1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yörük Sözlüğü

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]

    YÖRÜK SÖZLÜĞÜ
    Türkler çeşitli dillere kelime verdiği gibi (Örneğin: Kara, yoğurt) bir çok dilden de kelimeler almıştır. Konuştuğumuz dil arı Türkçe değildir. Türkistanda ki Türk boyları (Özbek, Kazak, Kırgız gibi) ile anlaşmazlık sebebi onlarla Türkiye Türklerinin müştereken kullandığı Türkçe kelimelerin ancak üçte bir oranında olmasıdır. Türkistanda ki Türklerin konuştuğu dil içinde Rusça, Moğolca, Çince, Farsça kelime oranı çok yüksektir. Batıdan örnek verirsek 9.yy. da; Balkanlara giden ve halen Bulgaristan’ın Rodoplar bölgesinde yaşayan müslüman Pomak (Kuman) Türklerinin konuştukları dildeki kelimelerin kökenlerinin oranları: %30 Ukrayna Slavcası, %25 Kuman-Kıpçakça, %20 Oğuzca, %15 Nogayca ve %10 Arapça. Günümüz İstanbul’unda yüksek öğrenim görmüş bir Türk’ün konuştuğu dildeki kelimelerin kökenine bakarsak; %40 Türkçe, %20 Arapça, %20 Latince ve Batı dilleri (İngilizce, Fransızca, Ermenice gibi Hint Avrupa grubu, %10 Farsça ve %10 oranında Asya dilleri (Moğol, Rus ve benzeri...) ve diğer diller Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Çerkezce vb. olduğunu görürüz.

    Sadece Yörüklerin veya diğer Türk boylarına göre yörüklerin daha çok kullandığı kelimelerden örnekler verilmektedir. Bir kişi bu kelimelerin %70’inin anlamını biliyor veya kullanıyorsa Yörüktür. Türkiye dışındaki Türk boylarının kelime haznesinde, sözlüklerinde bu ve benzeri sözcüklerin varlığı onlarla Yörüklerin aynı boydan olduğunun, çok önemli bir gösterge ve belgesidir. Yörük köyü veya mahallesinde büyümemiş, annesi, babası memur, şehir ortamında yetiştirilenler bu kelimelerin çoğunluğunu duymadığı, kullanmadığı için bilemeyebilir. Ama anne ve babası yörükse o da yörüktür. Anne ve babasından biri yörük değilse, çocuğun tercih hakkı vardır. Kendini ne hissediyorsa, ne görüyorsa odur. Yörüklüğün kan bağıyla (ırsi genetikle) ilgisi olmakla beraber, benimseme, ait olma, hissetme duygusudur. Kültürel kimliktir.

    - A -

    Ağı; zehir

    Ayaz: esintili soğuk rüzgar.

    Abbacık: temiz

    Alaf: ateş alevi.

    Azık: yolculuk için yiyecek, kumanya

    Arılık: Din adamına muska veya dua karşılığı verilen para.

    Aşmak: geçmek

    Aplak: yüzü geniş olan

    Acar: yeni

    Artık: geriye kalan, fazla

    Artık yeter: dayanamıyorum, çekemiyorum.

    Alay: kuş sürüsü topluluğu.

    Ağız; yeni kuzulayan koyun veya buzağılayan ineğin ilk sütü.

    Alıcı kuş; kuzgun

    Abaru-anagız: şaşkınlık sözcüğü

    Arnaç-annaç : karşıda

    Aralık: dış kapı ile oda kapısı arasındaki boşluk,hol, giriş, sofa.

    Atak: cesur, sosyal, girişken, girgeç.

    Atik: hareketli

    Ağıl: kuzuluk,hayvan damı, ahır.

    Ahlat: yabani armut

    Abuk sabuk konuşmak: mantıksız, rastgele konuşmak.

    Akça-ağca: beyaz

    Avutmak: oyalamak

    Andavallı: ahmak

    Anıtmak: dikilmek, hareketsiz durmak

    Al: kızıl, kırmızı

    Anırma: eşek sesi

    Aşina: bilinen, bildik, tanıdık.

    Aşırmak: geçirmek (bir şeyin üstünden)

    Ağrık: un, tuz, peynir gibi yük eşyası,

    Aydaş: hastalıklı, cılız gelişmemiş çocuk

    Alınyazısı, yazı: kader

    Akrabalıkla ilgili sözcükler: ana (anne), aba (abla), boba (baba), baldız, dede, elti, birice (kuma), cice (yenge), bacanak, bacı, dayı, hala, gardaş (kardeş), herif, er, hanım, hatun, ebe, nene, koca, karı, torun, yeğen, emmi (amca), abi (ağabey).

    Av hayvanları: dağ keçisi, dağ koyunu, geyik, tavşan, ur kekliği, turaç, bağırtlak, üveyik, lop güvercini, kaz, ördek, cırık.

    Ağmak: süğmek, sarkmak, akmak, yürümek.

    Aralamak: ayırmak, karışıklığı düzeltmek.


    - B -


    Bağır: göğüs

    Büngüldemek: kaynamak, hareketli

    Bükmek: çevirmek, kıvırmak, eğirmek.

    Bük: köşe, dönemeç, viraj, çıkıntı, burun,

    Burmak: bükmek, sıkmak,eğmek, çevirmek

    Buymak: üşümek, donmak

    Boğuntu: sıkıntı

    Binit: binilecek taşıt, hayvan.

    Belemek: bebeği beze sarmak, kundaklamak,

    Böğelek: sığırı sokup huysuzlandıran sinek.

    Böğü: akrep cinsi zehirli örümcek

    Bayır: yamaç, yaka, barı, yokuş, yukarı,

    Birhoş: acaip

    Bir kez: birdefa, daha, kere.

    Bayat: tazeliğini yitirmiş, kart.

    Bayındır: gelişmiş, yapılaşmış, düzenli,

    Bazı: bir kısmı, bir bölük, bir grup.

    Bel bel bakmak: şaşırmış, ahmak gibi.

    Belik: saç örgüsü

    Bozkır: ağaçsız, susuz, otlu yer.

    Bitmek: tükenmek, sona ermek, yeşermek.

    Böğür: koltuk altı boşluğu

    Beri: bu yan.

    Beriki: bu taraftaki, öbürü değil.

    Bört, böcü, karaböcü: kurt.

    Bunca: bu kadar, böyle.

    Belişmek: üleşmek, parçalamak, bölmek.

    Bel: dağ geçidi

    Bürümek: kaplamak, örtmek.

    Bizlemek: karıştırmak.

    Bilişmek: tanışıp, görüşmek

    Bıçmak: biçmek, doğramak, kesmek.

    Bahna: hayvanın yem yediği yer.

    Budamak: ağaç dalını kesmek.

    Burkulmak: kıvrılmak, dönmek.

    Bürgü: böşörtüsü

    Bön bön bakmak: şaşkınlık

    Bellemek: toprağı kazmak

    Berkitmek: sağlamlaştırmak, düzeltmek.

    Boşlamak: bırakmak.


    - C -

    Cıbıldak: çıplak.

    Cavlak: saçsız, kel,

    Caka: gösteriş, fiyaka.

    Cücü; kuş

    Cula; siyah karga

    Cıvık: akışkan, sulu, sıvı.

    Civcik: serçe

    Cılk: bozuk

    Cırnak: tırnak

    - Ç -

    Çiğin: omuz

    Çetrefilli: karışık, zor.

    Çandır-Kırma: melez, karışık

    Çimmek: yunmak, yıkanmak

    Çakıldak: koyunun arka bacaklarındaki tüylere yapışık sert gübre parçaları.

    Çeltek: çobanın yardımcısı

    Çavmak: yabana gitmek, sıçramak,

    Çerçi: seyyar satıcı.

    Çabut: bez.

    Çolpa: beceriksiz, sünepe.

    Çekişmek: kavga etmek

    Çömelmek-çövmek: diz kırıp oturmak.

    Çıngı: mini ateş parçası, köz parçacıkları, kıvılcım

    Çendik: kazıntı, oyuntu, boşluk.

    Çöğdürmek: işemek, küçük çişini yapmak

    Çiğ: pişmemiş, sabahları çayırların sisten ıslanması

    Çabuk: tez, acele

    Çatmak: sataşmak, bulaşmak.

    Çorak: susuz

    Çaşak-çarşak: yamaçlardaki oynak küçük parça taşları olan yer.

    Çelermek: koyunun kendiliğinden mundar olarak ölmesi,

    Çekgit: uzaklaş

    Çat: birleştiği yer (su, yol gibi iki şeyin)

    Çıkılamak: çıkı dürmek,bohça,kese

    Çilenti: hafif ve az yağan yağmur.



    - D -

    Durhele, duragör: bekle

    Dıkız: kuru

    Debelenmek: kıvranmak, hareket etmek, el ayak oynatmak.

    Dıkamak: örtmek, kapamak

    Dellenmek: aklını yitirmek.

    Dinç: canlı, güçlü, sağlam.

    Dal: arka, sırt.

    Dalamak: köpek ısırması.

    Döş: bağır, göğüs.

    Dölek: uygun yer, düz.

    De: söyle, konuş.

    Dağarcık: deri ekmek torbası.

    Deve isimleri: köşşek, maya, buhur, daylak, avrana, tülü, yoz, lök, beserek, kirinci, boz.

    Dokunmak: rahatsız etmek, hastalandırmak, üzmek, değmek

    Diğer: öbürü, öteki

    Dokunaklı: üzücü, etkileyici

    Dokumayla ilgili sözcükler: ıstar, argaç, kirkit, tarak, kırklık (makas), çözgü, kilim, halı, tülü, seccade

    Düğlemek: bağlamak, düğüm atmak

    Dene: yapmaya çalış, tahıl tanesi

    Depmek, tepişmek: tekmelemek

    Dirliksiz: geçimsiz

    Dıkmak: katmak, koymak.

    Domuşmak: büzülüp oturmak.

    Davranmak: kıpırdamak

    Döşek: minder.

    Dürü: Kız evine, oğlan evine götürülen hediye.

    Dürmek: kapatmak, toplamak

    Dolamak: sarmak

    Dövmek: kavgada üstün gelmek, dayak atmak

    Doşan: eski yıpranmış

    Diri: canlı, hareketli

    Dıkım: sokum, lokma, bir parça yiyecek

    Dingildemek: sallanmak.

    Davranın: hazırlanın, kalkın, kıpırdayın

    Dermek: biçmek, toplamak d

    Dindi: yoruldu, durdu, kesildi, bitti.

    Dönemeç: viraj

    Dibinde: altında, yakınında, kıyısında

    Diniz: sessiz, sakin

    Dingin: yorgun

    Dinelmek: ayakta durmak

    Dibek: havan

    Düzmek: ağaç parçasını yontmak

    Döl almak: hayvanları yavrulatmak

    Dımdızlak kalmak: herşeyini kaybetmek

    Dıkmak: katmak

    Dehle: sür

    Dulda: gölge, siper, rüzgarsız yer

    Dilmek: dilimlemek, parçalara ayırmak, kesmek

    Devşirmek: toplamak

    Daşmak: dışarı çıkmak, akmak

    Düden: dere ve göl sularının yeraltına aktığı kovuk, delik

    Dolak: dolama, kuşak: bele sarılan dokuma bez

    Davar: keçi sürüsü

    Dambaşı: evin üstü, çatı

    Doğramak: kesmek, parçalamak

    Ditmek: kazmak, deşmek, parçalara ayırmak,ufalamak

    Denk: uygun, eşit

    Denkleştirmek: tamamlamak, ayarlamak

    Dürtmek: itmek

    Depreşmek: ortaya çıkmak

    Darılmak: dargın konuşmamak, ilişkileri kesmek

    Dazlak: kel

    Didişmek: inatlaşmak, tartışmak

    Dubaracı: hileci
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    - E -

    Eylenmek: oyalanmak

    Eşik: elma kekeci, kapı girişi

    Enlemek: kuzu ve oğlaklara belirtici işaret koymak

    Eğlemek: oyalamak, bekletmek

    Eğlenmek: dalga geçmek, zevklenmek

    Elcek: çobanın bağcak ipi ile koluna bağladığı haberci koyun

    El: yabancı, il, el

    Eletmek: haber vermek, çağırmak

    Emsiz: beceriksiz

    Eğleşmek: uğraşmak, vakit geçirmek

    Etraf: çevre

    Emlik: geç doğan ve anasını emen kuzu

    Engin: alçak, yüksek olmayan, kısa

    Enik: köpek yavrusu

    Eşmek: kazmak, deşmek

    Ergin: olmuş, yetişmiş

    Esik : çukur,boşluk

    Ergen: yeni yetme genç

    Etmek: yapmak, eylemek, kılmak

    Evmek: acele etmek

    Evtinmek: oyalanmak

    Eğirmek: yünden kirmanla ip yapmak

    Evermek: çocuğu evlendirmek

    Ermek: erişmek, ergin, ulaşmak, varmak, olmak, yetişmek

    Er: erken

    Erinmek: tembellik

    Engeç: ençok

    Eringeç: tembel

    Eğri: düz olmayan, yanlış

    Enderde: orda

    Eşlerin birbirine hitap sözcükleri: er, koca, herif, bey-avrat, hatun, hanım, kadın, kız

    Er kalkmak: erkence, şafakla birlikte

    Ekelge: tahıl ekilmeye uygun arazi, yer

    Entari: fistan, kadın elbisesi

    Epeyi: çok

    Essah: doğru

    Eyleşmek: yerleşmek,oturmak




    - F -

    Fıcıtmak: fırlatmak, atmak

    Fırtmak: yerinden çıkmak, fırtık

    Fırdolayı: etrafı, çevresi

    Fıyık: ıslık, sıtlık

    Filik: tiftik keçisi tüyü, angora

    Ferik: tavuk civcivi

    Fingirdemek; oynaşmak

    Feldirdemek: şaşkınlık ve korku nedeniyle eli ayağı titremek

    - G -

    Göğermek-güvermek: yeşermek

    Güzle: sonbaharda yerleşilen yer

    Gevmek: ısırmak, dişlemek, çiğnemek, ezmek

    Gocuk: mont

    Gubarmak: şişinmek, dayılanmak

    Gedik: bel, dağ geçidi, araf, boşluk, eksik

    Göynük: çok olmuş,çürümüş, eskimeye yüz tutmuş

    Girgeç: girişken, sosyal, atak

    Gözünün feri, çırası (ışığı) sönmüş: kör olmuş

    Güleç: güler yüzlü

    Gunnamak: yavrulamak, doğurmak

    Geç: yetişememek, ilerle

    Gine-yine: tekrar (gına geldi, çok uzadı)

    Gocunmak: alınmak

    Güdük: kısa

    Güç: zor

    Gürleme: kuvvetli yüksek ses

    Göde: şişman, göbekli

    Göçük, göçkün: yıkık, çok hasta, halsiz, geçkin

    Gavurga: Kavrulmuş buğday

    Gıdım gıdım: azar azar

    Gücenmek: darılmak, incinmek, küsmek

    Gök: açık mavi, turkuaz rengi tonu

    Göğ, göv: olmamış, ham

    Geğirme: mideden gelen ses

    Gözü kamaşmak: gözünü almak, şaşırmak

    Gönül: iç

    Gıpran: toplan, hareketlen, davran.

    Gubat: kaba, uygun olmayan, patavatsız

    Guz: gölgeli yer, dağın güneş görmeyen yamacı

    Gelep: bir tutam ip

    Gevrek: kuru, çabuk kırılan, çıtır çıtır

    Gugumavvuk: baykuş

    Gam, kasavet: üzüntü

    Gurka yatmak: kuşun yumurtalarının üzerinde yatması

    Gözer-kalbır: büyük elek

    Geçek: geçit, yol, yaka

    Gebermek: ölmek

    Gaga: mıdık, ibik

    Gurbet: yabancı yer, yadel

    Gelipbatır: işte geliyor

    Gerneşmek: kollarını yana açıp,derin nefes almak

    Gününü göstermek: cezalandırmak




    - H -

    Hora geçmek: kıymeti bilinmek

    Hırık: zayıf, halsiz, cılız

    Hısım: akraba, yakın

    Hışım: kızgınlık

    Hopuç: bebeği sırtta taşımak

    Hambeleş: murt, mersin ağacı meyvesi

    Hayta: söz dinlemeyen, yaramaz-haylaz,

    Hemi: öyle mi

    Hergele, güdü: inek sürüsü

    Hodul: kendini beğenmiş

    Hangırda: nerede

    Heye: evet, öyle

    Hoşnut: memnun kalmak

    Hoş: güzel, sevimli

    Halka: daire, yuvarlak tel

    Horanta: aile fertleri, kadın ve çocuklar

    Hayvan yavruları: cüllü, cülük, kıri, sıpa, buzağı, oğlak, kuzu, malak, kulun, tay, enik, bosi, göcen, civciv, ferik, palaz, köşşek, boduk

    Hele-bile: sözü kuvvetlendirici sözcükler

    Hani: nerede

    Horgörmek: aşağılamak, basit görmek

    Hörflenmek: heyecanlanmak, hafif korkuya kapılmak

    Hayıflanmak: kötü beklenti

    Heves: özenti, arzu, istek

    Hu: şu

    Hunu: şunu

    Huna: şuna

    Ho: o

    Hona: ona

    Ho: öküze yürü komutu

    Hoşt: köpeği azarlama sözcüğü

    Höpürdetmek: bir şeyi sesli şekilde içmek

    Haylamak: seslenmek

    Hı, he: tasdik ve dinlediğini belirtme sözcüğü

    Hah, tüh: eyvah, yapılması gereken "bir şeyin unutulduğu hatırlanınca söylenen söz.




    - I -

    Iccık: biraz, az

    Ih: deveyi yere çökertme komutu

    Irgalamaz: ilgilendirmez

    Işıldamak: parlamak

    Işımak: aydınlanmak

    Irak: uzak

    Istar: bez, kilim, halı tezgahı

    Iprık: su kabı

    Ilgıt-ıfıl: hafifçe tatlı esen rüzgar

    - İ -

    İhi, İhicik: dahacık

    İhicanak: işte

    İlmek: tutturmak, bağlamak, ilgeç

    İletmek: götürmek, söylemek

    İtdaşlamak: boş gezmek

    İbik: gaga, mıdık

    İşmar: gözle işaret etmek

    İri: kocaman, büyük

    İrkilmek: korkuyla sıçramak

    İçine sinmek: benimsemek

    İçlik: gömlek, mintan

    İşdah: yemek yeme arzusu

    İniş: yokuşun ters tarafı, bayır aşağı

    İkircikli: ince fikirli, evhamlı, kararsız.

    İnme inmek: felç



    - K -

    Kapız: koyak, dere, kanyon, vadi

    Karaltı: alacakaranlıkta iyi seçilemeyen hareketli varlık

    Kaykılmak: kösülmek, uzanmak

    Kanırmak: zorlamak

    Kese: yakın, kısa kolay yol

    Külah: şapka, başlık

    Kubuz: palavra

    Kürsün-kürtün: kar yığını

    Keşik: ödünç verme suretiyle yardımlaşma

    Kuytu: rüzgarsız yer

    Kirman: ağaç yün eğirme aleti

    Katık: ekmeğin yanında yenen peynir ve benzeri yiyecek

    Karaböcü: canavar, kurt

    Keçi adları: oğlak, çebic, seyis, erkeç, teke

    Koyun adları: kuzu, öveç, toklu, şişek, kıcık, koç

    Keven: dikenli, çiçekli yayla bitkisi

    Kuz: güneşsiz, serin yer

    Kıran girmek: davarın salgın hastalık nedeniyle aniden ölmesi

    Kekeç: elma eşiği, çekirdekli kısım

    Kösre: bileyi, masat (bıçak ağzını keskinleştirici alet)

    Koduş: kendini beğenmiş

    Keleş: yakışıklı, sevimli

    Kalgımak: zıplamak, hareket etmek

    Küt: ağzı kesmeyen bıçak, makas

    Kongur-konur: hafif esmer

    Kesek: sertleşmiş toprak parçası

    Kovuk: boşluk, delik, küçük mağara

    Kakmak: sokmak, itelemek

    Kopuk: bütününden ayrılmış, serseri

    Kupay-zağar: tazı, av köpeği cinsi

    Kemre: tezek, kurutulmuş hayvan gübresi

    Kangrılmak: devrilmek, yan yatmak

    Karalamak: kötülemek

    Karaçalmak: iftira etmek

    Karmak: suyun toplanması, yükselmesi

    Kargın: akmayan su, birikinti

    Koca: erkek eş, yaşlı, büyük, iri, bey

    Koçak: babayiğit

    Kostak: havalı yürüyen, kasalak, koduş

    Kürnemek: koyunların bir araya toplanması, kürelenmesi

    Karaltı yer: gözden uzak köşe

    Koyuvermek: salıvermek, bırakmak

    Kak: meyve kurusu

    Körsen: karanlık, az ışıklı, seçilemeyen, sönük

    Kurcalamak: karıştırmak, oynamak

    Koz: avantaj

    Köstek: bağ, ayak bağı

    Kızık: kızgın, sinirli

    Kepenek: çoban giyimi, paltosu, uyku tulumu

    Kuşvıcırtısı: kuş sesi, cıvıltı

    Körpe: taze, genç

    Köstü: köstebek, tarla faresi.

    Kakül: saç perçemi, alındaki saç

    Koyun gütmek: koyunu otlatmak, merada yaymak

    Kene: bit, pire, sakırga cinsi bir parazit (koyunlarda olur)

    Kayırmak: gözetlemek, kollamak

    Kısmak: azaltmak

    Kıraç: susuz, sulanmayan yer, kır

    Kırıntı: döküntü, küçük parça

    Kürümek: karı damdan aşağı itmek

    Kanırmak: zorlamak

    Kaklık: içine kar ve yağmur suyu dolan çukur taş

    Kapçak: kap, bir şeyin üzerine örtülen şey

    Kelik: pabuç, terlik

    Kayrak: oynak taşlı yer

    Koyver: bırak gitsin

    Kırpmak: makasla kesmek, kırpıntı

    Kabarmak: şişmek

    Kılmak: yapmak, etmek, yerine getirmek

    Kısık: dağ geçidi, boğaz, çukur

    Kısılmış: sıkışmış, büzülmüş, azaltılmış

    Kırnap: ip

    Kalgımak: zıplamak

    Kancık: dişi

    Kaygısız: dertsiz

    Kırağı, çiğ: sisin otlarda bıraktığı ıslaklık

    Kop: gel, ayrıl, koş

    Kopmak: kırılmak, ayrılmak

    Kasmak: önünü kapatmak, geri çevirmek

    Katlamak:bükmek

    Kutlamak: talih, saadet, şans iyilik istemek, teprik etmek

    Kaypak: dönek, sözünde durmayan

    Kuş sekmesi: kuşun yürümesi

    Kurşun sekti: sıçradı, hedefe değmedi

    Kaltak: kötü kadın

    Kertmek: yontmak, çendik atmak

    Konalga: yaylaya çıkarken dinlenilen konaklama yeri

    Kirmen: elle yünden ip eğirme aleti, iğ

    Kır: ak, kırçıl

    Kısmı: cimri, hasis, varyemez

    Kütürdetmek: ses çıkarmak

    Katlanmak: dayanmak

    Kürelenmek, küren: koyunların biraraya toplanması

    Kater: dizi, sıra

    Kargı: uzun sopa, sırık, çubuk

    Kursak: mide
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    - M -

    Muzu, muzuluk: yaramaz, yaramazlık

    Meh: al

    Muhmak: yumruk vurmak

    Mahana: bahane

    Mıh: çivi

    Mıhlı: kurtlu, delikli

    Mıdık: gaga, ibik, şapka siperi güneşliği

    Mirt etmek: kıpırdanıp durmak

    Miski: cimri, eli sıkı

    Meymenetsiz: yaramaz, kötü

    - N -

    Nice: daha, tekrar, pekgçok, ne durumda

    Nece oldu: nasıl, ne kadar

    Nene gerek: ilgilendirmez, boşver

    - O -

    Oğcalamak: oğmak, masaj yapmak, sıvazlamak

    Ocumak: soğumak, uzaklaşmak

    Okuntu: düğüne çağrı hediyesi, davetiye

    Obruk: mağara, oyuk, delik, çukur, boşluk, în

    Onmak: iyileşmek

    Onur: vakar, haysiyet, şeref

    Olcum: halk hekimi

    Ossaat: derhal, hemen

    Oluk: hayvanların su içtiği ağaç tekne

    Ocak: ateş yakılan yer tandır, hastalıklara iyi gelen, ziyaretgah

    Oba: göçebe topluluğu

    Ondankelli: ondan dolayı, daha sonra

    Ondan ötürü: dolayısıyla

    Oralı olmamak: ilgilenmemek




    - Ö -


    Örselemek: zedelemek

    Ötlek: korkak

    Öbek: yığın

    Öbürü: diğeri, öteki

    Örelemek: işi düzensiz yapmak

    Öyek: bataklık

    Öş: sabah vakti

    Öymek: su sızıntısı

    Öneze: keklik avında saklanılacak yer, siper.

    Öksüz: annesi ölmüş kişi, kimsesiz

    Öğümek: kusmak, içi bulanmak

    Özemek: yoğurdu sulandırıp ayran yapmak

    Özürlü insan lakapları: aydaş, çolak, çopur, göde, hırık, kör, sağır, tat, topal.

    Öşerti: şekil belirmesi, seçilmesi, hafif aydınlık.

    Öte: karşı taraf, diğer

    Öteberi: çarşıdan alınan tüketim maddeleri, eksik, gedik

    Öfbe: bıkkınlık, istemezlik sözcüğü

    Ötegün, öteğin: dünden önce, daha önceki



    -P-


    Pısmak: sinmek

    Pörtlek: dışa çıkık

    Peşkir: havlu

    Pataklamak: dayak atmak, kötek

    Pörsümek: bozulmak, örselenmek

    Pufurmak: şişirmek

    Pırtı: kumaş

    Pür: yapraklı ağaç dalı

    Pürçek: taze bitki yaprağı, tomurcuk

    Pelit: palamut, meşe

    Püse: katran

    Parpı-paylamak: kızmak, azarlamak

    Perakende: parça, bölük, tüm değil

    Pek: sert, (peklik, kabızlık), katı, çok sıkı

    Pavkırmak: ses çıkarmak

    Pekitmek: pekiştirmek, sağlamlaştırmak, sıkıştırmak

    Pus: sis, duman

    Paskırdı: kabardı

    Pısıkmış: korkmuş, sinmiş

    Paklamak: temizlemek

    Peh: hayret sözcüğü



    - R -

    Renkler: al, alaca, ak,ağ, boz, kırmızı, ala, kızıl, kır, kırçıl, kara, çor, çapar, göğ-gök, gökçe, çakır, kongur, konur, çandır, doru, yağız.

    - S -


    Susa: Keçi yolu

    Sinmek: pısmak, saklanmak, gizlenmek

    Sahan: yemek tabağı, kabı

    Sapa: uzak, ters yol

    Sızı: ağrı

    Sünmek: yorulmak, uzatılmak, uzanmak

    Sekmek: zıplamak, hoplamak

    Seki: teras

    Söbüce: dik, uzun, ince, zayıf

    Sapak: dönemeç

    Siyek: hayvan idrarı

    Seyirtmek: koşmak

    Sargın: hevesli

    Seyrimek: göz atması, tik

    Soyka: ölü çamaşırı, kötü kişi

    Sakar: salak, çok kaza yapan, rastgele hareket eden, şaşkın

    Sarkıtmak: uzatmak, göndermek

    Sallama sapan: taş atmaya yarayan örme ip

    Söykünmek: bir yere dayanmak, yaslanmak

    Sofra yazmak: yemek malzemelerini getirip koymak

    Sokum: bir lokma ekmek

    Sürek: takip, sürekli, devamlı

    Süt ürünleri: lor, keş, dolaz, yanıksı güz yoğurdu, opruk tulum peyniri, çökelek, yayık ayranı, kaymak

    Saydaş:Düz, ince, yassı taş

    Sıyırmak, ziftimek: soymak, temizlemek

    Sulu sepken: toprağı ıslatan ve çabuk eriyen sulu kar

    Sak: uyanık, temkinli

    Saklı: gizli

    Su ile ilgili sözcükler: akar, akarsu, ark, bent, bataklık, böğet, dere, göz, gölcük, kaynak, oluk, öz, öyek, pınar, sulak, sulu, sazlık, gömük, balçık, ırmak, nehir

    Sarp: ters, aksi, anlayışsız, dik, yokuş

    Serpmek: atmak, yaymak

    Sürü: biraraya toplanmış ,alay, grup, küme

    Sürmek: götürmek, sevketmek, çift sürmek, ilaç sürmek

    Sürgün: yeni çıkan ağaç dalı

    Sası: tatsız

    Sokmak: girdirmek, koymak

    Sak: uyanık

    Sığır: inek

    Seyrek: aralıklı, sık olmayan

    Süygün: taze dal

    Sırnaşık: ısrarcı, arsız.

    Saç şekil isimleri: kakül, perçem, zülüf, belik

    Sırt: arka, dağ yüzü

    Sırt: giysi, elbise

    Sıkı sıkılamak: fişeğe barut, saçma doldurmak

    Seme: ahmak, aptal, akılsız, menfaatini bilmeyen

    Sitil: çul, çadır örtüsü

    Seyil: sahil, göl, deniz kıyısı, göçebelerin kışladığı düzlük, ova, vadi

    Sancı: acı, sızı, ağrı

    Sıkıntı: üzüntü

    Sırıtmak: gülmek

    Semiz: besili, tıknaz

    Seki: yayladaki düzlük

    Sağmal: süt veren hayvan

    Sökün etmek: hareket etmek, yürümek, göç

    Sargın: bağlı, tutkun

    Savruk: rastgele davranan, düşüncesiz, müsrif

    Savak: su bendi, kanal, arkbaşı

    Süğmek: sarmak, uzamak

    Söğmek: küfür, kötü söz

    Sıtır: gizlemek

    Sınıkçı-olçum: kırık, çıkık tedavi eden

    Sokurdanmak- sokranmak: söylenmek



    - Ş -


    Şavk: aydınlık, ışık

    Şavkarmak: şafak atışı, ışımak

    Şincik: hemen şimdi

    Şincikten kelli: bundan sonra

    Şıppadanak: çabuk

    Şinik: ölçü birimi

    Şar: şehir

    Şah: ağacın yeni sürgünü, dalı

    Şapırdatmak: ses çıkartarak yemek yeme

    - T -

    Tokuşmak-müsmek-süsmek-tosvurmak: koyunun ve keçinin kafa vurması.

    Tor: ürkek, çekingen

    Tanış: bildik, tanıdık

    Tulum: deri peynir kabı

    Tuluk: deri su kabı

    Tat: dilsiz, kekeme

    Toy: acemi, tecrübesiz

    Tengerlemek: yuvarlamak

    Tengerlenmek: yuvarlanmak

    Terek: raf

    Takdelen: ağaçkakan kuşu

    Türlü: çeşitli

    Tok: iştahsız, doymuş

    Tüğlemek: düğüm atmak, bağlamak

    Tünemek: yükseğe çıkıp oturmak

    Tüymek: kaçmak

    Tombuş-tombiş: temiz, sevimli, toplu

    Tombalak: toplu, kilolu, şişman tombul

    Tıkamak: kapamak

    Turfanda: ilk yetişen meyve, sebze

    Tuturuk gibi: ekşi

    Tosmarmak: kötü duruma düşmek

    Türemek: çoğalmak, artmak, ortaya çıkmak

    Tıkıç gibi: şişman, tıknaz

    Tıkıştırmak: tıkınmak, atıştırmak

    Topak: toparlak, yuvarlak, top gibi

    Tenha: seyrek, az insan olan sakin yer

    Tene: tane

    Tülbür: uzun karışık saçlı

    Tosbağa: kaplumbağa

    Tezikti: tezdi, kayboldu, kaçtı

    Tınlamadı: dinlemedi, umursamadı

    Tökezledi: yere yıkıldı

    Tokuç: çamaşır döğme sopası

    Tiril tiril etmek: canlı gibi görünmek

    Teyin: sincap

    Tez: acele

    Taytay durmak: apalayan çocuğun ilk defa ayakta durmaya başlaması

    Tahra: balta, satır, nacak

    Teltik: değişik, farklı

    Tiftimiş: kabarmış, tüylenmiş

    Takat: güç, kuvvet

    Tebelleş: musallat, başa bela, sıkıntı



    - U -

    Ulamak: birbirine bağlamak, ilave etmek, eklemek

    Ulumak: kurt, canavar, çakal sesi

    Uluk: bozuk,çürük

    Ufra: un

    Ummak: beklentisi olmak, ümit etmek

    Uslu: sessiz, terbiyeli

    Usanmak: bıkmak, bezmek, sıkılmak

    Usulca: yavaş

    Usuliyle: gereğince

    Usuktu: kabullendi, sakinleşti.

    Uşak: çocuk, yardımcı

    Uçkur: don, şalvar bağı, ipi, kemer yerine kullanılan ip, bez.

    Uç: kenar

    Utlanmak: mahcup olmak

    Ufak: küçük, minnacık

    Ufalamak: küçültmek, parçalara ayırmak

    Uy: takip et, ardından git, evyah

    Ulu: büyük


    - Ü -

    Üleştirmek: bölüştürmek, paylaştırmak

    Ünle: seslen, çağır

    Ütülmek: yenilmek

    Ümük: gırtlak, boğaz, :.

    Ün: şöhret, nam

    Ürkmek: korkmak, çekinmek

    Üstün körü: gelişi güzel, baştan savma

    Üzerlik: nazar otu

    Ütmek: yenmek, ateşin alevine tutmak

    Üşengeç: tembel, uyuşuk, gönülsüz

    Ürkek: korkak, çekingen

    Üşüşmek: gelmek, toplanmak



    - V -

    Vızıklamak: zırıncamak: inlemek, yakınmak

    Vıcık: cıvık, sulu çamur

    Varsak: gitsek

    Vıcır, vıcır: çok kalabalık, gürültülü

    - Y-

    Yoz mal- sırkıntı: çıkıntı, kısır koyun sürüsü

    Yaylak: bahar gelince davar otlatmaya çıkılan dağlardaki yayla, düzlük, otlak yerler:

    Yazgı: kader, alınyasısı

    Yalak: köpeğin yal-aş yediği çukur.

    Yülemek: bıçak, makas, ağzını keskinleştirmek, bilemek

    Yağır: uyuz

    Yağlık: mendilin büyüğü

    Yuka: sığ, derin değil

    Yanış: işleme, desen, örgü., nakış

    Yüğürmek: koçla koyunun çiftleşmesi


    Yörük yemek çeşitleri ve hamur işleri: saç kavurması, topalak (köfte), sütlü çörek, yarma tarhanası, arabaşı, bulamaç, un helvası, bazlama, katmer, çomaç, mayalı, sıkma, börek, sündürme, keşkek, çörek, yağlı ufak, övelemeç, ovmaç, un çorbası, höşmerim, kaygana, yufka ekmek, killan böreği, hoşaf, paça-kelle, haşlama, çemen (közleme), yalancı mantı, mantı, erişte.

    Yiğe: kurnaz, hileci

    Yamaç: dağın yüzü, eteği.

    Yaka: taraf, kenar, kıyı

    Yurt-yurtluk: yaylak ve kışlakta obaların çadır kurduğu ver.

    Yeğni: hafif

    Yumru: topak, şişlik

    Yanaş: yaklaş

    Yılgın: bezgin, çekingen

    Yakım yakmak: ağıt söylemek

    Yufka yürekli: merhametli, hisli, duygulu

    Yakınmak: kendine acındırmak

    Yerinmek: memnuniyetsizlik

    Yazılmak: yayılmak, dağılmak, bir yere kayıt olmak

    Yalama: bozulmuş, aşınmış, silinmiş

    Yazma: yemeni, örtü, çember,burgu, başörtüsü

    Yetmek: tamam olmak, başgelmek

    Yetişmek: ulaşmak, varmak, kendini iyi hazırlamak

    Yeşerti: yeşillik, bitki

    Yenik: ısırılmış

    Yitik: kayıp

    Yörük mutfak eşyaları: kazan, haranı, tava, sahan, lenger, sini, leğence, ibrik, tahra, çomça, kevgir, dibek, tas, senit, oklava, şiş, eldeğirmeni, helke, cingil, güğüm, bakraç, "tahta kaşık, sacayak, saç, yayık, su tuluğu, dağarcık.

    Yörük isimleri: (bay): ahmat, abdil, bobulu, bulduk, bayramali, durmuş ali, ibili, ese, esmen, ıramazan, ibrağam, durhasan, hacı, kerim, memili, süllü, yusufca.

    Yörük isimleri (bayan): ayşana, arzı, döndü, döne, durdu, dudu, eyse, elif, fadime, gülizar, hatça, ıraz, ireb, güllü, ümmü, keziban, ummanı, menevşe, selver, şerif, şerfece, teslime, sultan, zala.

    Yapışkan: zamk, tutkal gibi şeyler

    Yanal: pembemsi

    Yova-yoğa, yoğanta: tembel, çalışmayan, makbul olmayan kişi

    Yağma: bölüşmek, başkasının malını almak, kapışmak

    Yanına komamak: bırakmamak, cezalandırmak

    Yava: lezzetsiz, tatsız

    Yavan: yağsız

    Yitmek: kaybolmak

    Yenilen yayla otları: çiğdem, burçalak, kenger, yemlik, teke sakalı, çıtlık, kuzukulağı, ekşimik-eğşi kulak

    Yakı: vücuda tedavi için ilaç sarmak

    Yarayışlı: faydalı

    Yakarmak: yalvarmak

    Yemeni: pabuç, çarık, ayakkabı

    Yansılamak: tekrarlamak

    Yokuş yukarı sarmak: yükseğe çıkmak, tırmanmak

    Yeldirme: bir çeşit kadın örtüsü

    Yoymak: bozmak, telef etmek

    Yenişememek: berabere kalmak

    Yumak: ip çilesi

    Yunmak: yıkanmak

    Yanıltan: kandıran, aldatan

    Yuvak: silindir biçiminde sertleştirme, yuvma taşı

    Yeğlemek: tercih etmek

    Yayladaki yabani ağaç ve bitkiler: koyun alıcı, ahlat, karamık, erik, payam, elma

    Yaygı: çadırın tabanına serilen kilim, keçe, örtü

    Yasılmak: eğilmek

    Yangı: ateş, sızı, dert, sıkıntı, üzüntü

    Yülemek: sürtmek, bilemek, bileylemek, keskinleştirmek

    Yalınayak: çıplak ayakkabısız

    Yazı: ova, düzlük, şehir dışı, kır, step, bozkır, yaban

    Yetmemek: az gelmek

    Yeltenmek: denemek, teşebbüs etmek

    Yekinmek: davranmak

    Yufka: ince saç ekmeği

    Yar: dik meyil, uçurum

    Yeşerti: yeşil taze ot

    Yalman: eğri, düz olmayan (yayvan, çukur)

    Yarayışlı: faydalı, yararlı

    Yeğ-yeğlemek: tercih etmek

    Yalpalamak: sallanmak

    Yumuş: hizmet, görev

    Yokyav: inanılmazlık, şaşkınlık sözcüğü

    Yermek: horlamak, kötülemek.


    - Z -

    Zıylan: kaygan

    Zövelmek: dinelmek, dimdik ayakta durmak

    Zövele: gelengi, dağ sincabı

    Zağar: belki, sanırım

    Zevzek: ciddi olmayan, sulu

    Zülüf: yüz yanında kalan saç

    Zıtlık: terslik, karşılık, uyumsuzluk

    Zonklamak: bir çeşit ağrı

    Zığarmak: karşı gelmek, itiraz etmek

    Zıbarmak: öImek

    Zırlamak: ağlamak

    Zırnıcıdı: pişman oldu

    Zılgıt çekmek: kızmak, çekişmek, azarlamak

    Zıllımak: caymak, vazgeçmek, dönmek

    Zıvıtmak: başından savmak

    Zıvdırmak: savuşturmak, göndermek

    Zırıncamak: gönülsüzlük

    Zıvlatmak: kabuğunu soymak, kavlatmak

    Zavur: azarlamak

    Zorsunmak: gücüne gitmek, isteksizlik
     

Sayfayı Paylaş