1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Yüzbaşı Faruk

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve wien06 tarafından 18 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Asagida okuyacaginiz olay SU CILGIN TÜRKLER(s.47) adli kitaptan alinmistir

    İstanbul hükümetinin Harbiye Nazırı Ziya Paşa, her zamanki yumuşaklığı ile, "Beyler.." dedi, "..İngilizlere kafa tutamayız. Adamların hiç şakası yok. Daha geçen gün, bir bahane icat ederek İzmit'i tekrar işgal ediverdiler."

    Sarı atlas döşeli büyük oda, nezaretin ileri gelen subayları ile doluydu. Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlısı olan birkaç gerici subay dışında hepsi, Anadolu'ya geçmeye çoktan hazır, Ankara'nın İstanbul'da kalmalarını gerekli gördüğü namuslu askerlerdi. Kapı açıldı, kapının boşluğu içinde yaver göründü:

    "Emrettiğiniz yüzbaşı geldi efendim."

    "İçeri al."

    Nazır subaylara bilgi verdi:

    "Az önce sözünü ettiğim talihsiz olayın faili."

    Yüzbaşı bekletmeden içeri girdi, kaygılı bakışlarla kendisini izleyen subayların arasından hızla ilerleyerek nazırın masası önünde durdu, selam verdi:

    "Yüzbaşı Faruk, İstanbul. Beni emretmişsiniz."

    Uzun boylu, kumral, yakışıklı, biraz bıçkın havalı bir subaydı. Nazır önündeki bir yazıya bakarak, yumuşak bir sesle, "oğlum.." dedi, "..dün akşam Beyoğlu'nda İngiliz İnzibat Subayı Teğmen Miller'i, emre rağmen selamlamamışsın. Doğru mu?"

    "Evet efendim, doğru."

    Nazır dürüst subaya babacanca yol gösterdi:

    "Herhalde görmediğin için selamlamadın, değil mi çocuğum?"

    "Hayır efendim, gördüm."

    Nazırın canı sıkıldı:

    "Niye selamlamadın öyleyse? Selamlamanız için emir verilmişti."

    "Rütbesi benden küçük olduğu için selamlamadım Paşam. Askerlik töresince, önce onun beni selamlaması gerekmez miydi?"

    Ziya Paşa derin bir kederle ellerini açtı:

    "Askerlik töresi mi kaldı a yavrum? Adamlar galibiyet haklarını kullanıyorlar. İngiliz Komutanlığı olayı bu sabah protesto etti. Mesele çıkarılacak zaman değil. Hemen şu müzevir teğmeni bul da özür dile. Olayı kapatalım."

    Başıyla çıkması için izin verdi. Ama yüzbaşı yerinden kıpırdamadı:

    "Paşam, bir de beni dinlemenizi rica ediyorum."


    Nazır bıkkınlıkla, "Söyle bakalım" dedi.

    "Balkan Savaşı'nda teğmendim, Çanakkale'de üsteğmen, Suriye cephesinde yüzbaşı oldum. Ben bu rütbeleri tek başıma savaşarak almadım. Her rütbemde binlerce şehidin ve gazinin hakkı var. Onların hakkını korumak namus borcumdur. Beni affedin, özür dileyemem."


    Harbiye Nazırı bozuldu:

    "Anlamadın galiba. Harbiye Nazırı olarak emrediyorum."


    Yüzbaşı sukunetle, "Anladım efendim" dedi, apoletlerini bir hamlede söküp nazırın masasına bıraktı:

    "Artık emrinizi dinlemek zorunda değilim!"


    Selam vermeden dönüp kapıya yürüdü. Oturan subayların, İstanbul'u tutan birkaçı dışında hepsi saygıyla ayağa fırladı. Hepsinin rütbesi yüzbaşıdan daha büyüktü.

    Gözleri dolarak yüzbaşıya selam durdular.



    [ALINTI]
     

Sayfayı Paylaş