1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yeraltı Edebiyatı

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 21 Temmuz 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    Hayatın tatminkarligina teslim ederken hayallerimi..
    Kaybolmuş ruhumu bulmayi umut etmiştim..
    Çıplak bedenler içinde..​



    Edebiyatın Kılcal Damarları

    Yeraltı edebiyatı, edebiyatın kılcal damarlarıdır. Popüler edebiyatın el atmaktan çekindiği, uzak durduğu ayrıksı konulara kucak açar, mesela cinselliğe, mesela insan psikolojisinin gizli kapaklı yanlarına, mesela inanca, mesela genel geçer ahlaki kabullere, sorgulanmadan kabul edilen etik ve estetik değerlere, mesela hayatın karanlık derinliklerine döner yüzünü ve bunlara kafa tutar. Buralarda gezinip dolaşır, edebiyatı buralarda arar. Tedirgin edici mecralarda dolanır. Popüler, ana akım edebiyatın sığ sularında oyalanmaktansa, neredeyse korkutucu ve irkiltici bir eleştirellikle ‘uçlara’ doğru ilerler. Yeraltı edebiyatı, hayatın ve gerçekliğin öylesine bakan gözlerine, gizli kalmış bölgelerini sızdırır. Verili gerçeklikte gedikler açar ve insanın gerçekliği kavrama yetisini geliştirir.
    Örneğin Georges Bataille, bu dizinin son çalışması olan ''Annem'' adlı kitabında yer alan iki kısa roman ve üç öyküde, cinselliğin hazzıyla inancın hazzı arasında irkiltici bir koşutluk kuruyor ve akla hayale sığmayacak aşırılıkta oynatıyor kalemini. Aslen zihnin bir sapması olan yeraltı edebiyatı, Bataille’ın bu kitabında aynı zamanda ruhun da bir sapması olarak kendini gösteriyor. Dehşetli sert bir yaklaşımla dine dikleniş, Tanrı’yı sorgulayış, varoluşun o ilk var olduğu an’a dönme ve onu ifade etme çabası, bütün bunlar Bataille’ın kitabının çatısını oluşturuyor. İnsan ürpermeden okuyamıyor kitabı. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi kılcal damarlara benzetebileceğimiz bu edebiyat aracılığıyla bizi yepyeni, gizli dünyalarla buluşturup tanıştırıyor. İnsanın kapasitesini zorluyor ve insanın kendi varoluşunda ve bu varoluşun ‘süreklilik ve kesintisizliğinde’ yarıklar açıyor.

    Yeraltı Edebiyatının Miladı

    Yer altı edebiyatının kapitalizmin gelişmesiyle birlikte ortaya çıktığını ileri sürmek yanlış olmaz. Her ne kadar tarihin eski dönemlerinde Thomas De Quincey, W.Black gibi hem istisnai hem rastlantısal sayılabilecek ve yeraltının sesleri olarak nitelenebilecek yazarlar varsa da bu edebiyatın ortaya çıkış tarihinin en çok 19. yy.’ın ortalarına kadar geri götürülebileceğini söyleyebiliriz. 20. yy.’ın başında, kapitalizmin güç ve iktidar kazanmaya başlamasıyla, kapitalist dünya görüşünün, yaşam biçiminin ve ahlakının egemen olmasıyla ve dünyayı ve dahi insan yaşamını kendi kuralları uyarınca düzenleyip temsil sistemlerini oluşturmasıyla birlikte bu dünyaya, yaşam biçimine, ahlakına ve temsil sistemine karşı duran, kendine ‘anlamlı’ ve ‘sahici’ bir yer bulamayan yazarlar yerin altına çekilip, kapitalizmin yanıltıcı ışığının aydınlattığı dünyanın ve gerçekliklerin dışında başka dünyalar ve gerçeklikler de olduğunu ileri sürüyorlar. Bataille bu isimlerin en önde gelenlerinden biridir. Bir başkası da Maurice Blanchot’dur.

    Türkiye’de Yeraltı Edebiyatı

    Ülkemize gelince, Türkiye’de yeraltı edebiyatının gelişmiş olduğunu söylemek zor. Bu edebiyatın ilk önemli örnekleri 1990’lı yıllardan sonra verildi. Bilindiği gibi ‘80’lerden sonra kapitalizmin ekonomik ve kültürel yaptırımlarına, baskısına maruz kaldı Türkiye. ‘90’larla birlikte globalleşme edebiyatımızda popülerleşmeyi, aktüaliteye yaslanmayı, etliye sütlüye dokunmayan temaları egemen kıldı. Bunun doğal sonucu karşıtının ortaya çıkmasıydı. Bu karşıt da yeraltı edebiyatı demekti. Bu minvalde küçük İskender akla gelebilir örneğin. Bir ara Stüdyo İmge Yayınları Türk edebiyatının yeraltı edebiyatı olarak değerlendirilebilecek metinlerini art arda yayımladı ve bir yer altı edebiyatı yayınevi kimliğine büründü. Bu yayınevinden Ayça Sezen Ural ve Sibel Torunoğlu gibi yazarlar edebiyat ortamına aşılandı. Sibel Torunoğlu’nun ''Travesti Pinokyo'' adli kitabının gerçekten uysal topluma rahatsızlık veren, tam anlamıyla sapkın bir eser olduğunu söyleyebiliriz. Bu eserler toplumda yeterince ilgi de uyandırdı.
    Kendisi de yeraltı edebiyatına dahil edilebilecek romanlar yazan Hikmet Temel Akarsu, Hürriyet Gösteri Dergisi’nde yayımlanan bir yazısında Yusuf Atılgan’ı, Vüs’at O. Bener’i, hatta ve hatta Sait Faik’i bu edebiyatın ülkemizdeki öncüleri olarak nitelemişti. Bence Yusuf Atılgan ve Vüs’at O. Bener daha çok ‘avantgarde’ olarak nitelenebilecek yazarlardır. Bir de Oğuz Atay örneği var. Oğuz Atay’ın eserlerinin gerek şaşırtıcı ve sert üslubuyla, gerek ele aldığı temalarla yeraltı edebiyatının öncü temsilcilerinden biri olduğu ileri sürülebilir.
    Peki günümüzde, 2000’li yıllarda yeraltı edebiyatının gidişatı ve edebiyatımızda işgal ettiği konum nedir? Neredeyse, koskocaman bir hiç. Süreyyya Evren, Altay Öktem gibi birkaç yazar bu çerçevede eserler veriyorlar ama genele bakınca bu çabalar çok cılız kalıyor.
    Halbuki dünyada çok güçlü bir geleneğe sahip olan yeraltı edebiyatının ülkemizde de daha da tanıması için bütün sosyal, kültürel koşullar çok uygun.
    Bunun için biraz cesaret, biraz eleştirel bir bakış, biraz da toplum dışı kalmak yeterli.. Öyle değil mi?..

    ......................

    Yeraltı Edebiyatı Örneği ; Kinyas Ve Kayra..




    Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. Sabaha beş saat var. Annemi düşünüyorum. Nerededir şimdi? Aynada kendime bakıyorum bazen. Ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı, hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor. Sağ omuzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir Japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. Sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. Bileklerimdeki otuz dört dikiş. Medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. Ve sırtımı kaplayan, Tanrı'nın yüzü. Bilmiyorum... Hızlı yaşadım. Ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! Ama hayattayım.


    Kayra, bir gün bana 'Mutsuzluğuna hiçbir çare aramıyorsun' demişti."




    Yeraltı Edebiyatı ' nda eserler ;


    Octave mirbeau - oda hizmetçisinin günlüğü
    Octave Mirbeau - İşkence Bahçesi
    Chuck palahniuk - dövüş kulübü
    Chuck palahniuk - tıkanma
    Chuck palahniuk - gösteri peygamberi
    Chuck palahniuk - görünmez canavarlar
    Chuck palahniuk - kaçaklar ve mülteciler
    Chuck palahniuk - günce
    ingvar ambjörnsen - beyaz zenciler
    İngvar ambjörnsen - tavandaki kukla
    İngvar ambjörnsen - insan postuna bürünmüş köpek
    İngvar ambjörnsen - cenneti gözetlemek
    Jean genet - hırsızın günlüğü
    Jean genet - sevdalı tutsak
    Jean genet - denizci
    Jean genet - balkon
    Philippe djian - eşiktekiler
    Philippe djian - erojen bölge
    Marquis de sade - yatak odasında felsefe
    Weisbecker - kozmik haydutlar
    Philippe sollers - hayran olunası kazanova
    Ola bauer - acemi ********- kuzey gözcüsü
    Annelies verbeke - uyku
    Joachim zelter - yalanın erdemi
    J. ballard - çarpışma
    Denis johnson - melekler
    Joe Meno - Lanetlilerin Saç Stili
    Jack Kerouac - Yolda

    Asilerin,
    Kaybedenlerin,
    Hayalperestlerin,
    Küfürbazların,
    Günahkarların,
    Beyaz Zencilerin,
    Aşağı Tırmananların,
    Yola Çıkmaktan Çekinmeyenlerin,
    Uçurumdan Atlayanların;
    Dili , sesi..
    Yeraltı Edebiyatı..
     

Sayfayı Paylaş