1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yorgun Serçelerden Susmayı Öğrenmelisin..

Konusu 'Şiir' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 19 Ekim 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.250
    Beğenileri:
    81
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    110 ÇTL





    Bana bu şehri sen anlatma artık
    Düşür dilinden tüm tahrip ettiğin caddeleri
    ne kokunla uyuşuyor menkup teni artık
    ne de hayalinle, yarım bıraktırılmış bîtap cümleleri

    Kaç ömür diktin şehrin damarlarına
    acemice
    Kaç farklı dilde seslendin
    imlası dejenere
    Kaç şiir öldürdün kollarında
    talan ederek uyaklarını
    alabildiğine

    Yetmedi mi ?

    Bana bu şehri sen anlatma artık
    Ne zaman sarılacak olsa kokun alfabesine
    yapıştırırsın parmaklarını sıkı sıkıya
    harflerin boğazına
    ele vermesinler diye seni
    satırlara

    Sen, mahremini –tütün kokan nefesinle- açık ederken
    promili yüksek zihinlere
    şehri, seni bekler görürdün oysa
    bazen saçları dağınık ay ışığında
    bazen kısa giyinmiş soğuk kefen altında

    ...en sevdiğin şarkıyı çalardı hani
    ıslığıyla...

    Kaç kez batırdın sivri topuklarını
    oyun –belki eziyet- olsun diye
    gecelerin dördünde
    şehrin gözlerine ?
    Kaç rüyayı yarım bıraktı bu yüzden
    yaralarını da sarmadı
    sırf sen geldin diye

    Bana bu şehri sen anlatma artık
    Ağır parfüm kokan kadınlar
    silüetini bozma çabasındayken şehrin
    dudakları ucuz şarap kırmızısına özensizce boyanırken
    ve yorgun serçeler namlu soğuğu gibi ölesiye susmuşken
    Sen, gözlerinden mavisini çaldığın garibi
    renksiz tuvalinde gezdiriyordun sufle vermeden

    ...bulutları da sen küstürmüştün
    tahrik ettiğin güneşi salarak üstlerine
    ağlayamazsa –şehir- şiir yazamazdı
    biliyorken hem de...

    Bana bu şehri sen anlatma artık
    Atılan her narada ismin geçsin isterken
    ve tüm neon ışıkları seni göstersin diye beklerken
    her günbatımı bir kızıl kıyamet yüzünü yalardı şehrin
    sebebi meçhul gölgeler kirpiklerini yolardı

    ...depresif gelgitlerin avucunda bir yetmişlik prozak zamanı...

    Çocuklar kaçışırdı bırakarak ellerindeki oyuncakları
    ve dillerindeki yarım yamalak kelimelerle denkleştirilmiş şarkıları
    Umursamazdın da
    ağızlarına çığlık sürerdin matahmış gibi

    hatırladın mı ?

    Bana bu şehri sen anlatma artık
    İster tutup rüzgarların yelesinden
    sil, göğsüne kazıdığın ayak izlerini
    İster vaktini beklemeden ecelin
    azrailin listesine kaydet ismini
    Değişmez bu hikayenin çıkmaz sokak kaderi


    “ Sen, bu şehrin kaderinden aşkı süpürensin
    Yorgun serçelerden susmayı öğrenmelisin...”





    Alıntı
     

Sayfayı Paylaş