır. Her biri aslan yavrusu. Boşa kurşun atmadık, boşa süngü sallamadık.

    Bir gün mütareke var dediler. Ateş kestik bir günlüğüne. Ölüler yaralılar toplanacakmış. Doğrulduk siperlerden. Biz şehitlerimizi, yaralılarımızı topluyoruz: İngiliz gâvuru kendi ölüsünü, yaralısını alıp götürüyor. Birbirimize şeker, cigara filan veriyoruz. Sanki, dört aydır cenk eden biz değiliz. Bir İngiliz zabiti geldi yanımıza. Cebinden bir şerit metre çıkardı. Fan fin fon bir şeyler diyor. Ben de mel mel bakıyorum ne der ki diye. Ayak ucumdan tepeme kadar boyumu ölçermiş meğer. Babam rahmetlik pehlivandı. Onun babası da pehlivanmış; dedemin babası da pehlivan. Düğünde bayramda güreşe soyunurdum. Şimdi ufaldığımıza bakma sen. O zaman, bende bir boy var, selvi kavağı gibi. Saraçlar çarşısındaki Mümin Usta kispet uyduramıyor bacağıma.

    “Yedi Mehmetler Mangası” dedim ya. Yedimizin de boyu uzun. Ne postal uyar ayağımıza, ne urba uyar sırtımıza. Siperlere sığmıyoruz. Nâmımız almış yürümüş. İngiliz zabiti, onun için ölçememiş boyumu. Mustafa Kemal, Fırka Kumandanımız. Geldi bir gün siperde dolaşıyor; hal hatır soruyor. Her birimize uzun uzun baktı. Sırtımızı sıvazladı. “Allah, nazardan esirgesin, Mehmet dediğin böyle olur işte” dedi.

    Bir gün, süngü hücumuna kalkacağız. Helâlleşiyoruz birbirimizle. İçimde bir yanma var; sorma gitsin. Derken, bir patlama oldu; yer gök sarsıldı; dağ yıkıldı üstümüze. Kâfir, toprağın altında lâğım patlatmış. Yedi Mehmetler Mangası, toprağın altında kaldık. Bir kalas parçasının altından beni çıkardılar yarı ölü, yarı diri vaziyette. Hastanede bacağımın birini kestiler. Ondan sonra, adımız Topal Mehmet Pehlivan’a çıktı. Yanarım, o Yedi Mehmetler Mangası’na. Gidip görmedim ya; şimdi bir taş dikmişler Conkbayırı’nın oralara. “Mehmet Çavuş Anıtı” derlermiş. Gidip görsem oraları yüz yaşıma daha girerdim. Ben kim, oralara gitmek kim? Ninen öleli 10 yıl oluyor. O sağken, birbirimizi omuzluyor, iki lâf edip rahatlıyorduk hiç değilse. Ninen öleli Azrail Aleyhisselâmın yolunu gözler oldum.

    Geçenlerde, Cuma Namazına gideyim diye çıktım evden. Uzun Sokak’ın başında mahallenin çocukları kaydırak oynuyorlarmış. Ben, tahta bacağımı sürüye sürüye geçerken başladılar zevklenip benimle gırgır geçmeğe:

    “Topalım topalım seki sekiver,
    Tarlaya tohumu eki ekiver…”

    Utandım, üzüldüm, yerin dibine geçtim. Ben, o bacağımı Kayaaltı’nda hovardalık yaparken yitirmedim ki a efendi oğlum. Öyle ya veledler ne bilsin Çanakkale’yi, Conkbayırı’nı? O gün bu gündür, evden dışarı çıkmaz oldum. Çıkayım da çoluk çocuğun eğlencesi mi olayım?

    Camın önünde oturur; biri gelsin de iki lâf edelim diye yol gözlerim.”

    Çanakkale Gazisi Mehmet Pehlivanoğlu’nun Fazıl Bayraktar Paşa’mıza anlattığı bu hatıradan her halde çıkarmamız gereken çok ders olmalı…



    [ALINTI]
     

Sayfayı Paylaş